Günlük hayatımızda kullandığımız ürünler, farkında olmadan en savunmasızlarımızı, yani çocuklarımızı, etkileyebilir. Tıpkı bir bahçede özenle bakılması gereken tohumlar ve çekirdekler gibi, çocuklarımızın sağlığı da bizim özenimizle korunmalıdır. Kalemler, defterler, boya kalemleri ve bazı kıyafetler, uzun süreli maruziyette kanserojen ve sağlığa zararlı kimyasallar içerebilir.
Formaldehit, azo boyar maddeler, ftalatlar ve kadmiyum gibi kimyasallar, çocuk kıyafetlerinde ve kırtasiye ürünlerinde bulunabilir ve uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Ancak buradan daha geniş bir soruna dikkat çekmek istiyorum: Nasıl ki sigara paketlerinde “zararlıdır” uyarısı bulunuyor ve herkes bunu görüyor, benzer şekilde diğer ürünlerde de zararlı maddeler açıkça belirtilmeli. Alkol gibi ürünlerde olduğu gibi, bazıları para kazanabiliyorken, bazıları ise sağlığını kaybedebiliyor. Ürünlerin içeriklerinin şeffaf olması, halkın bilinçli tercih yapabilmesi için elzemdir.
Unutmayalım ki, sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Çocuklarımızın sağlıklı ve bilinçli bir yaşam sürmesi için hem bedenlerini hem de zihinlerini korumalıyız. Sağlıklı nesil, sağlıklı gelecek, hepimiz için daha hayırlıdır.
Bu nedenle, değerli yetkililerimizden beklediğimiz şudur: Kimyasal ve kanserojen maddeler içeren ürünlerin etiketlerinde açık ve net uyarılar yer almalı. Halk olarak talebimiz, belki de sağlıklı ürün kullanımı ve güvenli gelecek için bir sürecin başlangıcı olur.
Eğitimle Parlayan, Bürokrasi ve İşgücüyle Sarsılan Almanya
Almanya denildiğinde hemen akla disiplin, düzen ve eğitim gelir. Özellikle mesleki eğitim sistemi gerçekten takdire şayan; çift eğitim sistemi sayesinde öğrenciler hem teoriyi öğreniyor hem de iş hayatına erken adım atabiliyor. Üniversiteler, araştırma olanakları ve bilimsel üretim kapasitesiyle Almanya hâlâ Avrupa’nın en güçlü eğitim merkezlerinden biri. Kısacası eğitimde Almanya, çoğu ülkenin hâlâ ulaşamadığı bir seviyede.
Ama her konuda iyi olduklarını düşünmek biraz fazla iyimser olur. Çünkü iş bürokrasiye, dijitalleşmeye, otomotiv ve işgücü piyasasına geldiğinde işler değişiyor. Diken gazetesine göre, Almanya aşırı bürokrasi nedeniyle her yıl yaklaşık 146 milyar avro kaybediyor. Münih merkezli Ifo Enstitüsü’ne göre bunun en büyük sebebi dijitalleşmenin hâlâ yetersiz olması. Bugün hâlâ resmi işlerin çoğu kağıtla yürütülüyor, ve bu durum inanılmaz vakit kaybettiriyor.
Almanya otomotivde dünyada önemli bir oyuncu. 2023’te 4,109,371 araç üretilmiş, 2024’te bu sayı 4,1 milyonle sabit kalmış, ama 2019’a göre hâlâ %12 düşük. İhracat 2024’te 3,17 milyon araçle bir önceki yıla göre %2 artmış, ancak 2019’un seviyesinin %9 altında. İç pazarda ise 2,817,331 yeni binek araç satılmış, %1 düşüş var. Elektrikli araçlar (EV) yükselişte: 2024 Kasım ayında 155,700 EV üretilmiş, önceki yıla göre %29 artış var. Ama kayıtlar düşüşte: BEV %27 azalarak 380,600 adede inerken, PHEV %9 artışla 191,900 adede ulaştı. 2016–2023 arasında üretim %28 düşmüş; ama iş sayısı sadece %4 azalmış. Bosch, VW ve Thyssenkrupp gibi firmalar maliyet ve düşen talep nedeniyle işten çıkarmalar planlıyor; 2023’te grev günleri 600,000e kadar çıkmış. 2025 Şubat itibarıyla aylık üretim 361,500 araç.
Thomas Schild’in dediği gibi, Alman işgücü piyasası herkese uygun değil. Yani gerekli eğitim ve yeterliliğe sahip olmayan, yeterince Almanca konuşamayan veya farklı sebeplerle “dengesiz” bir kesim geride kalıyor. Schild’in sözleriyle:
“İyi bir iş gücü piyasası, dengesiz kişilerin de katkıda bulunmasını sağlamalıdır. Bu kişiler, refah sistemine kaydırılıyor.”
Eskiden işyerlerinde sadece pencerelerin arkasında bekleyen çalışanlar vardı. Şimdi onlara ek, karmaşık görevler veriliyor. Kürekle kazılan hendekler artık ekskavatörle açılıyor. Schild’e göre siyasetin cevabı “daha fazla eğitim” olabilir; ama eğitim, Homo Sapiens 1.0’ın yetenek dağılımını belli bir noktaya kadar kaydırabilir. Her zaman dağıtımın sol kanadında insanlar olacak ve onlar da ekonomiye katkıda bulunma hakkına sahip.
Altyapı ve ulaşım da Almanya’nın zayıf yönlerini gösteriyor. Alman trenleri hâlâ sık sık gecikiyor, internet altyapısı ise birçok Avrupa ülkesinin gerisinde. “Teknoloji devi” imajı ile bu tablo ciddi bir çelişki yaratıyor. Türk akademik çevrelerinde de Almanya’nın bürokrasisi zaman zaman eleştiriliyor. Örneğin Dağarcık Türkiye’de yayımlanan bir makalede, Almanya’nın “kurallar ülkesi” imajının sistemi yavaşlattığı vurgulanıyor.
Günlük yaşamda deneyimleyenler de Almanya’nın hizmet sektöründe yetersiz olduğunu, dijitalleşmede Türkiye’nin e-Devlet sistemi kadar ileride olmadığını söylüyor.
Sonuç olarak: Almanya eğitimde ve sanayide güçlü olabilir; ama bürokrasi, dijitalleşme, otomotiv ve işgücü piyasasındaki kırılganlıklar göz ardı edilemez. Disiplin onları güçlü kılıyor, ama aynı disiplin en büyük handikapları olabiliyor.
YORUMLAR