“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin yirmi dördüncü konuğu, Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi, Orman Endüstrisi Mühendisliği Bölümü, Orman Biyolojisi ve Odun Koruma Teknolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Sayın Prof. Dr. Sibel Yıldız olacaktır. Ziraat, Orman ve Su Ürünleri Temel Alanı kapsamında; Orman Endüstri Mühendisliği çatısı altında Odun Koruma Teknolojisi, Odun Biyolojisi ve Odun Dışı Orman Ürünleri Endüstrisi alanlarında akademik çalışmalarını sürdürmektedir. Röportaj teklifimi kırmayıp yoğun akademik ve idari programına rağmen nazikçe kabul ettiği için kendisine teşekkür ederim. Hocam, izninizle sorularıma geçiyorum.
Soru 1: Öncelikle nasılsınız hocam? Orman endüstri mühendisliği alanınayönelmenizde sizi etkileyen temel etken ne oldu?
Cevap 1: Merhabalar. Çok iyiyim, sağ olun. Öncelikle nazik davetiniz için teşekkür ederim. Bölüme bilinçli bir tercih yaparak girdiğimi söyleyemem ama üniversitemi bilinçli seçtim. Daha Doğrusu bölümden önce üniversiteyi seçtim. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ),İstanbul, Ankara ve İzmir illeri dışında Anadolu’da kurulan ilk üniversitedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin en eski dördüncü üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesinden sonra ülkemizde kurulan ikinci teknik üniversitedir. Şunu net olarak söylemeliyim ki iyi bir üniversite, öğrencisini yalnızca akademik olarak yetiştirmez yanı sıra öğrenciye bireysel kimlik de kazandırır. Özellikle kampüs üniversitelerinin sunduğu farklı imkânlar öğrenciye çok yönlü katkılar sunar. Sürekli eğitim merkezleri, çeşitli eğitim seminerleri, öğrenci sosyal kulüpleri, sanatsal ve sportif faaliyetler bunlardan bazılarıdır. Dolayısıyla öğrencilere, tercih dönemlerinde tutku ile okuyacakları bölüm kadar, o bölümün ait olduğu üniversiteyi de sorgulayarak bir yönelimde bulunmalarını tavsiye ederim.
Soru 1: Öncelikle nasılsınız hocam? Orman endüstri mühendisliği alanınayönelmenizde sizi etkileyen temel etken ne oldu?
Cevap 1: Merhabalar. Çok iyiyim, sağ olun. Öncelikle nazik davetiniz için teşekkür ederim. Bölüme bilinçli bir tercih yaparak girdiğimi söyleyemem ama üniversitemi bilinçli seçtim. Daha Doğrusu bölümden önce üniversiteyi seçtim. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ),İstanbul, Ankara ve İzmir illeri dışında Anadolu’da kurulan ilk üniversitedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin en eski dördüncü üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesinden sonra ülkemizde kurulan ikinci teknik üniversitedir. Şunu net olarak söylemeliyim ki iyi bir üniversite, öğrencisini yalnızca akademik olarak yetiştirmez yanı sıra öğrenciye bireysel kimlik de kazandırır. Özellikle kampüs üniversitelerinin sunduğu farklı imkânlar öğrenciye çok yönlü katkılar sunar. Sürekli eğitim merkezleri, çeşitli eğitim seminerleri, öğrenci sosyal kulüpleri, sanatsal ve sportif faaliyetler bunlardan bazılarıdır. Dolayısıyla öğrencilere, tercih dönemlerinde tutku ile okuyacakları bölüm kadar, o bölümün ait olduğu üniversiteyi de sorgulayarak bir yönelimde bulunmalarını tavsiye ederim.
Soru 2: Orman endüstri mühendisliği denildiğinde toplumda hâlâ sınırlı bir algı var.
Siz bu alanın neyi temsil ettiğini bir vatandaşa nasıl anlatırsınız?
Cevap 2:Orman Endüstri Mühendisliği; en yalın ifadeyle hammadde olarak odun işleyen endüstri dallarına (mobilya, kağıt, levha ürünleri vb.) hizmet veren, bu alanlarda çalışacak
öğrencileri nitelikli mühendislere dönüştüren bir disiplindir.
Ormandan elde edilen odun hammaddesinin; yapı malzemesi olarak kullanılabilirliği,
anatomik, kimyasal, biyolojik, fiziksel, mekanik özellikleri, mantar ve böcek gibi
zararlılara karşı korunması, mobilya, yonga levha, lif levha, kontrplak, vb. kompozit
levhaların, odun-plastik kompozitlerinin, izolasyon malzemelerinin, kağıt ve kağıt
hamuru, mukavva ambalaj, selüloz ve benzeri mamullerin üretilmesi, orman yan
ürünlerinin kimyasal içerikleri ve bunların tıbbi ve aromatik kullanımı ve bütün bunların
fabrikasyonu, standardizasyonu, yönetim ve organizasyonu, pazarlanması, satış sonrası
hizmetleri, toplam kalite yönetimi, iş güvenliği konularında faaliyet gösteren sektörlere
bilgi verip eleman yetiştiren bir mühendislik dalıdır.
Soru 3: Emprenyeli ahşap ürünlerin uzun ömürlü olması büyük bir avantaj, ancak
bakır, krom ve arsenik gibi maddelerin çevreye geçişi de ciddi riskler barındırıyor. Bu riskler en çok nerede ve nasıl ortaya çıkıyor?
Cevap 3: Evet, bu riskler önceden mevcuttu özellikle dış mekanda sürekli yağmura maruz kalan
(bahçe mobilyaları, çocuk oyun parkları, pergolalar, peyzaj uygulamaları); deniz suyuyla
(iskele ve kıyı/liman tesisleri) ya da toprakla direkt temas eden (tel direkleri, çit kazıkları
vb.) kullanım alanlarında yağmur ve deniz sularının oduna iyi tutunamayan bakır (Cu),
krom (Cr) ve arsenik (As) iyonlarını yıkayarak emprenyeli ahşabın yüzeyinden
toprağa/suya taşıması çevresel bir sorundu. Ancak artık Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın
yönetmelik ve ilgili mevzuatları gereğince arsenik bileşikleri tehlikeli kabul edilmektedir.
Dolayısıyla insan sağlığı ön planda tutularak yukarıda bahsi geçen kullanım alanlarında
CCA ile emprenye edilmiş odun kullanımı yasaklanmıştır. Avrupa Birliği'nde de benzer
kısıtlamalar bulunduğundan AB uyum süreci kapsamında Türkiye'de de bu yönde
düzenlemeler yapılmıştır.
Soru 4: Kullanım süresini tamamlamış emprenyeli direkler ve ahşap malzemeler
bugün neden hâlâ önemli bir çevre sorunu olarak karşımızda duruyor?
Cevap 4: Türkiye'de kullanım süresini tamamlamış emprenyeli direkler ve ahşap malzemelerin bertarafı ne yazık ki sorun olmaya devam etmektedir. Bu durum, düzenli bir geri
dönüşüm/bertaraf sisteminin tam olarak oturtulamamasından ve kısmen bilgi
eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Türkiye'de emprenyeli (koruyucu işlem görmüş) odun
kullanımıyla ilgili kesin ve genel bir yasal zorunluluk bulunmamaktadır. Ancak, belirli
sektörler, kullanım alanları ve yapı türleri için yönetmelikler, standartlar ve şartnameler aracılığıyla bir takım zorunluluklar getirilmiştir. Bu zorunluluklar, yapının
ömrünü uzatmak, bakım maliyetlerini düşürmek ve güvenliği artırmak içindir. Hal böyle
iken Türkiye’de Avrupa ülkeleri ya da Amerika Birleşik Devletlerinde olduğu kadar büyük
kapasitelerde birikmiş atık bir yük yoktur.
“Emprenyeli direkler ve ahşap malzemeler bugün neden hâlâ önemli bir çevre sorunudur”
sorusuna dönecek olursak, bunun çeşitli sebepleri mevcuttur:
Yasağa Rağmen Kontrolsüz Yakma:
En büyük ve en tehlikeli sorun budur. Özellikle kırsal bölgelerde veya inşaat sahalarında,
bu atık ahşapların sıradan çöp veya odun gibi yakılması yaygın bir uygulamadır. CCA
(Bakır, Krom, Arsenik) içeren eski malzemeler yakıldığında, arsenik gibi ağır metaller ve
zehirli dioksin/furan bileşikleri açığa çıkar. Bu toksik dumanlar solunum yoluyla insanlara,
toprağa ve su kaynaklarına karışarak sağlık sorunlarına ve çevre kirliliğine neden olur.
Düzensiz Depolama ve Çevreye Atma:
Direklerin orman kenarlarına, dere yataklarına, boş arazilere veya kontrolsüz çöp
alanlarına atılması, toprağa gömülmesi sık görülür. Oduna fikse olamayan emprenye
maddeleri (ağır metaller) yağmur sularıyla birlikte zaman içinde toprağa ve yeraltı
sularına karışarak kirliliğe sebep olur.
Bilinç ve Farkındalık Eksikliği:
Özellikle küçük ölçekli üreticiler, çiftçiler ve bireysel kullanıcılar, bu malzemelerin tehlikeli
atık sınıfına girdiğinin farkında değildir. "Ahşap = doğal, yakılabilir" algısı hâkimdir.
Belediyelerin ve ilgili bakanlıkların bu konudaki denetimleri ve bilgilendirmeleri zaman
zaman yetersiz kalabilmektedir.
Resmi Bertaraf Kanallarının Yetersizliği ve Maliyet:
Tehlikeli atık sınıfına giren bu malzemelerin lisanslı bertaraf tesislerine gönderilmesi
gerekir. Ancak bu tesislerin sayısı sınırlıdır ve işlem maliyetli bir süreçtir. Bu maliyet,
kullanıcıları illegal bertaraf yöntemlerine sevk edebilmektedir.
Çözüm Önerileri:
Uygulama alanlarında net bir takip sistemi ve sıkı denetimler gereklidir. Özellikle köy ve
ilçe düzeyinde, belediyeler ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından
"Emprenyeli Ahşap Asla Yakılmamalı" mesajını içeren eğitimler verilmelidir. Geri
dönüşümü zor olan bu malzemeler için özel yakma fırınları tesis edilebilir. Emprenyeli
ürün üreticilerinin/emprenye tesislerinin, hizmet ömrü dolan ürünlerini geri alma
proseslerini kapsayan "Üreticinin Genişletilmiş Sorumluluğu" prensibini hayata geçirmeleri gerekir.
Soru 5: Doğal bitki ve mantar ekstraktlarını ahşap koruma maddesi olarak
değerlendirdiğiniz çalışmalarınız var. Bu tür doğal çözümler, sanayide kullanılan
kimyasallara gerçek bir alternatif olabilir mi?
Cevap 5:Evet, doğal bitki ve mantar ekstraktlarının ahşap koruma maddesi olarak değerlendirildiği çok sayıda bilimsel çalışma var. Bu araştırmalar umut verici olsa da, sanayi ölçeğindeki kimyasallara hemen ve tamamen alternatif olup olamayacağı tartışma konusu.
Doğal biyoaktiflerin çevre dostu ve biyobozunur olmaları, insan sağlığı açısından güvenilir
olmaları, geniş çeşitliliğe sahip olmaları, sürdürülebilir olmaları, karbon ayak izlerinin
düşük olması en önemli avantajlarındandır ancak henüz aşılamamış bir takım engeller söz
konusudur. Örneğin doğal ekstraktlar genellikle suyla yıkanmaya (leaching) karşı
dayanıksızdır. Yağmur veya nemle kısa sürede ahşaptan uzaklaşırlar. UV ışınlarına karşı
stabil değillerdir. Endüstriyel kimyasallar (ACQ, Mikronize Bakır) gibi otuz yıl ve üzeri
dayanım sağlayamazlar. Etki spektrumları dardır. Bir ekstrakt genelde belirli bir mantar
veya böcek türüne karşı etkiliyken, ahşabı tüm biyotik tehditlere (çürütücü mantarlar,
termitler, deniz zararlıları) ve abiyotik tehditlere (UV, nem) karşı aynı anda koruması
gerekir. Endüstriyel emprenye sistemleri bu kapsamlı korumayı sağlar.
Yetiştikleri bölge, mevsim koşulları, ekstraksiyon yöntemi vb. parametreler, bitki ya da
mantarın bileşimini etkilediği için standardizasyon zorluğu vardır. Dolayısıyla her partinin
aynı etkiyi göstermesi garanti edilemez. Büyük miktarda bitki/mantar yetiştirmek,
işlemek, ekstrakte etmek, mevcut emprenye tesislerine uyarlamak çok pahalıdır.
Dünyanın ahşap koruma ihtiyacını karşılayacak kadar büyük ölçeklerde bitki ve mantar
türünün sürdürülebilir bir şekilde yetiştirilmesi pek mümkün görünmemektedir. Ayrıca
ahşap endüstrisinin muhafazakâr yapısı da süreci etkileyecektir. Zira, endüstri,
kanıtlanmış, uzun ömürlü, standartlara (EN 335, AWPA) uygun çözümlere güvenir. Doğal
ürünlerin bu standart testleri geçmesi ve uzun vadeli performans verilerinin oluşması
zaman alacaktır.
Bu engelleri aşmak için araştırmalar genelde şu noktalara odaklanmaktadır:
Nanoteknoloji entegrasyonu: Doğal ekstraktları nanosilika veya nanokil taşıyıcılara
yükleyerek, yıkanmaya ve UV'ye karşı direnç artırımı.
Sinergistik karışımlar: Farklı bitki ekstraktlarını birleştirerek etki spektrumunun
genişletilmesi.
Hibrit sistemler: Az miktarda bakır veya bor ile doğal ekstraktları kombine ederek,
toksisiteyi düşürüp etkinliği artırma.
Modifiye edilmiş emprenye yöntemleri: Reçinelerle/tutkallarla sabitleme (grafting) gibi
yöntemlerle ekstraktların ahşapta kalıcılığını arttırma.
Sonuç olarak şu anki teknolojiyle, doğal ekstraktların yüksek riskli dış mekan yapılarında
(ör. temel direkleri, deniz yapıları) endüstriyel kimyasalların yerini alması pek mümkün
görünmemektedir. En olası senaryo, "yeşil kimya" prensipleriyle geliştirilmiş, düşük
toksisiteli sentetik maddeler veya doğal/sentetik hibrit formülasyonlarının
yaygınlaşmasıdır. Doğal ekstraktlar, bu formülasyonlarda bir bileşen olarak yer alabilir.
Özetle doğal ekstraktlar ahşap koruma alanında çok aktif bir araştırma sahasıdır ve bazı
niş uygulamalarda gelecek vaat etmektedir. Ancak, dayanıklılık, maliyet ve
ölçeklenebilirlik engelleri aşılmadan, endüstriyel kimyasalların yerini almaları en azından
yakın gelecekte pek gerçekçi gözükmemektedir. Kısa vadede tamamlayıcı, uzun vadede
belki dönüştürücü bir rol oynayabilirler.
Soru 6: Mantarlar ve bitkilerden elde edilen biyoaktif maddeler, ahşabı bozan
mikroorganizmalarla nasıl bir etkileşim kuruyor? Bunu herkesin anlayabileceği
bir örnekle açıklar mısınız?
Cevap 6:Mantarlar ve bitkilerden elde edilen doğal biyoaktif maddeler; ahşap tahripçisi
mikroorganizmalara karşı hücre zarlarını delerek, enzimlerini felç ederek, besinlerini
çalarak ve iletişimlerini bozarak çok yönlü saldırılar başlatabilmektedir.
Doğal biyoaktif maddeler (tanenler, flavonoidler, stilbenler, terpenoidler ve uçucu
yağlar), ahşap tahribatına neden olan organizmalarla (çürüklük mantarları, mavi renk
mantarları, bazı bakteriler) çeşitli mekanizmalar üzerinden etkileşime girerek onları
engellerler. Bu etkileşimler, doğal savunma sistemlerinden ilham alan karmaşık
biyokimyasal süreçleri kapsar. Biyoaktif maddelerin işleyişi farklı şekillerde olabilir; daha
ziyade hücre zarı bütünlüğünü bozarak, temel hücresel süreçleri inhibe ederek
(engelleyerek), enzimlerin aktif bölgelerine bağlanıp onları etkisiz hale getirerek, enerji
metabolizmasını ve hücre duvarı sentezini bozarak, mantarların büyümesi ve enzimatik
aktiviteleri için hayati önem taşıyan demir (Fe), bakır (Cu), manganez (Mn) gibi metalleri
bağlayıp mantarı bu ihtiyaçlarından mahrum bırakarak, hücre bölünmesi ve DNA/RNA
sentezini engelleyerek, mikroorganizmaların kuorum algılama (quorum sensing) adı
verilen, popülasyon yoğunluğuna bağlı iletişim sistemlerini bozup biyofilm oluşumunu
engelleyerek etki gösterebilirler.
Sözgelimi doğal dayanımı yüksek ağaç türlerinin sırları yapılarındaki tropolon, tujoplisin,
pinosylvin gibi antifungal ve antitermitik maddeleri bünyelerinde barındırmalarıdır. Bu
maddeler ağacın öz odun bölgesinde depolanır. Bazı mantar türleri (Trichoderma,
Streptomyces), yaşam alanı ve besin için rekabet ettikleri ahşap çürüklük mantarlarını
baskılamak amacıyla antibiyotik metabolitler (gliotoksin, fenazinler gibi) üretirler. Bu
"biyolojik mücadele" mantığı, doğal koruma stratejilerine ilham verir.
Soru 7: Emprenye maddesinin konsantrasyonu ve uygulama yöntemi, ahşabın
dayanıklılığını ne ölçüde değiştiriyor? Yanlış bir uygulamanın pratikteki sonucu
ne oluyor?
Cevap 7:Konsantrasyon, ahşabın içine nüfuz eden aktif madde miktarıdır. Düşük konsantrasyonda koruma yetersiz kalır. Mantarlar ve böcekler için ölümcül olmayan, sadece "caydırıcı" bir seviye oluşur. Zamanla mikroorganizmalar bu seviyeye adapte olabilir veya koruyucu tabaka bozulur. Ahşap, beklenen ömrünün çok altında (örneğin 3-5-10 yıl içinde)
çürümeye veya böcek tahribatına uğrar. Optimal (hedef) konsantrasyonda ise
standartların (EN 599, AWPA) belirlediği, ahşabın kullanım sınıfına (iç/dış, toprak teması
vb.) göre belirlenmiş toksik eşik değeri aşılır. Böylece organizmalar için öldürücü bir
ortam yaratılır. Dolayısıyla ahşap, tasarlandığı ömre (15, 25, 30+ yıl) ulaşır. Eğer çok
yüksek konsantrasyonda çalışılırsa ekonomik bakımdan israf olur. Aktif madde yüzeyde
kristalleşerek tıkanıklığa yol açabilir, daha derine nüfuz etmeyi engelleyebilir. Odun
dokusu ile bağ kuramamış solüsyonun fazlası, özellikle güneş ışığı etkisine maruz
kaldığında kanama dediğimiz sızıntıya neden olur bu da hem odun yüzeyinde kirli,
yapışkan, nahoş bir görüntüye sebep olur hem de çevre kirliliği yaratır.
Emprenye maddesinin ahşaba nüfuz edip etmeyeceği ve ne kadar derine işleyeceği büyük
oranda yönteme bağlıdır. Daha etkili olan basınçlı emprenye sistemlerinde ahşap, vakum
ve basınç tankına koyulur. Önce vakumla hücrelerdeki hava çekilir, sonra emprenye
maddesi yüksek basınç altında (8-14 bar) oduna nüfuz ettirilir. Son vakum uygulamasıyla
fazla çözelti geri alınır. Sonuç olarak derin (10-30 mm+) ve homojen bir nüfuz sağlanır.
Demiryolu traversleri için standart bir yöntemdir. Ahşabın belli bir süre
(dakikalar/saatler) çözeltiye daldırılması ya da koruyucu kimyasalın fırça/sprey ile
uygulanması daha yüzeysel bir geçme derinliği ve daha sınırlı bir koruma sağlar.
Yanlış bir uygulamanın pratikteki sonucu olarak söylenebilecekler şunlar olabilir:
Emprenyeli ahşap dışarıdan sağlam gibi görünebilir, ancak yanlış yöntemler olumsuzlukla
sonuçlanmaktadır. Örneğin bahçe malzemesi daldırma/fırçayla sürme yöntemiyle
emprenye edilip toprak temasında, yağmura maruz bırakılırsa 1-2 yıl gibi kısa bir sürede
bozulur. Dış yüzey sağlam görünürken içi tamamen çürümüş olabilir. Dolayısıyla ani bir
yük veya fırtınada kırılma/çökme riski söz konusudur. Veya emprenye çözeltisi
konsantrasyonu çok düşük olarak hazırlanmışsa (çok seyreltilmişse) veya derinlere nüfuz
edememişse mantar veya böceklerin hasarına maruz kalabilir. Fiksasyon süreci
tamamlanmamışsa (koruyucu kimyasal oduna sabitlenmemişse) bir takım emprenye
maddeleri, örneğin dış ortam kullanımlarında odunu terk eden borlu bileşikler, yıkanarak
uzaklaşabilir. Aşırı dozda veya homojen olmayan uygulamalar ise ahşabın yüzeyinde
kanama problemlerine, lekelenmelere, tuz kristallerine ("blooming") veya düzensiz renk tonlarının oluşumuna yol açabilir.
Dış mekanlarda yağmura maruz kalan ya da toprakla temas eden çürüme riski yüksek
kullanım yerlerinde nispeten daha yüksek konsantrasyonda hazırlanmış kimyasalların
basınçlı sistemle oduna verilmesi en doğru yaklaşım olacaktır. Yanlış doz veya yüzeysel
bir enjeksiyon, çürümenin geçici olarak maskelenmesine ama ilerleyen zamanlarda nüks
etmesine neden olabilir. Kalıcı koruma için, derin, homojen ve toksik eşiği yeterli olan bir
uygulama şarttır. Bu da ancak basınçlı emprenye prosesleriyle mümkündür.
Soru 8: Multifonksiyonel bileşikler üzerine yaptığınız çalışmalarda tek bir maddenin
birden fazla koruyucu etki göstermesi hedefleniyor. Bu yaklaşım orman
endüstrisi açısından neden önemli?
Cevap 8: Ahşabı korumak için ayrı ayrı uygulanan (yangın geciktirici, fungisit/insektisit etkili, su
itici vb.) işlemlerin tek bir formülasyonla gerçekleştirilmesi çoğunlukla mümkündür. Bu
da enerji, işgücü, zaman ve tesis maliyetlerinde çok ciddi avantaj sağlar. Tek bir "akıllı"molekül veya formülasyon kullanmak, birden fazla farklı kimyasalın üretim, taşıma ve stok maliyetini ortadan kaldırır. Tek bir molekülün farklı fonksiyonel grupları, birbirini
güçlendirici (sinerjistik) etki gösterebilir. Örneğin, su itici bir grup, mantar önleyici
maddenin yıkanmasını azaltarak onun etkin ömrünü uzatabilir. Daha az kimyasal
tüketimi, daha az atık ve daha düşük çevresel yük anlamına gelir. Uygulama sırasında
işçilerin maruz kaldığı kimyasal çeşitliliği azalır. Hizmet ömrü sona ermiş emprenyeli
ahşabın geri dönüşümü veya bertarafı, içerdiği kimyasal çeşitliliği daha az olduğu için
görece daha kolay ve güvenli hale gelebilir. Tek bir solüsyonun konsantrasyonu, nüfuz
derinliği ve sabitleme süreci üzerinde kurulan kontrol, çoklu sistemlere göre çok daha
basittir. Karmaşık, birbiriyle etkileşime girebilen çoklu kimyasal sistemlerdeki tutarsızlık
riski ortadan kalkar. Son ürünün performansı daha öngörülebilir ve güvenilir olur. Bu
araştırmalar, organik kimya, malzeme bilimi, orman ürünleri mühendisliği ve biyolojiyi bir
araya getirerek sektörün teknolojik olgunluğunu artırır. Multifonksiyonel bileşikler,
ahşabın doğal üstünlüklerini korurken, zayıf yönlerini (biyolojik bozunmaya açıklık,
yanıcılık, UV hasarı) tek seferde, daha etkili, daha ucuz ve daha çevreci bir şekilde
gidermeyi vaat etmektedir. Bu, sektörün döngüsel ekonomiye geçişinde, kaynak
verimliliğini artırmasında ve iklim değişikliğiyle mücadelede ahşabı bir "karbon yutağı"olarak daha uzun süre kullanabilmesinde kilit bir teknoloji haline getirmektedir. Kısacası,bu yaklaşım sadece bir kimyasal iyileştirme değil; verimlilik, sürdürülebilirlik ve yenilik
ekseninde orman endüstrisinin geleceğini şekillendiren bir paradigmadır.
Soru 9: Karadeniz Bölgesi'nde, özellikle Trabzon çevresinde yaptığınız mantar ve
çevre temelli araştırmalar, bölgenin doğal kaynakları ve çevresel riskleri
hakkında bize neler söylüyor?
Cevap 9:Karadeniz Bölgesi, özellikle Trabzon ve çevresi, zengin biyolojik çeşitlilik ve nemli
mikroklima yapısıyla eşsiz bir habitat, eşsiz bir doğal laboratuvardır. Bölge, özellikle
yüksek nem ve orman örtüsü sayesinde çok sayıda yenilebilir, tıbbi ve endüstriyel mantar
türüne ev sahipliği yapmaktadır. Trabzon ve çevresindeki ormanlarda hala keşfedilmemiş
veya tanımlanmamış mantar türleri olabileceği düşünülmektedir. Bölgeye özgü (endemik)
bitki ve mantar türlerinin varlığı, bu ekosistemlerin ne kadar özel ve korunmaya
gereksinimi olduğunu göstermektedir. Mantarlar, özellikle ağaç kökleriyle simbiyotik
yaşayan mikorizal mantarlar, orman sağlığının en önemli göstergelerindendir. Trabzon
çevresindeki araştırmalar; genellikle orman örtüsünün bütünlüğünü, toprak verimliliği ve
besin döngüsünün durumunu, ağaçların stres seviyesini ve iklim değişikliğine olan
tepkilerini izlemek gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır.
Yöredeki en büyük tehditlerden biri biyokaçakçılık ve değerli mantar türlerinin (tıbbi,
kozmetik) kontrolsüzce toplanmasıdır. Bu durum ekosistemin doğal dengesini
bozabilmektedir. Yol inşaatları, HES’ler (Hidroelektrik Santralleri), kontrolsüz yapılaşma,
tarım alanı açma faaliyetleri de mantarların yaşam alanlarını yok edebilmektedir. Ayrıca
yağış rejimindeki değişiklikler, aşırı yağışlar, heyelanlar ve sıcaklık artışı, mantar florasını
doğrudan etkileyebilmekte, bazı türler yok olurken, yeni istilacı türler ortaya
çıkabilmektedir. Tarımsal ilaç (pestisit) kalıntıları ve ağır metal kirliliği (örneğin, Doğu
Karadeniz Sahil Yolu trafiğinden kaynaklanan) mantar topluluklarını olumsuz
etkilemektedir. Mantarlar, topraktaki ağır metalleri (kurşun, cıva, kadmiyum)
bünyelerinde biriktirebilir, bu da hem ekosistem hem de mantarı toplayıp tüketen insanlar
için sağlık riski oluşturabilir. Diğer taraftan mantarların bu özelliği onların biyoremidasyon
(kirli toprağı ve suyu temizleme) ajanı olarak kullanılabilme potansiyelini ortaya
koymaktadır. Geleneksel halk hekimliğinde kullanılan yöresel mantarların etken
maddeleri incelenmekte ve antikanser, antimikrobiyal, antioksidan özellikler taşıyan türler
tespit edilmeye çalışılmaktadır. Mantarlardan enzim, boyar madde, biyoplastik gibi
ürünlerin geliştirilmesi de diğer araştırma konuları arasındadır.
Mantar turizmi (mycoturizm), eko-turizm ve köylülere yönelik sürdürülebilir mantar
yetiştiriciliği eğitimleri, zehirli/yenilebilir mantar ayrımı, toplama etiği, habitat koruma
konularındaki eğitimlerle halkın bilinçlendirilmesi gerekliliği üzerine bir vizyon
geliştirilmeye çalışılmaktadır. Sonuç olarak mantarlar, sadece bir gıda veya tıbbi kaynak
değil, bütün bir ekosistemin sağlık barometresidir; onları korumak, Karadeniz ormanlarını
ve dolayısıyla bölge halkının geleceğini korumak anlamına gelmektedir.
Soru 10: Tarihi ahşap yapılarda karşılaşılan biyolojik ve çevresel tahribatı
düşündüğünüzde, sizce bugün en acil çözüm bekleyen sorun nedir?
Cevap 10:Tarihi ahşap yapıların korunmasını zorlaştıran en önemli faktörlerden birisi iklim
değişikliğinden kaynaklanan rutubet artışı ve rutubet dengesizliğinin kontrol edilemez
hale gelmesidir. Bu tek sorun, diğer tüm sorunları tetikleyen ve şiddetlendiren en önemli
konu başlığıdır. Ahşabın düşmanı sudur (rutubet). İklim değişiklikleri (ani ve şiddetli
yağışlar, sellere neden olan aşırı olaylar, yükselen yeraltı su seviyeleri, artan bağıl nem)
tarihi ahşap yapıları sürekli kritik rutubet seviyesinin (%20) üzerinde tutmaktadır. Bu da
odunu çürüten mantarların, bazı böcek türlerinin (özellikle Anobiidae ve Lyctidae
familyaları) üremesi için ideal ortamlar yaratmaktadır. Geleneksel yapılar, belirli bir iklim
dengesine göre inşa edildiği için bugünün değişken ve öngörülemez iklim koşullarına
cevap verememektedir. Pasif havalandırma sistemleri yetersiz kalabilmekte, basit çatı
sızıntıları bile daha sık ve daha şiddetli yağışlar nedeniyle çok daha yıkıcı sonuçlar
doğurabilmektedir. Isısal ve rutubet konforu için yapılan yanlış müdahaleler (betonarme
eklemeler, yalıtım malzemelerinin yanlış kullanımı) içeride rutubetin hapsolmasına ve
sorunların daha da artmasına neden olmaktadır.
Bu sorunların çözümüne sadece restorasyon uzmanıyla değil disiplinler arası bir anlayışla
yaklaşmak gerekir. Ahşap korumacılar, kimyagerler, iklim bilimciler, yapı fiziği
uzmanları, mimarlar, malzeme bilimciler vb. de işin için dâhil edilmelidir. Acil
çözümlerden biri yapı sağlığı izleme sistemlerinin (structural health monitoring)
kurulmasıdır. Bu sistemlerle, yapı içindeki sıcaklık, bağıl nem, ahşap rutubet içeriği, küf
oluşumu vb. riskler sürekli takip edilmelidir. İklim verilerine göre havalandırma, ısıtma
veya rutubet alma sistemleri dinamik olarak yönetilmelidir.
Diğer bir sorun; orijinal yapı malzemelerinin üretimden kalkmasından dolayı tarihi yapıya
uygun özelliklerde, onun asli dokusunu bozmayacak şekilde yedek ahşap/ahşap olmayan
malzeme bulma zorluğudur, yanı sıra nitelikli işgücü eksikliği, geleneksel ahşap işçiliği ve
onarım tekniklerini bilen usta kayıpları da süreci zorlaştırmaktadır. İlaveten bazı biyolojik
organizmaların ilaçlara karşı direnç geliştirdiği gözlenmektedir. Yukarıda da bahsedildiği
üzere en acil sorun tarihi yapıları çevreleyen mikro-iklimin kontrol altına alınması ve
dengelenmesidir. Bu olmadan, yapılacak her tamirat (kozmetik müdahale) geçici kalacak,
biyolojik tahribat derinden devam edecektir. Acil eylem planı şunları içerebilir:
Öncelikli risk altındaki yapıların tespiti ve envanterinin çıkarılması.
Bu yapılara, en azından minimum düzeyde (sıcaklık/rutubet sensörü) de olsa izleme
sistemlerinin kurulması.
Yapı çevresinde acil drenaj, su yalıtımı ve havalandırma iyileştirmeleri.
Uzun vadede, her tarihi yapı için "İklim Adaptasyon Planı"nın hazırlanması.
Tarihi dokuda agresif kimyasalların/yöntemlerin kullanılamaması gerekir.
Kısacası, tarihi ahşabı korumak artık sadece bir kültürel miras meselesi değil, aynı
zamanda iklim değişikliğine uyum meselesidir. Mücadele, yapının kendisinden önce, onu
kuşatan görünmez rutubet dengesiyle başlamalıdır.
dayanıklılığını ne ölçüde değiştiriyor? Yanlış bir uygulamanın pratikteki sonucu
ne oluyor?
Cevap 7:Konsantrasyon, ahşabın içine nüfuz eden aktif madde miktarıdır. Düşük konsantrasyonda koruma yetersiz kalır. Mantarlar ve böcekler için ölümcül olmayan, sadece "caydırıcı" bir seviye oluşur. Zamanla mikroorganizmalar bu seviyeye adapte olabilir veya koruyucu tabaka bozulur. Ahşap, beklenen ömrünün çok altında (örneğin 3-5-10 yıl içinde)
çürümeye veya böcek tahribatına uğrar. Optimal (hedef) konsantrasyonda ise
standartların (EN 599, AWPA) belirlediği, ahşabın kullanım sınıfına (iç/dış, toprak teması
vb.) göre belirlenmiş toksik eşik değeri aşılır. Böylece organizmalar için öldürücü bir
ortam yaratılır. Dolayısıyla ahşap, tasarlandığı ömre (15, 25, 30+ yıl) ulaşır. Eğer çok
yüksek konsantrasyonda çalışılırsa ekonomik bakımdan israf olur. Aktif madde yüzeyde
kristalleşerek tıkanıklığa yol açabilir, daha derine nüfuz etmeyi engelleyebilir. Odun
dokusu ile bağ kuramamış solüsyonun fazlası, özellikle güneş ışığı etkisine maruz
kaldığında kanama dediğimiz sızıntıya neden olur bu da hem odun yüzeyinde kirli,
yapışkan, nahoş bir görüntüye sebep olur hem de çevre kirliliği yaratır.
Emprenye maddesinin ahşaba nüfuz edip etmeyeceği ve ne kadar derine işleyeceği büyük
oranda yönteme bağlıdır. Daha etkili olan basınçlı emprenye sistemlerinde ahşap, vakum
ve basınç tankına koyulur. Önce vakumla hücrelerdeki hava çekilir, sonra emprenye
maddesi yüksek basınç altında (8-14 bar) oduna nüfuz ettirilir. Son vakum uygulamasıyla
fazla çözelti geri alınır. Sonuç olarak derin (10-30 mm+) ve homojen bir nüfuz sağlanır.
Demiryolu traversleri için standart bir yöntemdir. Ahşabın belli bir süre
(dakikalar/saatler) çözeltiye daldırılması ya da koruyucu kimyasalın fırça/sprey ile
uygulanması daha yüzeysel bir geçme derinliği ve daha sınırlı bir koruma sağlar.
Yanlış bir uygulamanın pratikteki sonucu olarak söylenebilecekler şunlar olabilir:
Emprenyeli ahşap dışarıdan sağlam gibi görünebilir, ancak yanlış yöntemler olumsuzlukla
sonuçlanmaktadır. Örneğin bahçe malzemesi daldırma/fırçayla sürme yöntemiyle
emprenye edilip toprak temasında, yağmura maruz bırakılırsa 1-2 yıl gibi kısa bir sürede
bozulur. Dış yüzey sağlam görünürken içi tamamen çürümüş olabilir. Dolayısıyla ani bir
yük veya fırtınada kırılma/çökme riski söz konusudur. Veya emprenye çözeltisi
konsantrasyonu çok düşük olarak hazırlanmışsa (çok seyreltilmişse) veya derinlere nüfuz
edememişse mantar veya böceklerin hasarına maruz kalabilir. Fiksasyon süreci
tamamlanmamışsa (koruyucu kimyasal oduna sabitlenmemişse) bir takım emprenye
maddeleri, örneğin dış ortam kullanımlarında odunu terk eden borlu bileşikler, yıkanarak
uzaklaşabilir. Aşırı dozda veya homojen olmayan uygulamalar ise ahşabın yüzeyinde
kanama problemlerine, lekelenmelere, tuz kristallerine ("blooming") veya düzensiz renk tonlarının oluşumuna yol açabilir.
Dış mekanlarda yağmura maruz kalan ya da toprakla temas eden çürüme riski yüksek
kullanım yerlerinde nispeten daha yüksek konsantrasyonda hazırlanmış kimyasalların
basınçlı sistemle oduna verilmesi en doğru yaklaşım olacaktır. Yanlış doz veya yüzeysel
bir enjeksiyon, çürümenin geçici olarak maskelenmesine ama ilerleyen zamanlarda nüks
etmesine neden olabilir. Kalıcı koruma için, derin, homojen ve toksik eşiği yeterli olan bir
uygulama şarttır. Bu da ancak basınçlı emprenye prosesleriyle mümkündür.
Soru 8: Multifonksiyonel bileşikler üzerine yaptığınız çalışmalarda tek bir maddenin
birden fazla koruyucu etki göstermesi hedefleniyor. Bu yaklaşım orman
endüstrisi açısından neden önemli?
Cevap 8: Ahşabı korumak için ayrı ayrı uygulanan (yangın geciktirici, fungisit/insektisit etkili, su
itici vb.) işlemlerin tek bir formülasyonla gerçekleştirilmesi çoğunlukla mümkündür. Bu
da enerji, işgücü, zaman ve tesis maliyetlerinde çok ciddi avantaj sağlar. Tek bir "akıllı"molekül veya formülasyon kullanmak, birden fazla farklı kimyasalın üretim, taşıma ve stok maliyetini ortadan kaldırır. Tek bir molekülün farklı fonksiyonel grupları, birbirini
güçlendirici (sinerjistik) etki gösterebilir. Örneğin, su itici bir grup, mantar önleyici
maddenin yıkanmasını azaltarak onun etkin ömrünü uzatabilir. Daha az kimyasal
tüketimi, daha az atık ve daha düşük çevresel yük anlamına gelir. Uygulama sırasında
işçilerin maruz kaldığı kimyasal çeşitliliği azalır. Hizmet ömrü sona ermiş emprenyeli
ahşabın geri dönüşümü veya bertarafı, içerdiği kimyasal çeşitliliği daha az olduğu için
görece daha kolay ve güvenli hale gelebilir. Tek bir solüsyonun konsantrasyonu, nüfuz
derinliği ve sabitleme süreci üzerinde kurulan kontrol, çoklu sistemlere göre çok daha
basittir. Karmaşık, birbiriyle etkileşime girebilen çoklu kimyasal sistemlerdeki tutarsızlık
riski ortadan kalkar. Son ürünün performansı daha öngörülebilir ve güvenilir olur. Bu
araştırmalar, organik kimya, malzeme bilimi, orman ürünleri mühendisliği ve biyolojiyi bir
araya getirerek sektörün teknolojik olgunluğunu artırır. Multifonksiyonel bileşikler,
ahşabın doğal üstünlüklerini korurken, zayıf yönlerini (biyolojik bozunmaya açıklık,
yanıcılık, UV hasarı) tek seferde, daha etkili, daha ucuz ve daha çevreci bir şekilde
gidermeyi vaat etmektedir. Bu, sektörün döngüsel ekonomiye geçişinde, kaynak
verimliliğini artırmasında ve iklim değişikliğiyle mücadelede ahşabı bir "karbon yutağı"olarak daha uzun süre kullanabilmesinde kilit bir teknoloji haline getirmektedir. Kısacası,bu yaklaşım sadece bir kimyasal iyileştirme değil; verimlilik, sürdürülebilirlik ve yenilik
ekseninde orman endüstrisinin geleceğini şekillendiren bir paradigmadır.
Soru 9: Karadeniz Bölgesi'nde, özellikle Trabzon çevresinde yaptığınız mantar ve
çevre temelli araştırmalar, bölgenin doğal kaynakları ve çevresel riskleri
hakkında bize neler söylüyor?
Cevap 9:Karadeniz Bölgesi, özellikle Trabzon ve çevresi, zengin biyolojik çeşitlilik ve nemli
mikroklima yapısıyla eşsiz bir habitat, eşsiz bir doğal laboratuvardır. Bölge, özellikle
yüksek nem ve orman örtüsü sayesinde çok sayıda yenilebilir, tıbbi ve endüstriyel mantar
türüne ev sahipliği yapmaktadır. Trabzon ve çevresindeki ormanlarda hala keşfedilmemiş
veya tanımlanmamış mantar türleri olabileceği düşünülmektedir. Bölgeye özgü (endemik)
bitki ve mantar türlerinin varlığı, bu ekosistemlerin ne kadar özel ve korunmaya
gereksinimi olduğunu göstermektedir. Mantarlar, özellikle ağaç kökleriyle simbiyotik
yaşayan mikorizal mantarlar, orman sağlığının en önemli göstergelerindendir. Trabzon
çevresindeki araştırmalar; genellikle orman örtüsünün bütünlüğünü, toprak verimliliği ve
besin döngüsünün durumunu, ağaçların stres seviyesini ve iklim değişikliğine olan
tepkilerini izlemek gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır.
Yöredeki en büyük tehditlerden biri biyokaçakçılık ve değerli mantar türlerinin (tıbbi,
kozmetik) kontrolsüzce toplanmasıdır. Bu durum ekosistemin doğal dengesini
bozabilmektedir. Yol inşaatları, HES’ler (Hidroelektrik Santralleri), kontrolsüz yapılaşma,
tarım alanı açma faaliyetleri de mantarların yaşam alanlarını yok edebilmektedir. Ayrıca
yağış rejimindeki değişiklikler, aşırı yağışlar, heyelanlar ve sıcaklık artışı, mantar florasını
doğrudan etkileyebilmekte, bazı türler yok olurken, yeni istilacı türler ortaya
çıkabilmektedir. Tarımsal ilaç (pestisit) kalıntıları ve ağır metal kirliliği (örneğin, Doğu
Karadeniz Sahil Yolu trafiğinden kaynaklanan) mantar topluluklarını olumsuz
etkilemektedir. Mantarlar, topraktaki ağır metalleri (kurşun, cıva, kadmiyum)
bünyelerinde biriktirebilir, bu da hem ekosistem hem de mantarı toplayıp tüketen insanlar
için sağlık riski oluşturabilir. Diğer taraftan mantarların bu özelliği onların biyoremidasyon
(kirli toprağı ve suyu temizleme) ajanı olarak kullanılabilme potansiyelini ortaya
koymaktadır. Geleneksel halk hekimliğinde kullanılan yöresel mantarların etken
maddeleri incelenmekte ve antikanser, antimikrobiyal, antioksidan özellikler taşıyan türler
tespit edilmeye çalışılmaktadır. Mantarlardan enzim, boyar madde, biyoplastik gibi
ürünlerin geliştirilmesi de diğer araştırma konuları arasındadır.
Mantar turizmi (mycoturizm), eko-turizm ve köylülere yönelik sürdürülebilir mantar
yetiştiriciliği eğitimleri, zehirli/yenilebilir mantar ayrımı, toplama etiği, habitat koruma
konularındaki eğitimlerle halkın bilinçlendirilmesi gerekliliği üzerine bir vizyon
geliştirilmeye çalışılmaktadır. Sonuç olarak mantarlar, sadece bir gıda veya tıbbi kaynak
değil, bütün bir ekosistemin sağlık barometresidir; onları korumak, Karadeniz ormanlarını
ve dolayısıyla bölge halkının geleceğini korumak anlamına gelmektedir.
Soru 10: Tarihi ahşap yapılarda karşılaşılan biyolojik ve çevresel tahribatı
düşündüğünüzde, sizce bugün en acil çözüm bekleyen sorun nedir?
Cevap 10:Tarihi ahşap yapıların korunmasını zorlaştıran en önemli faktörlerden birisi iklim
değişikliğinden kaynaklanan rutubet artışı ve rutubet dengesizliğinin kontrol edilemez
hale gelmesidir. Bu tek sorun, diğer tüm sorunları tetikleyen ve şiddetlendiren en önemli
konu başlığıdır. Ahşabın düşmanı sudur (rutubet). İklim değişiklikleri (ani ve şiddetli
yağışlar, sellere neden olan aşırı olaylar, yükselen yeraltı su seviyeleri, artan bağıl nem)
tarihi ahşap yapıları sürekli kritik rutubet seviyesinin (%20) üzerinde tutmaktadır. Bu da
odunu çürüten mantarların, bazı böcek türlerinin (özellikle Anobiidae ve Lyctidae
familyaları) üremesi için ideal ortamlar yaratmaktadır. Geleneksel yapılar, belirli bir iklim
dengesine göre inşa edildiği için bugünün değişken ve öngörülemez iklim koşullarına
cevap verememektedir. Pasif havalandırma sistemleri yetersiz kalabilmekte, basit çatı
sızıntıları bile daha sık ve daha şiddetli yağışlar nedeniyle çok daha yıkıcı sonuçlar
doğurabilmektedir. Isısal ve rutubet konforu için yapılan yanlış müdahaleler (betonarme
eklemeler, yalıtım malzemelerinin yanlış kullanımı) içeride rutubetin hapsolmasına ve
sorunların daha da artmasına neden olmaktadır.
Bu sorunların çözümüne sadece restorasyon uzmanıyla değil disiplinler arası bir anlayışla
yaklaşmak gerekir. Ahşap korumacılar, kimyagerler, iklim bilimciler, yapı fiziği
uzmanları, mimarlar, malzeme bilimciler vb. de işin için dâhil edilmelidir. Acil
çözümlerden biri yapı sağlığı izleme sistemlerinin (structural health monitoring)
kurulmasıdır. Bu sistemlerle, yapı içindeki sıcaklık, bağıl nem, ahşap rutubet içeriği, küf
oluşumu vb. riskler sürekli takip edilmelidir. İklim verilerine göre havalandırma, ısıtma
veya rutubet alma sistemleri dinamik olarak yönetilmelidir.
Diğer bir sorun; orijinal yapı malzemelerinin üretimden kalkmasından dolayı tarihi yapıya
uygun özelliklerde, onun asli dokusunu bozmayacak şekilde yedek ahşap/ahşap olmayan
malzeme bulma zorluğudur, yanı sıra nitelikli işgücü eksikliği, geleneksel ahşap işçiliği ve
onarım tekniklerini bilen usta kayıpları da süreci zorlaştırmaktadır. İlaveten bazı biyolojik
organizmaların ilaçlara karşı direnç geliştirdiği gözlenmektedir. Yukarıda da bahsedildiği
üzere en acil sorun tarihi yapıları çevreleyen mikro-iklimin kontrol altına alınması ve
dengelenmesidir. Bu olmadan, yapılacak her tamirat (kozmetik müdahale) geçici kalacak,
biyolojik tahribat derinden devam edecektir. Acil eylem planı şunları içerebilir:
Öncelikli risk altındaki yapıların tespiti ve envanterinin çıkarılması.
Bu yapılara, en azından minimum düzeyde (sıcaklık/rutubet sensörü) de olsa izleme
sistemlerinin kurulması.
Yapı çevresinde acil drenaj, su yalıtımı ve havalandırma iyileştirmeleri.
Uzun vadede, her tarihi yapı için "İklim Adaptasyon Planı"nın hazırlanması.
Tarihi dokuda agresif kimyasalların/yöntemlerin kullanılamaması gerekir.
Kısacası, tarihi ahşabı korumak artık sadece bir kültürel miras meselesi değil, aynı
zamanda iklim değişikliğine uyum meselesidir. Mücadele, yapının kendisinden önce, onu
kuşatan görünmez rutubet dengesiyle başlamalıdır.
Soru 11:Son olarak, Orman Endüstri Mühendisliği’nin geleceği ve sizin bu alanda
özellikle vurgulamak istediğiniz bir konu var mı?
Cevap 11:Orman Endüstri Mühendisliği (OEM) geleneksel olarak ahşap ve ahşap esaslı ürünler ile kağıt ve selüloz odaklı bir disiplinken; günümüzde biyo-ekonomi, döngüsel ekonomi ve
sürdürülebilir kalkınma ekseninde köklü bir dönüşümden geçmektedir. Ayrıca, odun dışı
orman yan ürünleri önemli bir başlık olarak Orman Endüstri Mühendisliği kapsamında ele
alınmaktadır. Orman kaynaklarını sadece kereste olarak değil, yenilenebilir biyoyakıt,
biyo-kompozit, nano-malzeme ve yeşil kimyasal kaynağı olarak gören bütüncül bir
yaklaşıma yönelmektedir. Lignoselülozik biyokütlenin yüksek katma değerli dönüşümüne
odaklanmıştır. Bu doğrultuda odun, dal, kabuk, talaş gibi "atık" sayılan
kaynaklardan; lignin, selüloz nanofiber (CNF), selüloz nanokristal (CNC) gibi ileri
malzemelerin üretimleri daha fazla yer tutmaya başlamıştır. Doğal elyaf (ahşap, keten,
kenevir) takviyeli biyo-polimer matrisli kompozit malzemeler (otomotiv, inşaat, ambalaj),
nem, ısı veya mekanik strese tepki veren ahşap esaslı akıllı malzemeler ön plandadır. Bir
ağaç gövdesinden sadece kereste değil; kağıt hamuru, biyokimyasal, biyoenerji ve gübre
gibi ürünlerin aynı tesiste üretildiği, atığın sıfırlandığı sistemler, "beşikten mezara" her ürünün çevresel ayak izinin hesaplanması ve optimize edilmesi için Ürün Yaşam Döngüsü
Analizleri (LCA) dikkat çekici konu başlıklarındandır.
Orman Endüstri Mühendisliği, dijital dönüşüm ve endüstri 4.0 çerçevesinde; Dijital İkiz ve
Süreç Optimizasyonu yani fabrikaların sanal kopyalarıyla (digital twin) üretim süreçlerinin
simülasyonu, enerji ve ham madde verimliliğinin artırılması, otomatik kereste
sınıflandırma, CNC işleme, lojistik zinciri yönetimi, yapay zeka (AI) ve büyük veri
sayesinde pazar talebi tahmini, arz zinciri optimizasyonu, makine arıza öngörüsü
(predictive maintenance) konularına uyumlanma süreçlerinden geçmektedir. Ahşabın
uzun ömürlü ürünlerde kullanımıyla karbon depolama (carbon
sequestration) kapasitesinin maksimize edilmesi, ürünlerin karbon depolama miktarının
sertifikalandırılması ve karbon kredisi piyasalarına entegrasyonu, modüler ve sökülebilir
ahşap yapı sistemleri sayesinde çapraz lamine ahşap (CLT), yapıştırılmış lamine ahşap
(Glulam) ile çok katlı binalar, kolay onarılabilir, geri dönüştürülebilir veya biyolojik olarak
parçalanabilir ahşap ürünler, ormansal biyokütleden hidrojen üretimi araştırmaları
gündemdedir.MÜDEK (Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği)
denkliğine sahip olan KTÜ OEM Bölümü Eğitim-öğretim müfredatı da bu gelişmeler
doğrultusunda sürekli olarak güncellenmektedir. Özetle geleceğin Orman Endüstri
Mühendisi; malzeme bilimci, veri analisti, süreç tasarımcısı ve sürdürülebilirlik
uzmanı kimliklerini bir arada taşıyan, sadece fabrika içindeki verimliliği değil, küresel
iklim hedeflerini, biyo çeşitliliği ve toplumsal refahı gözeten sistemler kuracak şekilde
yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Dolayısıyla bu tür modern yaklaşımlar ve dijital
dönüşümler, bu disiplini 21. yüzyılın en stratejik ve gelecek vaat eden mühendislik
alanlarından biri haline getirmektedir.
Hocam, değerli vaktinizi ayırdığınız ve sorularıma anlamlı cevaplar vererek gösterdiğiniz ilgi ve alakanız için çok teşekkür ederim. Sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yaşam diliyor, işlerinizde kolaylıklar temenni ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.


YORUMLAR