Bu Öğrenciyi Kaydetmek Zorundasınız!
Meslek hayatımın en uzun, en verimli ama en çetin dönemini yaşıyordum.
Büyük şehrin merkezinde en büyük okul. Merkez Lise. 100 ün üzerinde öğretmen, 20 yardımcı personel ve 3500 kayıtlı öğrencisiyle Manisa Lisesi. Bahçe giriş kapısında iki sivil polis ve bir okul görevlisi sürekli hareket halinde. 50 kişilik sınıflar ve A'dan Z'ye kadar uzanan sınıf ve şubeler. Bu okulda 8 yıllık müdür yardımcılığı görevimden sonra bir 7 yıl da okul müdürü olarak devam edecek olan çalkantı ve macera dolu yıllar. Öyle bir dönem ki, yaşadıklarımı kaleme alsam en az 400 sayfalık belgesel bir roman ortaya çıkar.
2006-2007 Eğitim -Öğretim yılının ortalarındayız. İdareci ve öğretmenler olarak el ele verip okulda disiplin ve düzeni sağlamış, eğitim ve öğretimi olması gereken seviyeye yükseltmiştik. Öğrenci kayıtlarında büyük titizlik gösteriyor, problemli ve bölge dışı öğrenci kabul etmemeye büyük özen gösteriyorduk. Rehberlik Servisi'nin tavsiyesi ve Öğretmenler Kurulunun da kararıyla Seviye Sınıf uygulamasına geçmiştik. Amacımız okumak isteyen öğrencilere ortam hazırlamak ve başarı seviyemizi arttırmaktı. Bu yüzden bazı hatırı sayılır kişilerin tepkisini çekmiş soruşturma dahi geçirmiştik ama kararlıydık taviz vermeyecektik. Biz böyle uğraşa duralım, birgün odama iki adam çıkageldi, yanlarında bir çocuk. Gayet saygılı bir şekilde ellerindeki dosyayı bana uzatarak, çocuğun okula kaydı için geldiklerini belirttiler. Dosyayı aldım oturmaları için yer göstererek dosyada bulunan belgeleri incelemeye başladım. Çocuk, Millî Eğitim Müdürlüğünün onayıyla İzmir il hudutları içinde okuyamayacağı çok ağır bir ceza almış. Sebebini sordum. Söylemek istemediler, üsteleyince adamlardan biri:
"Müdürüm çocuk işte çocukluk etmiş, evdeki silahı okula götürmüş, o günde sınıfta arama yapmışlar, yakalanmış!" dedi.
Adam çok olağan birşey anlatıyor gibi söyledi bu sözleri.
Halbuki biz bırakın böyle silahlı bir öğrenciyi, kayıt bölgemiz dışından bile öğrenci kabul etmiyoruz. Üstelik bu öğrenci il dışından/ İzmir 'den geliyordu, ailesi de İzmir'de ikamet ediyordu.
"Bize niye getirdiniz, size yakın okullar var; meselâ şehrin girişinde Mehmet Akif Ersoy Lisesi var, hem öğrencisi az" dedim.
"Önce oraya götürdük ama kabul etmediler" dedi velisi olduğunu tahmin ettiğim kişi.
"Öyle de... Onların kabul edemediği bir öğrenciyi biz nasıl kabul edeceğiz. Bizim kontenjanımız fazlasıyla dolu, siz tekrar oraya götürün" dedim ve okulun huzur ve disiplini hakkında 3-4 yıldır verdiğimiz mücadeleyi anlattım. Tekrar eski günlere dönmemek için kayıtlarda büyük titizlik gösterdiğimizi söyledim. Birşey söylemeden masamın üzerindeki dosyayı alıp odadan çıkıp gittiler.
Yarım saat geçmemişti ki, telefonum çaldı . İl Millî Eğitim Müdürlüğünden Müdür Yardımcısı ... telefonda: "Kâzım Bey, kayıt için gelen öğrenciyi neden kaydetmediniz." dedi.
"Sayın müdürüm ben sebebini kendilerine söyledim" diyerek kabul etmeme sebebini izah ettim. "Hata yapıyorsunuz, bu çocuğu okulunuza hemen kaydedin" dedi.
"Sayın müdürüm, öğrenci sayımız çok fazla, bize gelinceye kadar ilimizde kontenjanı dolmayan çok sayıda okul var, oralara götürsünler. Biliyorsunuz, bu okulda geçmişte çok olumsuz olaylar yaşandı. Kaç yıllık emeğimiz var. Bizim tekrar eski günlere dönmemizi ister misiniz? dedim.
"Kâzım Bey, bu öğrenciyi kaydetmek zorundasınız, derhal kaydedin!" dedi.
"Müdürüm, eğer kaydetmemiz gerekiyorsa, bana imzalı bir yazı gönderirsiniz ben de kaydederim." dedim.
Tabi haliyle bozuldu, ne diyeceğini bilemedi. Telefonu kapattı. Adamlar birkaç defa daha başka mercilere de baş vurarak odama gelip gittiler ama sonuç değişmedi.
Benden ısrarla öğrenciyi kaydetmemi isteyen Millî Eğitim Müdür Yardımcısı sorumluluğu üzerine alıp bir yazı gönderemedi ama bu olaydan sonra zaten pek iyi olmayan ilişkilerimiz daha da bozuldu ve sonraki yıllarda hep aleyhimizde oldu bu müdür yardımcısı...
Sevgili Dostlar, son yıllarda okullarımızda yaşanan şiddet olayları, gencecik yaşlardaki meslekdaşlarımızın ve henüz hayatının baharında mini mini yavrularımızın hayattan koparılmaları hepimizi derinden üzmektedir.
Görev yaptığımız yıllarda da okullarımızda zaman zaman gruplaşmalar, kavgalar ve az da olsa bıçaklama olayları yaşanırdı. Ama münferit olaylardı bunlar. Okullarımıza ya da öğrencilerimize yönelik toplu saldırı ya da katliam olayları duymazdık. Anarşi ve terörün kol gezdiği 1980 öncesi dönemde bile böyle okul ya da yurtları hedef alan toplu saldırı olayları hiç duyulmazdı. Ne oldu ki bize 15- 16 yaşındaki çocuklarımız böyle toplu katliamları planlayıp göz kırpmadan onlarca çocuğumuzun canına mal olan vahşice saldırılara kalkışabiliyorlar. Bu olayların muhakkak ki ekonomik, sosyolojik ve psikolojik birçok sebepleri var.
Daha fazla evlâdımız yüreğimizi dağlamadan gerek ilgililerimiz ve gerekse ailelerimiz sorumluluklarının bilincinde olarak üzerlerine düşen tedbirleri almaları ve bize bir daha böyle acılar yaşatmamaları en büyük dileğimizdir.