☰
✕

Bir Merhamet Hikayesi

Prof.Dr.Süleyman Sami İLKER ssamiilker@gmail.com

Dün (10.10.2026) 14.42, Azerbaycan Bakü'deyiz. Son gün; yarın döneceğiz. Birkaç gündür görüşmediğimiz kızımızı arıyoruz telefonla. "H.Alp abim aradı mı sizi" diyor. Hayır ben görüşmedim ama annenle görüşmüş olabilir, deyince ekliyor; baba Tarçın birbuçuk saat önce öldü. Bekliyorduk, hastaydı ama içimiz burkuldu. Hüzünlendim. Eşime söyledim, o da müteessir oldu.
2011, mart ayında 3 aylık iken Gülümser ile M.Alp almışlar. İkisi de Ankara'da, üniversitede okuyorlardı. İlk aldıklarını duyunca tepki göstermiştim; nasıl bakacaksınız, eşyaları tırmalar diye. Fiyatını duyunca da şaşırmıştım. Neyse, deyip susmuştum. Ama yakından görünce de "Her küçük kedi sevimli olur ama bu çok başka" demiştim. Bu; tarçın rengi upuzun tüyleri; minik düz burnu, tarçın renkli gözleri, baykuşa benzeyen bakışı ile sevimli bir kedi yavrusu idi. Hep sevimli kaldı. Adına feyste hesap bile açtık; Tarçın İlker diye. Güzel resimleri yer aldı orada.
2014'de Manisa'ya geldi. Eşim, Ankara’da balkona çıkamıyor, hava alamıyor diye düşündü. Kendisi de açık havayı, yeşil alanı çok sever zaten. Onunla hepimizin hatıraları, oyunları, resimleri pek çok. İyi bakıldı, iyi beslendi. Soğukta, açlıkta kalmadı. Dayak yemedi, saldırıya uğramadı. Şanslıydı. Ama erken yaşlarda maalesef, mecburiyetten iğdiş edilmişti. Evlenemedi(: ama biz onun ailesiydik. O da bizim kedi evladımız. Tarçın İlker. Ayperi'nin arkadaşlarına göstereceği medarı iftiharıydı. Fark oluşturuyor, arkadaş çevresini bu vesile ile eve bile davet ediyordu.
BEBEKKEN
Ayperi bebekken, Tarçın da henüz ergen veya toy bir gençti. Onun bebek halini görünce tüylerini kabartmış, hırlayarak tepki göstermişti. Tabi göz kulak olduk, kolladık; birbirlerine alıştılar. Ayperi Tarçın'ı kâh lazer ışığı peşinde koşturdu, oynattı; kâh büyük bir gazetenin içine koyup, yuvarlayıp, sarıp dürüm yaptı, bazen takke giydirdi, bazen de önlük taktı. Hep birlikte eğlendik, neşelendik, sevindik. Aşı zamanlarında sepetiyle veterinere götürdük. Bazen ondan kedi diye bahsettiğimde, torunum "Hayır ona kedi deme, onun adı var; Tarçın" derdi. Gördes'e giderken, tedirgin arka koltuk önüne sindiği de oldu, sıkılıp öne geldiği de. Bazen kısa süreli evde yalnız kaldığı olur; eve geldiğimizde bizi kapıda karşılardı. Ayperi onu bahçeye indirdiğinde, alışık olmadığı dış çevreden korkar, tedirgin olur, bir ağaç altına sinerdi. 2013'de kuş kovalarken Aynıali semtindeki evimizin 3.kat terasından düşüp, yaralanmıştı. Benzer bir olayı Gördes'te de yaşadı. Sonra uslandı (akıllandı). Çoğu zaman kumuna çişini yaparken bazen de özellikle son yıllarında tercih ettiği yerlere. Sevmesek de, temizledik o yeri. Gel zaman git zaman.
TARÇIN YAŞLANDI
Ortalama kedilerin ömrü 15 yıl kadar olur derler. Kabahatleri arttı. Eve girince maalesef çiş kokusu bizi rahatsız eder oldu. Uzun zaman katlandık. Halimize şahit olan kızım, "Ben onu Ankara’ya götüreyim" dedi. Zaten Ankara’da doğmuş ve oradan gelmişti. Yine somon balıkları gibi doğduğu yere döndü yedi ay önce. Götürülmesi kararı alındığında, Ankara'ya gideceği konusunu toruna nasıl anlatacaktık. O da çiş meselesi konusunu biliyor. Halan onu bu konuda eğitecek, diyerek ikna edebildik. Onun da iki şartı vardı. Onu bir gün Ankara'ya babasıyla görmeye gitmek ve iyileştiğinde geri getirmek. Bir gün hasta olduğunu ve veterinere götürüldüğünü öğrendik. Veteriner hekim "Pankreatit" teşhisi koymuş ve müşahade/gözetim altına alarak damardan serum ve ilaç tedavisine başlamış. Tabii ki faturası biraz yüksek. Hastalandığı haberine ilk notu yazan olduğumdan üzüntümü belirttim. Tarçın yaşlı ve hastalık,q beklenen doğal bir seyirdi. Ama masrafı duyunca, "Biraz veterinere maişet olmuş" diye de ekledim. Gerçek de buydu.
YA ÖLÜRSE
Ama diğer aile bireyleri daha duygulu ifadeler yazdılar. Aile olarak yükü paylaşalım mı deyince kızım, hay hay deyip bölüştük. Veteriner "Kurtulamayabilir de" demiş. Yaşı 15 ve pankreas hastası. İhtimalleri de konuşmaya başladık. Ölürse ne yaparız dedi kızım. Ben demek ki ailenin en katısı imişim, diyorum kendi kendime. "Birkaç kat torbaya koyar, çöpe bırakırsın" dedim ama kızım "Hayır olmaz" dedi. Büyük şehirde apatmanda (Azerbaycan'da buna "tikinti" diyorlar) ölen bir kediyi gömecek bir yer genelikle olmadığı için. Kaldı ki, bir bayanın yapacağı bir iş de değil, kedi gömmek. "Ağabeyimle konuşurum. Ben Afyon'a kadar getiririm. Karşıdan o gelir, ona veririm, Gördes'e götürür" dedi. Ya kokarsa soruma; "Soğuk taşıma çantasına buz koyarım; veya sorarım, ilaçlı koruma var mı, öğrenirim" dedi. Sonra bu muhtemel konuyu konuşup mutabık kalmışlar.
BEKLENEN SONA GELİŞ
Dün beklenen son; acı haber geldi. Hayvanlar için cennet cehennem kavramları, bir çeşit sınav dünyası olmadığı için, ölüm bir yok oluş onlar için ama yüreğimiz, dilimiz yine de rahmet diliyor. İyi ki merhamet duygusuna sahibiz. Bu bizi insan kılan ve insan tutan vasfımız. Kızım, günün de pazar olması avantajı ile ağabeyi ile karşılıklı yola çıkmışlar. Torunu babası Gördes'e bırakmış ve oradan devam etmiş. Afyonkarahisar'da cenazeyi teslim alıp, Gördes'teki baba evimizin bahçesine gömecekler.
HABERLEŞİYORUZ
Oğluma "Vardınız mı?" diye not yazıyorum. Yatsıdan sonraki bir saate varmışlar. Bahçede otomatik gece aydınlatması var zaten. Evin ışıklarını da açarak, arka bahçede duvara yakın bir noktayı kazmışlar. Torunum duygulu, ağlıyor. Hem "Neden gitti?" diye ağlıyor hem de babasının işini kayda alıyor telefon kamerası ile. İzlerken bizi de ağlatıyorlar. Son defa görebilir miyim diyor, ağlayarak. Babası kefeni açmaya çalışırken biraz zorlanıyor. Bunun üzerine, "Sadece kuyruğunu görsem de olur" diyor babasına. Kuyruğunu görüyor. Halası Tarçın'ı Denizli Buldan işi, Ege bölgesinde (özellikle Manisa kazalarında) Boladan da denen sarı, kızıl ve beyaz renklerden oluşan bir Yörük poşusu ile kefenlemiş ve bağlamış.
DEĞERLENDİRME
Bazı insanlar için komik bir konu olabilir, anlattıklarım. Yahu ölen bir kedi için bu kadar masraf ve zahmet çekilir mi, diyenler olabilir. Görünüşte haklı gibi de olabilirler. Başlangıçta bana da gereksiz, tuhaf gibi gelmişti. Nihai noktada ise, konunun son derece insani ve merhamet ağırlıklı bir yanının olduğunu da kavrıyor, düşünüyorum. Konu; özellikle tasavvufla (İslamın uygulamalı ahlak okulları da denebilir) ilgilenen veya oradan nasiplenen kişilerin; Yaratan'dan dolayı yaratılmış her şeye hürmet eden, doğrudan veya dolaylı insan hayatını da ilgilendiren çevre bilincinin bir nişanesi hükmünde. Bu tabiata, çevreye saygı inancının 2500 yıl öncesine dayanan izlerini hala canlı olarak yaşayan ve yaşatan eski Türk inancındaki toplumlarda da görüyoruz. 2023 Güney Sibirya bölgesindeki Dağlık Altay (Gorno Altaysk), Hakasya ve Tuva muhtar (özerk) Türk halklarında bizzat görmüş ve yazmıştık. (Turan Yolculuğu, Post yayınları. 2025) Pazırık kurganları, ikinci dünya savaşına kadar, bu kadar bin yıl nasıl yağmalanmadan korunmuş, organik malzemeler -halı, keçe, deri giysiler- nasıl çürümeden kalmıştır?
İNSAN EĞİTİMİNDE
Zahmetli ve hatta biraz da masraflı; hatta muhatap bir kedi olsa da, aile fertlerimiz ona vefa gösteriyor, diye düşünüyorum. Esas ve en belirgin etkinin ise, torunum üzerinde olduğu kanaatindeyim. Vefayı, sevgiyi; ölüm gerçeğinin de hayatın tabii bir süreci olduğunu anlamasına katkı sağlamıştır. Dahası, bir ölüm veya ölü üzerinden bütün canlılara ve varlıklara merhamet, sevgi ve saygıyı öğrendi. Aslında özünde var olan bu cevheri canlandırdı, güçlendirdi. Hele bugünün gerçek dışı, eğitim gibi bir hedefi ve hassasiyeti olmayan ticari video yapımları gerçeğine rağmen. Dahası, Gördes'teki evimizin bahçesine bir insan ölüsü saygısı ile hazırlanan mezar gerçeği, hafızasında hiç silinmeyecektir. Onu Gördes'e bağlayan bir sevgi köprüsü daha kurulmuş oldu. Bize de, hayat gerçeğinin bu boyutunu yaşatmış oldu, diyebiliriz..