Bursa Gezimiz-III
(Anemon Günlüğü, 7-8 Şubat 2026)
Hava bulutlanmaya başladı. Öğretmenevine yakın bir noktada Otobüsümüzden inip işlemlerimizi yaptırmak ve eşyalarımızı odalarımıza çıkarmak üzere indik. Otuz yedi kişilik grubumuz için yer ayırtma işi, bir buçuk ay evvel kulüp başkanımız ile MEB bünyesinde çalışmış denetçi ve yöneticilerimizin gayretleriyle gerçekleştirildi.
1991 yılında açılan Bursa Öğretmenevi 18 oda ve 51 yatak kapasitesiyle hizmet veriyor. Otopark, kafe, lokal ve erkek kuaförü var. Daha önceki Bursa ziyaretlerimde hiç yer bulamadığım öğretmenevi konum olarak şehrin kalbinde… Çok önemli tarihî ve turistik mekânlara (Ulu Cami, Tophane, Kapalı Çarşı, Yeşil Türbe, Koza Han…) yürüme mesafesinde. Bir konuda görüşümü açıklamadan geçemeyeceğim. Nüfus olarak ülkemizin dördüncü büyük şehrine, (konaklama kapasitesi, sosyal tesisleri, park alanı…) son derece sınırlı hizmet veren öğretmenevini yakıştıramıyorum. Umarım aynı endişeyi taşıyanlar, karar merciinde olanlar duyarlı davranarak çözüm bulurlar.
Kayıt işlemlerimiz uzun sürmüyor. Eşyalarımızı odalarımıza çıkardıktan sonra yapılan değerlendirmede saat 18.30’a kadar serbest zaman veriliyor. Dakik olmak, zamanı iyi değerlendirmek zorundayız. Akşam, yemek yiyeceğimiz lokantada “Urfa Sıra Gecesi” etkinliği var.
Osman Çevikel ve Ömer Bülbül hocamın da olduğu bir grup arkadaşımızla çıkıyor, Ulu Cami’nin de olduğu bölgeye doğru yürüyoruz. “Kutlu Şehir”, üzerinde taşıdığı insanlarla beraber canlı bir organizma gibi geliyor bana. Hoşuma da gidiyor. Herkes hareket halinde, bir şeylerin ardındalar… Bir kısmı da zamanı durdurmuş, mekânı içlerine sindirerek ağır adımlarla yürüyorlar… Mola verdikleri kafelerde dinlenenler de var. Kim bilir hangi konunun, muhabbetin ve sevgi halesinin ilk paragrafına giriş yapıyorlar!
“Geleceğe Sözüm Var” isimli kitabımın arka kapağına (kızım Hilâl Ahsen’in çektiği) bir penceresinin fotoğrafını koyduğumuz kutlu mekâna, Ulu Cami’ye geldik. Müminlerin dünyasında bu mabedin farklı bir yeri vardır. İkindi vakti geçti. İçeriye girmek isteyen kadınlar kuzey kapısında, erkekler de doğu kapısında birikmişler. Sırayla giriyorlar. Her zamanki gibi bütün güzelliği ile inananlara ve meraklılarına kollarını açan ulu mabedi hayranlıkla seyrediyor, güzel anı fotoğraflıyoruz.
Hava değişmeye, bulutlar kararmaya başlarken, Osmanlı döneminde ipek böcekçiliğinin ve ipek ticaretinin merkezi olan Koza Han’a giriyor üst katı geziyoruz. Envaı çeşit ipek ürünler görücüye çıkmış. Bir dükkânın önünde, şalların özelliğini ifade eden, “ipekimsi” yazısı dikkatimi çekti. İpek değil yani, “ipekimsi”! Duvarlarda hanın kurulduğu döneme ait fotoğraflar görüyorum. Dört ayrı girişi olan, zemin katında kafe ve çay bahçelerinin olduğu avlunun ortasında iki katlı, sekizgen yapılı şirin ve güzel bir mescit var. Yağmur başlıyor ve gittikçe şiddetleniyor. Bir süre daha kapalı mekanları geziyor ve öğretmenevimizin yolunu tutuyoruz. Yağmur suları, cadde ve sokakları göle çevirdi adeta.
Urfa Sıra Gecesi
Hazırlıklarımızı yapıyor, otobüsümüze binerek akşam yemeğini yiyeceğimiz lokantaya gidiyoruz. Güneydoğu mutfağının menüsünden siparişlerimizi veriyoruz. Tabii illaki; Urfa ya da Adana kebap, çiğ köfte ile künefe olacak…
Bir süre sonra müzik grubumuz ve ses sanatçımız icraya başlayarak Urfa’nın yöresel parçalarını çalıp söylüyorlar. Onlar dinlerken adı Urfa’nın sıra gecelerinin ayrılmaz parçası olan Kazancı Bedih aklıma geliyor. Sesinin rengini, gönülden söyleyişini, gazel ve türkülerini unutamıyorum.
“Urfalı’yam ezelden
Gönlüm geçmez güzelden
Gönlümün gözü çıksın
Sevmeseydim ezelden…”
…
“Felek gayet dönek, dünya bir cellat-ı müthiştir
İçinden çıkması müşkilâtlı hayli bir iştir
Dünya o sanki bir değirmen eyyam-ı erdiştir
İçinde Adem oğlu bir ufak çavdara dönmüştür…”
İlerleyen saatlerde oyun havalarıyla beraber, hareket ve heyecan doruğa ulaşıyor. Misafirlerimizin söylediği türkü ve şarkılar da dikkatle dinleniyor, takdir ediliyor. Ve Anemon ekibi oynadığı harmandalı ile Ege’nin sesi ve nefesi oluyor;
“Eğilmez başın gibi.
Gökler bulutlu efem.
Dağlar yoldaşın gibi.
Sana ne mutlu efem!”
Gece yarısına doğru mutlu ama yorgun halde öğretmenevine dönüyoruz. Sabaha karşı saat 04.00’te “merhaba” dediğimiz gün gayet yoğun geçti. Dinleneceğiz.
Tophane (Meydan-ı Osmaniye)
Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra öğretmenevinden ayrılıyoruz. 08.30’da otobüsümüzü bekleme noktasında, bütün sakinliği ile karşımda duran Bursa’nın, Uludağ eteklerinin, Tophane ve kale surlarının fotoğraflarını çekiyorum. Arkadaşlarımın dillerindeki beste, güzel pazar sabahını notalarla karşılıyor.
Saat 09.00’da, gelenlerin mutlaka ziyaret edip şehri seyrettikleri, Osman Gazi ile Orhan Gazi’ye saygı ve tazimde bulunup Fatiha okudukları Tophane’ye geliyoruz. Oldukça sakin. Az sayıda ziyaretçi var.
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin mezarında, 2020 yılından beri, Bursa İl Jandarma Komutanlığı bünyesindeki Osman Gazi Saygı Nöbet Takımı askerlerinin tuttukları nöbetin başlama töreninin son kısmına yetiştik. Nöbet; saat 09.00’da başlayıp 17.00’de sona eriyor. Duygulandık, gururlandık.
Bursa’nın kurtuluşunun 98. Yıldönümünde başlatılan uygulamayla ilgili, zamanın İl Jandarma Komutan Yardımcısı Albay Servet Yeğit; “…saygı nöbetinin tarihi ritüellere ve dönemin diline sadık kalınarak, ‘Alp’ ruhunu yaşatacak uygulamaları içerecek şekilde yapılacağını, “Osmanlı'nın manevi ruhuna saygı kapsamında hükümdarlık alametleri taşıyacaktır. Alpbaşının komutuyla nöbet alanına girecek olan Alpler, al bayrağı öperek nöbeti alacak. Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, al bayrağımızın gölgesinde Allah'a, Kuran'a, vatana, bayrağa ve pusata verdikleri anda bağlı kalarak sura üflenene kadar nöbete devam edecekler.” diyor… (1)
Önce Osman Gazi sonra oğlu Orhan Gazi’nin mezarlarını ziyaret ediyor, onlara ve cengaverlerinin ruhlarına Fatihalar gönderiyoruz. Aziz ruhları şad olsun… Orhan Gazi’nin türbesine girdiğim esnada, bir gencin tam kapıdan çıkmak üzereyken geriye dönüp, sağ elini göğsüne götürerek verdiği selam ve gösterdiği saygıdan etkilendim. Düşünce ve hülyalarının sınırını çizemediğim lâkin şeksiz ve şüphesiz yüzündeki samimiyetin farkına vardığım gencimizle göz göze gelip selâmlaştık…
II. Abdülhamid döneminde yaptırılan üç katlı, kare planlı, bir süre yangın gözetleme amacıyla da kullanılan 33 metre yüksekliğinde Saat Kulesi, ilk gördüğünüzde, adını verdikleri bu güzel meydanı hâlâ korudukları ve savunmaya hazır oldukları hissini veren yan yana dizilmiş toplar (beş adet), otuz yıldır çalışmayan, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından 2022 yılında onarılan, 500 parçadan oluşan, kulenin yanında cam kabin içine alınan saat ile muazzam bir medeniyeti Türk tarihine hediye etmenin huzuruyla sabahı olmayan uykuya dalan Osman ve Orhan Gazi bu alanın sahipleri…
Şehri seyretmeye dorum olmayan tepede bir süre oyalanıyor, fotoğraflar çekiyor ve buraya ayırdığımız yarım saatlik zamanı tamamlıyor, istemeyerek ayrılıyoruz.
Tophane Meydanı’nın giriş kapısının sağında ve solunda pirinç musluklu iki mermer çeşme var. Sağdaki çeşmenin başında toplanan arkadaşlarıma yaklaşınca, musluğun başına oturan kediye elleriyle su içirmeye çalıştıklarını gördüm. Fakat kedi, hiçbir arkadaşıma iltifat edip ellerinden su içmedi. “Bu ellerden su içmez, illa musluktan akan suyu içer. Medyada okudum!” açıklamasıyla olanı biteni öğreniyor, musluğu birazcık açıp onu seyrediyoruz. Musluğa yakın bir yere inip, ip gibi akan sudan keyifli keyifli içmeye başlıyor. Bize de fotoğraf ve video çekmek kalıyor.
Saat 09.30’da planlandığı gibi otobüsümüze binip Uludağ yolunda, bugünün ikinci durağı Anıt Çınar alanına gideceğiz…
(Devam edecek)
https://www.bursamuze.com/osman-gazi-turbesi-nde-sancak-nobeti-donemi