Kirlenme!

Hüseyin TUNÇAY htuncay45@gmail.com

Gördes Gazetesi’nde Ahmet  İnce’nin “Bu Gördesliler O Gördeslilere Hiç Benzemiyor!” (1) başlıklı yazısını okuyunca, hem bir Gördesli hem de yıllarca sınıf öğretmenliği yapmış bir insan olarak çok üzüldüm. Ahmet İnce’nin anlattığı, temizlik alışkanlığındaki zaafımız sadece bizim ilçemizle sınırlı değil, yaşadığımız coğrafyanın her yerinde bu kirliliğe rastlıyoruz.
            İsmail Hami Danişment, “Tarihi Hakikatler” isimli iki ciltlik eserinde batıda gördüğü temizlik alışkanlıklarından onlarca örnek verir. Lazımlık üzerinde ihtiyacını giderirken sefir kabul eden kraldan, tuvalet atıklarını sokağa döken ahaliye kadar pek çok olay anlatır. Bizim de temizlik alışkanlıklarımızdan  -mendil kullanmaktan tuvalete kadar-  iftiharla bahseder.
            Peki, tabiatın içinde doğmuş, büyümüş ve yaşamış, tabiatın diliyle konuşmasını bilen, üç aylığına gittiği tarla damının etrafını çiçeklerle bezeyen, toprağını vatan yapan ve onu bir emanet olarak içselleştiren milletimize ne oldu? Hâlâ tarihimizdeki hamaset dolu örneklere mi sığınacağız?
            Sahiplenme duygumuzu kaybettik. Ailede, okulda ve toplumda verdiğimiz eğitim amacına ulaşmıyor ya da eğitim programlarımız hayatın gerçekleriyle bağdaşmıyor. Rol modellerimiz yok oldu! Kültür değerlerimiz ve inanç sistemimiz bile sözde kalıyor artık.
Tükürük Hokkalı Berhard!
            1975 yılında mezunu olduğum Endüstri Meslek Lisesinin diplomasını almak üzere bir arkadaşımla sözleşerek Manisa’ya gittik. Diplomalarımızı alıp akşam yemeğimizi yedikten sonra Karaköy’deki yazlık sinemaya gidip Türk filmi seyredecektik.
            Havuzlu Çarşı’nın karşısında yan yana dizilmiş, öğrenciliğimizde de uğradığımız lokantalardan birine girdik. Yemeğimizin sonuna doğru, lokanta sahibi yan masadakileri işaret ederek “Misafirlerimiz yabancı, yemeklerini bitirdiler. Kahve ikram etmek istiyorum. Sorar mısınız?” dedi. Ben, arkadaşımdan sormasını istedim. Nazlanınca, sandalyemi yanaştırıp çat-pat İngilizcemle (Gördes Ortaokulundaki İngilizce öğretmenim Muazzez Özcan ve Endüstri Meslek Lisesindeki öğretmenim merhum Aysun Erginer’e şükran ve minnet hislerimle) konuşup tanıştım, kahvelerini söyledim. Eşiyle beraber, Saruhanlı’daki  dostlarını ziyaret edecek olan Berhard’la bazen beden diliyle bazen İngilizce konuşup sohbet ettik.
            Berhard’ın yanından ayırmadığı, bileklikli bir kutucuk vardı. Merakımı celbetti. Sorunca öğrendim ki; o kutuyu yerleri ve çevreyi kirletmemek, mikrop ve benzeri şeylerle insanlara zarar vermemek için tükürük hokkası olarak kullanıyormuş...
            Ve 1990’lı Yıllarda katıldığım bir hizmet içi kursta hocamızın anlattığı araştırma geldi aklıma. “Başkentimizin, Kızılay semtinde sabah mesaisine gidiş saatlerinde yere atılan balgam ile tükürük sayısı ... kadardı.” demişti. Ardından, oradan geçenlerin ortalama eğitim seviyelerini yorumlamıştı. 
            Bize ne oldu?
Köpek Bakıcısı İspanyol Kadın!
            2013 yılında gittiğimiz İspanya gezimizin dönüş günündeyiz. Verilen serbest saatte eşimle beraber, mükemmel mimari yapısıyla göz kamaştıran katedralin yakındaki parkta oturuyoruz.
            Önümüzden, 20’li yaşlarda, yanında üç köpek olan bir kadın geçti. Az ileride durdular. Köpeklerden birisi ihtiyacını gideriyordu. Kadın sabırla bekledi, çantasından çıkardığı eldivenleri giydi, köpeğin dışkısını alarak -hiçbir kalıntı bırakmadan- torbaya koydu ve gezintisine devam etti.
            Onu dikkatle takip ettim...
            Manisa’da yaya kaldırımlarından yürürken dikkatli olmalısınız!  Kaldırımda yürürken köpek dışkısına basabilir, ayağınıza bulaştırabilirsiniz. Son yıllarda sıkça gördüğümüz bir manzara bu.
            Tabii güzel ve olumlu örnekleri, çevreye duyarlı insanları da görüyoruz. Geçen gün, sokakta köpeklerini gezdiren aileye, hayvanlarının dışkısını temizleyip torbaya koydukları ve yapılması gerekeni yaptıkları için teşekkür ettim.
            Biz neyi unuttuk?
Eski Gördes’in Çöpleri!
            Bir Zamanlar Gördes kitabının hazırlıklarına devam ederken sıkça bir araya geldiğimiz merhum Zekeriya Yurdoğlu amcadan dinlemiştik.
            “Çöp yoktu. Her evin önü temiz olur, kadınlar güne, sabahın erken saatlerinde evinin önünü süpürerek başlardı. Meyvelerden, dibe düşenlerin bir kısmı kak (meyve kurusu) yapılır kurutulur, bir kısmı ile hayvanlar beslenir. Karpuzun, kavunun içini yer, kabuğunu kuzuya, koyuna verir, çekirdeklerini de kurutur kışın yerdik.” derdi.
            “O zaman öyleydi!” denebilir. Onlar şimdi yaşasalardı, yine temizlik medeniyetinin mimarları olurlardı. Ne tabiatımız kirlenir, ne cadde ve sokaklarımız.
            Çünkü bu toprak azizdi, hakkı verilmeli ve sahiplenilmeliydi...
            Toplumsal hafızamız, övünerek anlattığımız temizlik medeniyetimizin ruhu nerede?
            Hangi değerlerimizi arkamızda bıraktık?
            Temizlik alışkanlığı kazandırmak isteyen öğretmene, öğrenci velimiz hâlâ “Bu okulun hizmetlisi yok mu?”(2) demeye, ülkemize misafir gelen Japonlar hâlâ cadde, sokak, meydan ve stadyumlarımızı temizlemeye devam mı edecek?
            Çözülme sürecine giren medeniyetlerde yaşanan çürüme emarelerine iyi bakıp, durumumuzu değerlendirmek, “Bu sokak, bu cadde, bu kasaba, bu ülke bizim!” deyip bu topraklarda yaşamanın hakkını vermek zorundayız.
            1) https://www.gazetegordes.com/yazarlar/ahmet-ince/bu-gordesliler-o-gordeslilere-hic-benzemiyor/1730/
            2) https://www.gazetegordes.com/yazarlar/huseyin-tuncay/bu-okulun-hizmetlisi-yok-mu/1312/