15 Asırlık Kötü Miras

Ahmet İNCE gordesgazetesi@gmail.com

            Kur’an önceki ümmetlerin inanış biçimlerini, nebilerin mücadelelerini tafsilatıyla anlatır. Bunun elbette bir sebebi vardır. Zira bu kitap son kitaptır, Muhammed Aleyhisselam son uyarıcıdır. İnanış, iman başlıklarının yanında ısrarla zikredilen konu adalet, hak ve hukuk kavramlarıdır.
            Bu konu gerçek iman sahipleri için, son derece yakıcı ve kavurucu bir gerçekliktir.  Neden mi?
            Kur’anın şu hükmüne dikkat kesilelim; “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZ ZAMAN ADALETLE HÜKMETMENİZİ emreder. Allah size ne güzel öğüt verir. Allah dinler ve görür.” (Nisa–58)
            Ayeti açalım. Birincisi, adaletle hükmetmek bir emirdir. Tıpkı namaz ve oruç gibi. İkincisi, hükmeden yani iktidar sahibi olanlar, adaletle hükmetmek sorumluluğu altındadır. Üçüncüsü, Kur’an bir devlet modeli ortaya koymamış, şanlı Nebi bu konuda bir şey söylememiştir. Mesele rejimin adı değil, adaletidir. Dördüncüsü, bu hüküm inananlara Allah’ın bir öğüdüdür.
            Peki, Müslümanlar Allah’ın bu emrini ve nasihatini dikkate almış mıdır? Tarihi seyir gösteriyor ki almamıştır. Çünkü önceki ümmetlerin ve hüküm sahiplerinin düştüğü çukura, kısa sürede yuvarlanmışlardır. Ne hüzündür ki 15 asırdır Müslümanlar, bu çukurdan bir türlü çıkamıyor.
            Bunu anlatmak istiyorum.
            Aslında hikâye, Muhammed Aleyhisselamın nübüvvetini açıklamasıyla başladı. Yaklaşık 4 asırdır devam eden Haşimi-Ümeyye rekabeti, aslında kabile asabiyetine dayanıyordu. Muhammed nübüvvetini açıkladığında, Ümeyoğulları şöyle itirazda bulundu; “Madem bir peygamber gelecekti, niye bizden değil..” Şanlı Nebinin nübüvveti boyunca, bu rekabet ve itirazlar hep devam etti.
            Güç ve iktidar duygusu, aslında Allah’ın emrini ve nasihatini hiçe sayıyordu. Şanlı Nebi vefat ettiği gün, tarihi ihtilaf adeta infilak etti. Halife kim olacaktı, kimden olacaktı. Yangın büyüktü. Şanlı Nebinin naaşı evinde koruma altına alındı, kapısı kilitlendi. Tam 2,5 gün evinde bekletildi. Hani sahabe filan diyoruz ya yaşanmışlık öyle değil işte. Asırlarca bize hakikatler anlatılmadı.
            Ebubekir güç bela halife seçildi ve Şanlı Nebinin naaşı 2,5 gün sonra, hem de bir akşam saatinde, kaçırılırcasına 5–6 kişi tarafından toprağa verildi. Veda haccında 100 bin kişiye hitap eden o Şanlı Nebi toprağa verilirken, evet sadece 5–6 kişi vardı. Asrısaadet masalları anlatanlar, Müslümanlara bunu niye anlatmıyor?
            Ömer bir suikasta kurban gitti. Osman, Ümeyye soyundandı. O günkü devlet görevlerini ve önemli mevkileri, kendi yakınlarıyla doldurdu. Müslümanlar arasındaki ihtilaflar, zirve yapmaya başladı. Sonunda Osman da suikastla öldürüldü. Kabile asabiyetinin iktidar hırsı, Ali-Muaviye çekişmesiyle asırların hicranına milat teşkil etti. Cemel ve Sıffin’de binlerce sahabe birbirine girdi. Niceleri hayatını kaybetti. Mesela, Hz Aişe Muaviye tarafındaydı. Neden diye düşündünüz mü acaba?  İfk yani iftira olayında Ali, Aişeyi boşaması yönünde sözle olmasa da tavrıyla görüş belirtmişti. Aişe bunu hiçbir zaman unutmadı. Sıffin’de Muaviye’nin yanında yer aldı.
            İktidar ve güç kavgası, işte bu tür bir şeydi.
            Kamplaşma böyle başladı. Müslümanların bir bölümü şii, bir bölümü sünni oldu. Bir bölümü de harici oldu. Hariciler, bir sivrisineğin öldürülmesini bile günah görecek kadar Müslüman’dı. Hakem olayına isyan bayrağı açtılar. Hüküm Allahın’dır diyerek, hakem olayına katılanları tekfir ettiler. Ahmet Cevdet Paşa Kısası-ı Enbiya kitabında onlarla ilgili bir olayı nakleder. Nahrevan köprüsünün başında Hariciler, Şanlı Nebinin arkadaşlarından Hubbab ve karısını durdururlar. Hakem olayını sorarlar. Neticede Hubbab ve hamile karısını, koyun boğazlar gibi doğrarlar. İşte o haricilerin günümüzdeki devamı, İŞİD ve benzeri yapılanmalardır.
            Ali, bir harici tarafından hançerlenerek öldürülür. Sonra Emevi saltanatını kuran Muaviye, iktidarının devamı için akıl almaz işler yapar. Devlet görevlerine yakınlarını getirir. Kendisini tenkit etmeyi yasaklar. Ulema ve kadılar, onun onayı olmadan karar veremezler. Vecdi Akyüz, “Hilafetin Saltanata Dönüşmesi” adlı eserinde; Muaviye’nin “körü körüne itaat etmeyi” çevresinde görev verdiği insanlara maharetle aşıladığını belirtir. (Dergâh yayınları, sf:27) Hatta Muaviye, Ali’nin kardeşi Akil bin Ebi Talib’e hep yakınlık göstermiş, ona ihsanlarda bulunarak, Ali’nin aleyhinde kullanmaya çalışmıştır. Camilerde Ali aleyhine hutbeler verdirmiştir.
            Ve son nokta, Kerbela faciası. Şanlı peygamberin torunu Hüseyin, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah ve Abdullah Bin Zübeyir, Yezit’e biat etmedikleri için mimlendiler. Kerbela’da Hüseyin’in kesik başını Yezit’e gönderdiler.
            Netice itibarıyla; saltanat uğuruna, güç ve iktidar uğuruna bu yaşananlara ne diyeceğiz. Şanlı Nebinin Mekke ve Medine’de ayak izleri daha kurumamış. Hepsi de Müslüman, çoğu Şanlı Nebinin arkadaşı vesair.
            Kim dikkate almış Nisa suresi 58’nci ayeti. Müslümanların hayatındaki bu kötü miras, 15 asır boyunca devam edip geldi. Tarihin sayfalarına girmek istemiyorum. 20.yy’a bir göz atalım yeter.
            25 Mart 1973, Suudi Kralı Faysal bir suikasta kurban gitti. Saray içinde iktidar hesaplaşmaları ve hırsları üst düzeydeydi. Bir kabul töreninde, yıllarca yanında bulunan yeğeni, Faysal bin Musaid tarafından silahla vurularak öldürüldü. Faysal donanımlı, makul bir liderdi ve Türkiye ile iyi ilişkileri vardı.
            Yıl 1979. Pakistan’da uzun yıllar Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak görev yapan Zülfikar Ali Butto, siyasi muhalifleri tarafından idam edildi. Kurucusu olduğu Halk Partisinin başına, kızı Benazir Butto geçti. 2006 yılında Başbakan Benazir Butto da, bir suikasta kurban gitti.
            27 Mayıs 1960, Menderes darbeyle indirildi. Yassıadada hukuk cinayetleri işlendi. Kanunlar geriye doğru çalıştırıldı. Anlı şanlı hukukçular, bu değişime onay verdi. Ve Menderesle arkadaşları idam edildi.
            İran şahı Rıza Pehlevi döneminde, nice insanlık suçları işlendi. Şah muhaliflerini hapislere tıktı, kimisini doğrayıp attı. Suriye’de Hafız Esat, uzun iktidarı boyunca, gücünü korumak için tarifsiz insanlık suçları işledi.
            Örnekleri çoğaltmak elbette mümkün. 15 asırdır Müslümanların hayatında bu vakıa hiç değişmedi. Güç ve iktidar sahipleri, varlıklarını sürdürme adına hak ve hukuku ve adaleti hiçe saydılar. Nisa 58’deki Allah’ın emrini ve nasihatini yok farz ettiler.