Röportaj Serisi-55:Konuk = Prof.Dr.Nevra Ertürk Güngör (Mimarlık Tarihi ve Müzecilik)
“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin elli beşinci konuğu, röportaj teklifimi nazikçe kabul eden Sayın Prof. Dr. Nevra Ertürk Güngör olacaktır. Kendisi, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü bünyesinde kültür varlıklarını koruma ve onarım ile mimarlık tarihi alanlarında çok kıymetli çalışmalar yürütmekte olup, bilimsel araştırmalara sunduğu değerli akademik katkılar dolayısıyla kendisine teşekkür eder, izninizle sorularıma geçmek isterim.
1. Hocam, öncelikle nasılsınız? Klasik Arkeoloji ile başlayan lisans eğitiminiz, Üniversitede Müzecilik ve Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım alanlarındaki çalışmalarınızla devam etti. Bu disiplinler arası geçiş, müzecilik ve kültür varlıklarının korunması alanındaki çalışmalarınıza nasıl katkı sağladı?Mert Bey, iyiyim, teşekkür ederim. Röportaj davetiniz için de ayrıca teşekkür ederim. Akademik hayatım, eğitim aldığım farklı disiplinler üzerinden şekillendi. Lisans eğitimimi Klasik Arkeoloji alanında almam, kültür varlıklarını yalnızca fiziksel nesneler olarak değil, üretildikleri dönem, toplumsal anlamları ve bağlamları açısından değerlendirmemi sağladı. Müzecilik Yüksek Lisans Programındaki eğitimim, müzelerin sadece eski ya da ünik eserleri koruyan ve sergileyen yerler olmadığını; bugünü ve geleceği tartışmaya açan, yarını da düşünen ve anlatan öğrenme ve deneyim alanları olduğunu kavramama olanak tanıdı. Mimarlık Tarihi ve Kuramı doktora programındaki eğitimim ise, koruma kararlarının yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve etik boyutlarıyla bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini öğretti. Eğitimini aldığım bu üç disiplin, müzecilik ve kültür varlıklarını koruma alanlarındaki çalışmalara mümkün olduğunca bütüncül bir perspektiften yaklaşmamı sağlıyor.
2. Müzelerde deprem riskine karşı koleksiyonların korunması ve müzelerde depo yönetimi konularında çalışmalarınız bulunuyor. Türkiye’de müzeler çoğu zaman daha çok sergileme işlevleri üzerinden değerlendiriliyor. Oysa risklere hazırlık ve depo yönetimi koleksiyonların korunması açısından büyük önem taşıyor. Bu alanlardaki eksiklikler uygulamada ne tür sorunlara yol açıyor?Deprem risklerinin azaltılması ve depo yönetimi her ne kadar koruma başlığı altında incelense de, aslında iki farklı uzmanlık alanından söz ediyoruz. Deprem kuşağında bulunan ülkelerde, şüphesiz müzelerin öncelikle planlama yapması gereken konuların başında deprem riskinin azaltılması geliyor. Müzeler; önleyici koruma, risk yönetimi, afet ve acil durum yönetimi çalışmaları ile yapısal ve yapısal olmayan risklere karşı önlem alarak, olası bir depremin yaratacağı hasarı en aza indirebilir, hatta hasarın oluşmasını tamamen önleyebilirler. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde, koleksiyonlarda düşük, orta veya yüksek düzeyde hasar ya da ikincil tehditlerden kaynaklanan bozulmalar meydana gelebilir. Bu durum, koleksiyon öğelerinin özgünlüğünün bozulmasına ve bazı durumlarda geri dönüşü olmayan kayıplara yol açabilir. Depo yönetimi, daha doğrusu depoların etkin biçimde yönetilememesi ise, dünyadaki müzelerin büyük çoğunluğunun ortak sorunu. Bu konuyla ilgili en güncel çalışmalardan biri, Uluslararası Müzeler Konseyi’nin (ICOM) 2023 yılında gerçekleştirdiği müze depolarına ilişkin araştırmadır. Anket sonuçları, müze depolarının kapasitelerinin yeterli olmadığını ve birçok müzede benzer sorunların yaşandığını ortaya koyuyor. Sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da müzelerin ziyaretçiler için en görünür yüzü sergiler olduğu için, işin doğası gereği sergiler ön plana çıkıyor. Depolar ziyarete açık alanlar olmadığından elbette daha az görünür. Ancak şunu da belirtmek isterim: Günümüzde açık depo, ortak depo ve depo-müze uygulamalarıyla, birçok müzenin depo alanı —ki bu alanlar sadece depo değil, koleksiyonların teşhir edildiği, konservasyon ve restorasyon atölyeleri ile araştırma birimlerinin bulunduğu, rehberli turların düzenlendiği merkezlerdir— en az sergi alanları kadar ziyaret edilmektedir. Bunun en güncel örneklerinden biri İngiltere’deki V&A East Storehouse’dur. Bahsettiğim alternatif uygulamalar elbette çözüm sunuyor; ancak bunların hayata geçirilebilmesi için uygun bir mekâna, yeterli bütçeye, uzman personele ve iyi bir planlamaya ihtiyaç var.
3. Son yıllarda yaşanan depremler, yangınlar, seller ve iklim değişikliğinin yarattığı riskler, kültür mirasının afet ve acil durumlarda korunması konusunu daha da önemli hale getirdi. Tarihi yapılar ve müzeler için hazırlanan afet ve acil durum yönetim planlarında sizce en fazla ihmal edilen konular nelerdir?
Afet ve acil yönetim planlarıyla ilgili en fazla ihmal edilen konu, planların içeriğinden ziyade belirli aralıklarla güncellenmemesi ve planlara uygun tatbikatların düzenli olarak yapılmaması. Bir diğer sorun ise, iklim değişikliğiyle birlikte artan risklerin afet planlarına yeterince dahil edilmemesi.
4. Müzecilikte “önleyici koruma” (preventive conservation) yaklaşımı giderek daha fazla önem kazanıyor. Eserler henüz zarar görmeden önce alınabilecek, ekonomik ve uygulanabilir önlemler nelerdir?Müzelerde önleyici koruma çalışmaları kapsamında alınabilecek ekonomik ve uygulanabilir önlemlerin başında eksiksiz dokümantasyon, düzenli temizlik ve bakım ile personelin hizmet içi eğitimi geliyor. Doğru ve eksiksiz bir dokümantasyon sayesinde müzenin koleksiyonuna ve kurumsal hafızasına ilişkin tüm bilgileri kayıt altına alıyor ve koruyoruz. Böylece herhangi bir afet ve acil durumda, koleksiyonla ilgili eksiksiz ve güvenilir bilgiye sahip oluyoruz. Sıcaklık ve bağıl nemin düzenli olarak izlenmesi, aydınlık düzeyinin kontrol edilmesi, zararlıların kontrolü uygulanabilir adımlar arasında yer alıyor.
5. Arkeolojik alanların yönetiminde koruma-kullanma dengesini kurmak oldukça hassas bir konu. Artan turizm ve ziyaretçi baskısı karşısında arkeolojik alanlar nasıl korunabilir?Alan yönetim planlarında koruma ve kullanıma ilişkin konular detaylı bir şekilde ele alınmakta; kısa, orta ve uzun vadeli proje paketleri oluşturulmaktadır. Dolayısıyla, arkeolojik alanların etkin bir şekilde korunması ve sürdürülebilir yönetimi için alan yönetim planlarının hazırlanması ihtiyaçtır. Bu kapsamda, nitelikli bir ziyaretçi deneyiminin sağlanması ve alanın korunması açısından ziyaretçi sayısının sınırlandırılması veya ziyaretçi yoğunluğunun alanın hassasiyetine göre planlanması da önem taşımaktadır.
6. Yapay zekâ kültür varlıklarının korunmasında hangi alanlarda kullanılmaktadır? Bu teknolojilerin kullanılmasında dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?Günümüzde yapay zekâ, kültür varlıklarının belgelenmesi, hasar tespiti, koruma ve onarım uygulamalarında kullanılıyor. Öte yandan yapay zekânın geliştirilmesi gereken yönleri de var. Örneğin, yüksek doğruluklu sonuçlar elde edebilmek için büyük veri kümelerine ihtiyaç duyulmakta; verilerin uzmanlar tarafından etiketlenmesi zaman ve maliyet gerektirmekte; çok katmanlı ya da karmaşık yapılara sahip kültür varlıklarında yanlış veya eksik tespitler yapılabilmektedir. Ayrıca, geliştirilen modeller çoğunlukla belirli malzeme türleri veya sınırlı vaka çalışmaları üzerinden test edilmiştir. Bu durum, yöntemlerin genellenebilirliğini kısıtlamaktadır. Üretilen bilgilerin doğruluğu, yapay zekâ tarafından oluşturulan içeriklerin güvenilirliği ve veri güvenliği dikkat edilmesi gereken konular arasındadır.
7. UNESCO, ICCROM, ICOM ve benzeri uluslararası kuruluşlarda yürütülen çalışmalar akademik ve mesleki bakış açınızı nasıl şekillendirdi? Uluslararası projelerde yer almak isteyen genç araştırmacılara ne gibi önerilerde bulunursunuz?Bu kuruluşlardaki görevlerim ya da uzmanlarla yaptığım projeler, kültür mirası yönetimi alanına disiplinler arası ve karşılaştırmalı bir perspektiften bakmamı sağladı. Genç araştırmacılara öncelikle çalıştıkları alana merak duymalarını, sorgulayıcı, disiplinli ve sabırlı olmalarını öneririm. Ulusal ve uluslararası projelerde görev almaları, saha deneyimi kazanmaları ve literatürü takip etmeleri mesleki gelişimleri açısından önemli.
8. Önümüzdeki 10 yılı düşündüğünüzde, Türkiye’de kültür mirasının korunması ve müzecilik alanıyla ilgili gerçekleşmesini beklediğiniz değişim veya dönüşüm nedir?Önümüzdeki 10 yıl içinde kültür mirasının korunması alanında başarılı restorasyon çalışmalarının artmasını, endüstri mirası ve modern mimarlık örneklerinin korunması gereken kültür mirası olarak daha yaygın biçimde kabul görmesini arzu ediyorum. Müzecilik alanında ise özel müze sayısının artacağını öngörüyorum. Burada önemli olan, niceliksel değil, niteliksel bir büyüme. Müzeler açılırken, sürekliliklerinin nasıl sağlanacağının daha planlama aşamasında düşünülmesi gerekiyor. Ayrıca özellikle müze sergilerinde dijital teknolojilerin kullanımının giderek artacağını düşünüyorum. Öte yandan, her sergide dijital teknolojiye ihtiyaç olmadığını da belirtmek isterim. Serginin bağlamı, koleksiyonun hikâyesi, serginin hedef kitlesi, uygulamanın ziyaretçi deneyimine sağlayacağı katkı ve sürdürülebilirliği göz önünde bulundurulmalıdır. Bahsettiklerim değişim veya dönüşüm değil, öngörü ve temenni. Kültür mirasının korunması ve müzecilik alanlarında yönetişim mekanizmalarının güçlendirilmesi de bir diğer temennim.
9. Bugüne kadar ziyaret ettiğiniz müzeler arasında “Kültür mirasının korunması ve ziyaretçi kullanımı açısından başarılı bir denge kurulmuş” dediğiniz bir örnek var mı?Koruma ve kullanım arasındaki denge, birçok müzenin karşı karşıya olduğu önemli sorunlardan biri. Bu dengeyi sağlamak da kolay değil; çünkü her müzenin kendine özgü dinamikleri var. Bu noktada müzenin bağlı bulunduğu kurum, kurumsal vizyon, uzman personel, mekânsal olanaklar ve bütçe gibi unsurlar farklılık gösteriyor. Hollanda’nın Amsterdam kentindeki Rijksmuseum, koruma ile ziyaretçi yönetimi arasındaki dengeyi başarıyla sağlayan bir örnek. Dijital teknolojiler ziyaretçi deneyiminin bir parçası olarak kullanılırken, müze aynı zamanda BREEAM-NL In-Use sürdürülebilirlik sertifikasını en yüksek dereceyle alan dünyadaki ilk müze olma özelliği taşıyor.
10. Zaman ve bütçe konusunda hiçbir kısıtınız olmasaydı, dünyadaki herhangi bir tarihi alanı veya müzeyi yeniden ele alarak kapsamlı bir koruma ve yönetim planı hazırlama imkânınız olsaydı, nereyi seçerdiniz? İlk olarak hangi soruna müdahale ederdiniz?Aklıma gelen birçok tarihi alan ve müze var; ancak son günlerde güvenlik sorunları, müze çalışanlarının grevleri, Mona Lisa için planlanan yeni alan, iklim değişikliğinin müze üzerindeki etkileri ve Louvre Konservasyon Merkezi binası gibi farklı konularla gündeme gelen Louvre Müzesi’ni seçerdim. Tarihi bir yapı, çok büyük bir koleksiyon, yoğun ziyaretçi trafiği, güvenlik ve alt yapı sorunları gibi pek çok konuyu aynı anda yönetmek kolay değil. Bu nedenle öncelikle yapının ve koleksiyonların karşı karşıya olduğu riskleri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirir; bunun yanı sıra çağdaş müzecilik yaklaşımını dikkate alan, sürdürülebilir ve bütüncül bir yönetim modeli oluşturmaya çalışırdım.
11. Son olarak, kültür varlıklarının korunması konusunda toplumsal farkındalığı artırmak için akademik dil ile toplumun dili arasındaki mesafeyi kapatacak en etkili iletişim aracı veya mecra nedir?Kültür varlıklarının korunması gerektiğini söylemekten ziyade, öncelikle “Kültür varlıklarını neden koruyoruz?”, “Nasıl koruyoruz?” ve “Toplulukların bilgi ve deneyimlerine neden ihtiyaç duyuyoruz?” sorularını açıklamak gerekiyor. En etkili iletişim aracı olarak sosyal medya ya da televizyon öne çıkabilir; ancak bence toplumsal farkındalığı artırmak için bire bir, yüz yüze iletişim kurmak günümüzde önemli. Üniversitelerde son yıllarda akademisyenler ve öğrenci kulüpleri tarafından çeşitli sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştiriliyor. Bu tür çalışmaların yaygınlaştırılması ve konunun ilk ve ortaöğretim den başlayarak ele alınması büyük önem taşıyor.
Beni kırmayarak hasbihal tarzındaki röportaj serime konuk olduğu, bıraktığı bu kıymetli anı ile saygıyı sonuna kadar hak ettiğini; yalnızca başarılarıyla değil, kişisel hayatıyla da bizlere örnek olduğunu bir kez daha gösterdiği için değerli hocama tekrar ve tekrar minnet ve teşekkürlerimi sunarım. Sağlığınız daim olsun, değerli hocam. Saygılarımla.