Yorum ve Aşırı Yorum
Her şey yorumdur. Karşıdaki tabelaya bakar mısınız? Harfler köşeli ve zemin mavi. Usta böyle daha güzel olacağını düşündü. Yanındaki tabelanın karakterleri oval ve kırmızı. Onun da ustası böylesinin daha dikkat çekici olacağını düşündü. Diğer usta daha estetik olacağını, beriki usta daha parlak olacağını düşündü.
Pakize Hanım yeşil bir elbise tercih etmiş. Ayakkabılarıyla uyumlu olsun diye. Ali Rıza amcanın ceketi siyah. Ali Rıza bir tercihte bulunmamış, zira tek ceketi var. Ama yine de o ceket kırmızı olsaydı belki de Rıza ceketsiz gezecekti. Demek ki Ali Bey kombinini böyle yorumladı bugün. On yerde kuru fasulye yiyin hepsi de farklıdır çünkü şef yorumunu katmıştır.
İnsana dair her şey yorumdur. Sanat, edebiyat, mimari, sinema, şehir, ev, giyim, yemek, araba ve daha sayamadığım birçok şey yorumdur. Neredeyse iki kere ikinin dört olduğunun da yorum olduğunu söyleyeceğim ama ispat edemem.
Benzinli bir arabaya mazot koy bakalım görelim senin yorumunu dediğinizi duyar gibiyim. İyi tespitte bulundunuz. Demek ki teknik şeyler yorum değildir. Bir binayı sağlam yapmazsan, sağlam yere yapmazsan depremde yıkılır. Evet, teknik yorumu affetmez. Aslında tekniği de yorumluyoruz. Benzinli arabayı tüplüye çeviriyoruz. Belki yarın mazotlu arabayı havayla çalışır hale getirebiliriz. Bu da bir yorumdur.
Belki de yorumu en çok kullandığımız alanlardan biri hukuktur. Hukuki metinler çoğunlukla hâkime bir takdir yetkisi tanır. Bir mahkeme bir suça şu kadar ceza vermişken bir üst mahkeme bu hükmü bozabilir. Bunlar hukukun doğası içinde var olan şeylerdir. Nitekim Nasrettin Hoca sen de haklısın, sen de haklısın diyerek bir muhakemesinde herkesi haklı çıkarıyor. Hanımı diyor ki hocacığım herkesi haklı çıkardın böyle şey olur mu? Rahmetli, hanımına dönmüş demiş ki sen de haklısı. (Dahası bütün sosyal bilimlerin doğası yoruma açıktır. Zaten bilimi bilim yapan yoruma, yanlışlanabilmeye açık olması değil midir?)
Fakat bir de Karakuşi hikâyesi ver. Karakuşi hukuku biraz zorluyor. Bu durumda Karakuşi’ninki de bir yorumdur diyecek miyiz? Her ne kadar eskiler, zırva te’vil kabul etmez demiş olsalar da Karakuşinin yorumu da bir yorumdur ve fakat aşırı yorumdur. Aşırı yorum yorar. Kuru fasulyeye sucuk katmak bir yorumdur. Kurutulmuş sebze katmak bir yorumdur. Ama tutup portakal katarsan bu da bir yorumdur ama aşırı yorumdur.
Peki, yorumu aşırı yorumdan ayıran nedir. Konsensüstür, ma’şeri vicdandır, kabul-i âmmedir. Nitekim iki kere iki beş de eder altı da. Ama on beş etmez. On beş ettiğini ne kimse kabul eder ne de kimse ispat edebilir.
Hukukun yoruma açık olmasının sebeplerinden biri şudur. Suçlu diyor ki tamam bu suçu işledim ama bir sor bakalım niye işledim. Böyle olunca en ağır cürümleri işlemiş bir insanın bile savunma hakkı doğuyor. Ben bu suçu işledim, tamamen kötülük olsun diye, canavarca hisle işledim diyen suçlu var mıdır yeryüzünde zannetmiyorum. Baktı ki daha da olmuyor bu defa diyor ki nalet şeytana uyduk. Biz buna kötülüğün içindeki iyilik diyebiliriz. Her iyiliğin içinde de eser miktarda kötülük vardır. Biraz ying-yanga benziyor.
Bir hoca talebeleriyle soğuk bir kış günü sokakta yürüyormuş. Karşıdan esvapsız, pejmürde bir gariban geliyor. Talebenin birisi hemen koşup paltosunu adama giydiriyor ve tekrar hocasının yanına dönüyor. Hocasının yüzüne bakıyor bir aferin beklercesine. Hocası; keşke bekleseydin de başkası yapsaydı aynı iyiliği. Sen bütün sevap benim olsun düşüncesiyle bencillik yaptın, diyor. Hoca bembeyaz sayfanın üzerindeki siyah noktayı görmüş diye yorumlayabiliriz. Fakat şöyle de diyebiliriz. A hoca bırak da adam yaptığı iyiliğin kıvancını yaşasın. Her şeye de bir kulp bulmak zorunda mısın? Gördüğünüz gibi hocanın tavrı da yorumlanabilir.
Her şey yorumdur deyince zihinler ters psikolojiyle hareket edip hayır şunlar şunlar yorum değildir diye birçok delil üretiyor. Peki, o halde çok zorlamayalım her şey yorumdur demeyelim biraz yumuşatalım ve şöyle diyelim. Her şey yorumlanabilir. Bir metin düşünün başka bir dile onlarca farklı şekilde tercüme edilebiliyor. Bir horoz düşünün yüz ressam yüz farklı şekilde resmediyor. Hele Picasso bambaşka resmediyor horozu.
Aslında her şey yorumdur diyebiliriz hâlâ. Mesela acı biber yedim cümlesinde acı kelimesini telaffuz ettiğimizde ağzımız acımadı. Biber kelimesi bibere benzemiyor. Ve bu cümleyi yazarken de acı biber yemedim. Sadece acı biber yediğimde acı biber yemiş olurum başka değil. Şöyle bir örnek de verebiliriz. Çok basit bir cümle kuralım. Bana bir bardak su ver. Ve bu cümleyi falanca dile çevirelim. Meğerse o dilde de bardak kelimesi yokmuş. Dahası bardak benzeri bir şey bile yokmuş. Mecburen şöyle çevireceğiz. Bana su ver. İşte bu yüzden her şey yorumdur diyorum.
Peki, öyle bir şey söyleyelim ki yorumlanamasın ve altına yorumsuzdur yazabilelim. Her şey yorumlanabilir. Yorumsuzdur.
Bütün bunlara hermenötik denildiğini duymuştum.
Dipnot:
Bu meseleyi araştırırken Ali Himmet Berki’nin Hukuk Mantığı Felsefesi ve Tefsir kitabında bir şeye rast geldim. Meseleyi hukuki metinler bağlamında ele alıyor. Biz yazımızda sadece hukuki metinleri değil, edebi, felsefi, sanat eserleri, sinema daha doğrusu yoruma konu alacak bütün meselelere bütüncül bir bakış yapmak istediğimizden hocamızın yorumunu dipnot olarak vermeyi uygun gördük. Hoca şöyle diyor:
“Muasır hukukta kanunların tefsiri hakkında muhtelif meslekler vardır ki bunları başlıca üç nazariyede toplamak mümkindir:
1 – Ahvalin küllisinde hâkim kanunun, zamanında mülhem olan esas ve hükümleriyle bağlı kalmayıp hâdiselerin vukuu zamanındaki icap ve şartlara göre adalet ve hakkaniyete uygun olarak hâdiselerin hükmünü tâyin etmek.
2 – Kanun vazıı her hâdiseyi düşünmüş farz ederek kanunu idare eden esas kaideler çerçevesi içinde vazıı kanunun maksat ve gayesine uygun olarak hâdiseleri hallü fasl etmek.
3 – Evvelâ kanunu lâfz ve ruhiyle tatbik etmek ve kanunun lâfız ve ruhiyle temas etmediği hâdiselerde örf ve âdeti, örf ve âdet de yoksa kanun vâzıı gibi hâkim (Yargıç) içtihadını hâkim kılmak.”
Sonra hocamız bu maddeleri değerlendiriyor ve ilkinin ifrat, ikincisinin tefrit olduğunu ve üçüncüsünün en doğru sistem olduğunu şöylece beyan ediyor:
“En makul ve mahzurdan salim olan sistem İsviçre medenî kanununun ihtiyar ettiği sistemdir. Şüphesiz bu asırlarca yapılan tecribelerin muhassılasıdır. Hâkim, kanunun mantık ve delâletleriyle ve kanunun lâfız ve ruhiyle temas etmediği hâdiselerde örf ve âdetle ve örf ve âdet de yoksa bir kanun vâzıı imiş gibi içtihadıyla hareket edecektir.”
Ali Himmet Hoca’nın bu mütalaasındaki kanunların ruhunu duyunca acaba Montesquieu bu konuda ne diyor diye merak ettim. Bir yoruma göre adaletin evrensel olduğundan ziyade bağlamsal olduğunu söylüyormuş.