Musâ'nın Âsası!!
Güney Kore sahilleri, olay son derece ilginç, dikkatimi çekti. Fotoğrafları görünce, derin düşüncelere daldım. Deniz, Jinto adasıyla Modo adası arasında ikiye bölünmüş. Bu yüzden mükemmel bir yol oluşmuş.
İki adanın halkı, oluşan bu doğal yolla birbirlerine gidip gelebiliyor. Denizin ortasındaki bu yolun uzunluğu 3km, genişliği ise 40metre. Gelgit hareketliliği olarak da bilinen bu tabiat olayı, yılda sadece iki defa, özel bir zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yöre halkı, bu olay için, “fermuar gibi açılan deniz” tanımlaması yapıyor.
Biraz araştırdım. Bu gelgit olayı, ne zamandan beri var ya da biliniyor. Bu konuda bir bilgi yok. Gündem olması, daha yakın bir zamana tesadüf ediyor. Coğrafi bir dergi, daha önce bu olayın fotoğraflarını yayınlamış. Son yıllarda, bu gelgit hareketliliği yörede turizmi hareketlendirmiş.
Dünyanın dört bir yanından, meraklılar buraya geliyor. Fermuar gibi açılan o denizin, oluşturduğu yoldan yürüyorlar. Deniz yarılınca, iki taraflı dağ gibi sıralar oluşuyor. Ve siz açılan 3km’lik yoldan yürüyerek gidebiliyorsunuz.
Bu haberi okuyup, fotoğrafları görünce, beynimde adeta şimşekler çaktı.
Güney Kore sahillerinden hızla uzaklaşıp, Kızıldeniz’e döndüm. Ve aramaya başladım. Neyi mi? Musa ve asasını.
Kur’an, Musa ve kavminin yaşadıklarını tafsilatıyla anlatıyor. Hikâyenin nihayetinde Musa ve beraberindekiler, Firavun’un zulmünden kurtulmak için, Mısır’ı terk etmeye karar verirler. Bu Allah’ın emridir; “Kullarımı tepeye doğru çıkar.” (Şuara–52)
Kur’an’ın bahsettiği tepe, Kızıldeniz ile Kahire arasındaki sıradağlardır. Bu dağların yüksekliği, 2 bin metreyi bulmaktadır. Musa ve beraberindekilerin Kızıldeniz’e ulaşabilmesi için, işte bu dağları aşması gerekmektedir.
Neticede dağlar aşılır, Musa ve kavmi Kızıldeniz’e ulaşır. Firavun ve ordusu da takiptedir. Bu noktadan sonrasını Kur’an şöyle anlatıyor:
“Bunun üzerine Musa’ya ‘değneğinle denize vur’ diye vahyettik. (vurunca) deniz hemen ayrıldı. Her parçası bir dağ gibi oldu.” (Şuara–63)
Sonra ne oldu? “Musa’yı ve beraberinde olan herkesi kurtardık. Sonra öbür kesimi suda boğduk.” (Şuara 65–66)
Bu bir gelgit olayıydı. Deniz bir fermuar gibi yarılmış ve bir yol oluşturmuştu. Musa ve kavmi bu yoldan yürüyerek, karşıya geçmeyi başarmıştı. Onu takip eden Firavun ve ordusu, suların alçalmasıyla beraber boğulup gitmişti.
Peki, Kur’an bu yaşanmış hikâyeyi niye anlatıyor? Bunun mutlaka bir sebebinin olması lazım. Şöyle diyor Kur’an; “İşte bu anlatılanlarda kesin bir ayet / gösterge vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.”
İmkânım olsa, sahasında uzman isimlerle Kızıldeniz’e giderdim. Musa’ya denizin yırtıldığı yeri incelerdim. Deniz kaç kilometre yırtılmış, açılan yol kaç metreymiş, genişliği ne kadarmış öğrenmeye çalışırdım.
Yani “anlatılanlardaki ayetin / göstergelerin” ne olduğunu merak ederdim.
“Yarattığı her şey bir ölçüye göre”, yine “Yarattığı her şeyde bir ölçü var.” Yarattığı ve var ettiği her şeyi, bir ayet olarak bize anlatıyor. Hikmet yani bilgi bu. Aramakla, bulmakla ve anlamakla sorumluyuz.
Binlerce yıl sonra Allah, bize gücünü, kudretini ve ölçüsünü / ayetini bir kez daha gösteriyor.
Musa’nın yaşadıkları masal değil. Ayetini / göstergesini bu defa Güney Kore sahillerinde ortaya çıkarıyor.
Ders alalım, kul olalım diye..
Bir Kızıldeniz’e ve maziye nazar ediyorum, birde Güney Kore sahillerine.
Rabbimin gücü ve kudreti karşısında, aciziyetimi teyit ederek, imanımı bir kez daha tazeliyorum..