Bazen bir yolculuk sadece bir yerden bir yere gitmek değildir; insanın hatıralarına, çocukluğuna ve kalbinin en sıcak köşesine yaptığı bir dönüş olur. Ramazan’ın huzurlu ikliminde memleketim Gördes’e doğru çıktığımız yol da işte böyle bir yolculuktu…
Sokakları Ramazan’ın uhrevi havasına bürünmüş, fırınlarında mis kokulu pidelerini bekleyen güzel Gördes’im… Uzun zamandır gidemediğim memleketime doğru yola çıktık. Akşamdan hazırlanan ziyaret listesi ve alınacakların listesi ise bir hayli kabarıktı.
Ramazan ayında yapılan tahinli pideler, susamlı gelinkız helvaları alma hayaliyle başlayan günümüz; kardeşlerimle geçireceğimiz güzel bir sabaha uyandırdı bizi.
Yol boyunca baharın gelişini müjdeleyen papatyalar doğayı süslüyordu. Badem ağaçları beyaz çiçekleriyle etrafa zarif bir güzellik yayıyor, yemyeşil doğa içimizi ferahlatıyordu. Baharın taze otlarında dolaşan koyun ve kuzular gözlerimizi de ruhumuzu da aydınlattı.
Dünyada savaşlar ve karmaşa sürse de doğa yine güzelliğini sunmaya devam ediyordu.
Gördes’e girişte ormanın içindeki tertemiz havayı ciğerlerimize çekerek güne başladık. Ardından ebediyete uğurladığımız yakınlarımızı ziyaret ederek dualarımızla onları andık. Çarşıbaşı Çeşmesi’nde buz gibi akan suyla yüzümüzü yıkayıp ferahladık.
Patika yollarında yürürken yıkık minareleri ve birkaç evle ayakta kalan eski yapılarıyla tarihe tanıklık eden o atmosferi içimize çektik.
Aşağı Gördes’ten yukarı Gördes’teki evimize geldiğimizde ise evimiz sanki bize sitem eder gibiydi:
“Bunca zaman nerelerde kaldınız?” der gibi… Ama aynı zamanda sıcak bir “Hoş geldiniz” diyordu.
Komşularımız ve sokakta gördüğümüz tüm yüzler tanıdıktı. “Hoş geldiniz” sedaları etrafımızda yankılanıyor, sevinçle bakan gözlerimiz birbirine konuşuyordu.
Ramazan olunca ilk durağımız elbette fırın oldu. Tahinli peynirli pideler, kulaç,sıcacık ekmekler…Helvacıdan aldığımız Gelinkız susam, köpük ve tahan helvalarda daha yemeden iştahımızı kabartıyordu.
Gördüğümüz her şeyden almak istedik. Aldıklarımız o kadar çoğaldı ki arabamızın bagajı neredeyse ağırlıktan aşağı doğru eğildi.
Bu durum bana yıllar önce yaşadığımız bir anıyı hatırlattı.
Yine bir memleket ziyaretinde pazardan, fırından, kasaptan alışverişler yapılmıştı. Üstüne annemin çiftliğinden iki küfe dolusu karpuz ve kavun gelince hepimiz ve aldıklarımız arabaya sığmaz hale gelmiştik. annem “Onlar benim toprağımın ürünü” bir şekilde sığdıralım diyordu. Sonunda kardeşim ve eşi Gördes’ten İzmir otobüsüne binmiş, biz de annemle birlikte tüm aldıklarımızı arabaya yükleyip İzmir’e dönmüştük.
Bu sefer de neredeyse aynı manzaraydı. Ama yine de “Ne yardan geçtik ne serden…” Biraz sıkışık da olsak hepimiz ve aldıklarımızla birlikte dönüş yaptık.
Memleket kokusu, özlediğimiz lezzetler, tanıdık insanlarla edilen sohbetler, anılarımızı süsleyen o sokaklarda dolaşmak… Ramazan’ın ruhunu yaşatan fırınlardan aldığımız mis kokulu pidelerle...
İftara yetişmenin heyecanıyla geçen çok güzel bir gündü.
"Bir başkadır benim memleketim."
İnsanıyla doğasıyla...
Ve Ramazana has yiyecekleriyle...


YORUMLAR