Hatice Aşan Hocamı Uğurlarken
ENDÜSTRİ MESLEK LİSESİ YILLARINA AİT BİRKAÇ HATIRA
Gördes Ortaokulundan 1971-1972 öğretim yılında mezun oldum. Bizim kuşak, ilkokul ile ortaokul diplomalarını mezuniyet sınavıyla almış, liselere de çoğunlukla sınav kazanarak girmiştir.
O zamanlar tütüncülük ve halıcılıktan başka geçim kaynağı olmayan küçük ilçemiz, seçimden seçime hatırlanan, ardı arkası kesilmeyen vaatlerin muhatabı, kendi yağı ile kavrulan, yolu-izi dert tipik bir Anadolu kasabasıdır… Vergisini, faturasını zamanında ödeyen, devlet malını aziz bilen ve onurundan taviz vermeyen bu insanlar, mabedini, okulunu kendi yapıyor, hastanesini abat ediyor, eksiklerini bir bir tamamlıyordu. Acı tütünden ve halı dokuyarak kazandığı parayla da çocuklarını okutuyor, yemiyor yediriyor, giymiyor giydiriyordu…
Ben, ailemizin kararıyla, Gördes’te o yıl açılan liseye değil de Manisa Sanat Okuluna/Enstitüsüne -adı daha sonra Endüstri Meslek Lisesi oldu- müracaat ettim. Sanat sahibi olup bir an evvel hayata atılmak düşüncesi etkili oldu zannediyorum.
Manisa Sanat Enstitüsüne gidip kaydımızı yaptırdık. Babamla kardeş çocukları olan, metal işleri atölye şefi Erol Savcı amcamla da görüşüp, bölümler hakkında bilgi edinip tavsiyelerini aldık. Bir de okula giriş sınavının tarihini öğrendik tabii.
Klasik usûlde -yazılı olarak- yapılan değerlendirme sonunda tesviye bölümüne girmeye hak kazandım. Okulumuzun karşısında yeni açılan Aydın Öğrenci Yurdu’nda kalıyordum. Adını, sahibi olan Manisa Ticaret Lisesi öğretmeni Aydın Aynurlu’dan alan yurt, o yıllarda taşradan okumaya gelenler için çok güzel bir imkândı.
Okulumuzda; kültür ve meslek derslerinin yanı sıra yarım günlük -duruma göre sabah veya öğleden sonra- atölye uygulaması vardı. 1972-1973 öğretim yılında, bugünkü mevcut binanın 2. katındaki sınıflarımızda “1 A” şubesi olarak eğitim ve öğretime başladık. Derslerimize girecek öğretmenlerle, aynı bölümde üç yıl beraber okuyacağımız arkadaşlarla tanışıyorduk.
Okul müdürümüz Ali Karkan’ın eşi Nadire Karkan, Türk dili ve edebiyatı, Aysun Erginer, İngilizce, Hatice Aşan hocam cebir-geometri, fizik dersine Nihat Uman, Mustafa Atay kimya, Nuri Soyer teknik resim, beden eğitimi dersimize Yılmaz Çobanoğlu, atölye ve teknoloji dersimize de Mesut Baysarı -aynı zamanda atölye şefimizdi- hocamız girecekti. Adnan Tekgöz, Enver Meriçler ve Saadettin Yücel ise atölye öğretmenlerimizdi.
Okul ve öğretmenin kıymeti, öğrencilerine kazandırdığı bilgi, davranış ve alışkanlıklarla, hayata hazırlamaktaki başarısıyla ölçülür. Bu konuda şanslıydık. Gayet fedakâr öğretmenlere, her türlü ihtiyacımızı karşılamak için gayret gösteren okul idarecilerine sahiptik. Trenle günlük olarak gidip gelen, evlerde kalan arkadaşlarımıza bahçede kurulan barakada öğle yemeği çıkarılır, ihtiyacı olan arkadaşlarımıza (Sümerbank malı) oldukça uzun ömürlü, bir türlü eskimeyen (!) Beykoz marka ayakkabı -ben de kullanmıştım- verilirdi.
Beni bu hatıralara götüren; benliğimizde derin izler bırakıp, bizleri anne şefkâtiyle seven, derdimizle ilgilenen, tavrı ve duruşuyla etkileyen kıymetli öğretmenim Hatice Aşan’ın 5 Haziran 2026 tarihinde aldığım vefat haberi oldu. Allah’ın kendisine bahşettiği 106 yıllık ömrü ilim, irfan ve insanlık için harcayarak ötelere uçup gitti…
Birinci sınıfta olmalıyım. Cebir dersi sınavını zil çalmadan bitirip kâğıdımı teslim ederken; “Hüseyin, bana öğretmenler odasından bir bardak su getiri misin?” dedi. “Tabii hocam, hemen!” dedim. Aynı katın diğer başındaki öğretmenler odasına biraz da çekinerek girdim. Temiz bir cam bardak bulup doldurdum. Etrafa şöyle bir bakıp üstüne bardağı koyup götüreceğim tabak ya da altlık bulamadım. Annemden öğrenmiş, büyüklerimizden böyle görmüştük; misafire, büyüklere su, temiz bir bardakla, tabak üstünde -hatta oya işlemeli, dantelli altlık bulunurdu- saygı ve zarafet içinde, hafifçe eğilerek verilirdi.
“Hocam kusura bakmayın, bardak altlığı bulamadığım için böyle getirmek zorunda kaldım!” diyerek suyu ikram ettim. Bu sözümden o kadar memnun oldu ki anlatamam… “Bakın benim kibar oğluma, teşekkür ederim!” demişti.
Bizden sonraki yıllarda (1980) mezun olan Hüseyin Şaşmaz arkadaşımın Hatice Aşan hocamızla ilgili anlattığı hatırayı da nakletmeliyim: “Sınıfımızda, bilerek veya bilmeyerek, hataen görgü ve muaşeret kurallarına aykırı davranan, söz söyleyen arkadaşımız olursa, para toplayarak aldığımız ‘Görgü Kuralları’ kitabının ona verilmesini ister; ‘Bu kitap sende bir hafta dursun, okuyup incele. Sonra seni imtihan edeceğim!’ derdi.”
“Şanslıydık!” sözünü söylerken kastettiklerimden birisi buydu. Hocalarımız, hayatımızın her alanını kuşatır, iyi bir insan olmanın erdem ve alışkanlıklarını öğretir örnek olurlardı…
İlk İngilizce dersimizde, hangi konularda kaldığımızı öğrenmek için sorduğu soruya verdiğim, “At The Cinema” cevabıma üzülen -Gördes Ortaokulunda oldukça gerilerdeydik- kibar, nazik ve şık giyimli, birinci sınıfta not ortalamasıyla geçtiğim İngilizce dersini, on üzerinden yedi not ortalamasıyla mezun olacak kadar sevdiren Aysun Erginer hocam,
Fizik dersinin birinci sınavında dokuz aldığım için, notları okuduktan sonra -kopya çektiğim zannına kapıldığı için- tahtaya kaldıran, oldukça -öğrenci tabiriyle- kazık birkaç sorudan sonra bir verip yerime oturtan, Manisa Lisesindeki öğretmen eşi okulumuzun önünden geçerken el sallayan Nihat Uman hocam,
Her zaman genç ve dinamik hali, doğru, dürüst ve babacan tavrıyla bize heyecan veren beden eğitimi hocamız Yılmaz Çobanoğlu,
Torna ve tesviye sanatının bütün inceliklerini öğretmek için samimi gayretlerini gördüğümüz atölye öğretmenlerimiz; Mesut Baysarı, Enver Meriçler, Tugay Tokgöz ve Saadettin Yücel, kılı kırk yararak teknik resim alanındaki bilgi ve becerimizi geliştirmek için uğraşan Nuri Soyer ile diğer hocalarımız…
1975 yılı torna-tesviye bölümü mezunu 2 numaralı öğrenciniz olarak, kıymetine paha biçemediğimiz siz değerli öğretmenlerimi saygı, şükran ve minnetle anıyor, kazandırdığınız erdem ve kıymetler için teşekkür ediyor, vefat eden öğretmenlerime Allah’tan rahmet diliyorum…