Bir Başkadır Memleketim Gördesim
Çam ağaçlarının gölgesinde, annemin dilinden dökülen eski Gördes hatıralarıyla çıktık yola… Her virajda bir anı, her esen rüzgârda geçmişten bir iz vardı sanki. Çamlıkta piknik yapan güzel insanlarla selamlaştık; o içten tebessümler bile memleket sıcaklığını hissettirmeye yetti.
Aşağı Gördes’te dualarla mezar ziyaretimizi yaptık. Yol boyunca koyunlarını otlatan güzel yürekli insanlarla hasbihal ettik. Çarşıbaşı Çeşmesi’nin buz gibi suyundan kana kana içerken çocukluğumun o tanıdık tadı değdi dudaklarıma…
Gördes Çayı’nın usul usul akışını izlerken baharın coşkusuyla canlanan tabiatın büyüsüne kapıldık… Kır çiçeklerinin rengârenk güzelliği, çiçek açmış ağaçların adeta bir tabloyu andıran görüntüsü ruhumuza huzur verdi. Aşağı Gördes’te, büyüklerimizin yıllarca yürüdüğü o eski patika yollarda ilerlerken, her adımda onların hatıralarını ve yaşanmışlıklarını yüreğimizde hissettik…
Sonra bizi bekleyen Pembe Köşkümüze vardık… Bahçedeki rengârenk güller kokularıyla “Hoş geldiniz” der gibiydi. Erik ağaçlarının çağlaları ise dallarında sallanıp “Tadımıza bakmadan gitmeyin” diye sesleniyordu adeta.
Bir de o güzel insanlar… “Geldiniz mi?” diye arayan dostlar, komşular… İnsan kendini bu kadar huzurlu, bu kadar ait hissedebilir mi? Evet… Eğer memleketindeysen, toprağının kokusunu içine çekiyorsan, çocukluğunu yeniden yaşıyorsan hissedebilirsin…
Çünkü bir başkadır benim memleketim… Bir başkadır Gördesim…