Gülruh DEMİREL

Gülruh DEMİREL

gulruhdemirel123@gmail.com

Aşağı Gördes'te Ramazan

07 Mart 2026 - 09:55 - Güncelleme: 07 Mart 2026 - 09:56

Sükûnetin, paylaşımın, hassasiyetin ilmek ilmek yaşandığı yıllardı…
Hemen hemen oruç tutmayan yok gibiydi. Çocuklar ise “çocuk orucu” diye adlandırdıkları masum bir sabırla, öğünler arasında hiçbir şey yemeden durabilmenin heyecanını yaşarlardı. Hasta olan ya da o günlerde oruç tutması uygun olmayan kadınlar bile oruçlu gibi davranır, Ramazan’ın hürmetini gönüllerinde taşırdı.

Sahura kalkanlar, birbirlerinden lamba ışıklarına bakarak haberdar olurdu. Çolaklarla karşılıklı oturan Leylekler… Kahveci Süleyman Abi’nin, " Terzi Müvürvet Ablanın baba evi…" "Çolakların gelini"  Zehra Anneannem… Eğer lambalar biraz geç yansa, kapılar tıklatılırdı:
“Komşu, hayırlı sahurlar olsun. Uyanamadınız mı?”
İletişim gönül katındaydı. Ramazan, komşulukla güzeldi.
Erkekler birlikte teravihe camiye gider, dönüşte Leyleklerin Süleyman’ın kahvesinde bir kahve yudumlayıp hoş sohbetle, hikâyelerle bazen de orta oyuncularının gösterileriyle renklenirdi kahvehane...

 Kadınlar ise iftardan sonra namazlarını kılar, sahur hazırlıklarını yapar; lamba veya ilikmen  ışığında Kur’an-ı Kerim’i Arapça okuyarak Ramazan boyunca 30 cüzü tamamlayıp hatim indirmenin huzurunu yaşardı.

Sahuru bugünkü gibi düşünmeyin… O günler emekle, güçle, alın teriyle geçerdi. Sabah namazından sonra hayat başlar; tarlada, evde, iş yerinde çalışılırdı. Tarlaya gitmek kolay değildi. Eşekle, atla ya da yaya gidilirdi. Buğday,arpa  tütün, o yıllarda çokça ekilen yer fıstığı ve sebzeler… İftara az kala eve dönüş yapılırdı.
İftar için ocak yakılır, üzerinde derin bakır tencerelerde tarhana çorbası kaynardı. Hemen her evde el emeği tarhana olurdu. Üzerine terayağında incecik doğranıp kızartılmış soğan dökülürdü.

 Akşamdan kuzu etini haşlayıp hazırlayan anneannem , sahurdan önce kalkar, sofrayı hazırlar; ocak başına serdiği sofra bezinin üstüne kasnağı koyup hazırladığı  yemekleri siniye yerleştirirdi.

O hünerli eller… O nefis yemekler…
Bizler gibi mutfağa gidip milangazın düğmesini çevirerek ateş yakamazlardı. Önce ocaklıkta odunlar tutuşturulur, üzerine sacayağı konur, bakır tencereler onun üstünde ağır ağır pişerdi.
Evler ise  su,  saman, çamur karıştırılarak  ve ince tahtalarla desteklenerek yapılan  kerpiç evlerdi Her taraftan ısı kaybı olan, altı hayvan damı, üst kata tahta merdivenle çıkılan evlerdi..… Ve de evlerde suyun bulunmadığı yıllar…

 Aşağı Gördes’te çınarın altındaki ÇARŞI BAŞI ÇEŞMESİNDEN teneke kovalarla su taşınırdı evlere... Ev temizliği, banyo, yemek… Her ihtiyaç o taşınan suyla görülürdü. Çeşme başında su içmek ise   ya avuçlarıyla ya da oyuktaki zincire bağlı  bakır maşrabayla  yudumlanırdı.

İşte o suyun serinliğinde sadece susuzluk değil, paylaşmanın, kanaatin ve bir arada yaşamanın bereketi de yudumlanırdı.

Bu yazı 86 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum