Afyon Kocatepe Zafer Yolu Yürüyüşümüz-I
(Anemon Günlüğü 24, 25, 26 Ağustos 2026)
“Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız,
Tufanları gösteren, tarihlerin yâdıyız,
Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti,
Cehennemler Kudursa, ölmez nigâhbanıyız.” (1)
***
Kutlu Kocatepe ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın zihnimize kazınan silüeti…
***
Çocukluk yıllarımda, mahallemizde, kavurduğu nohutlarla kahveyi karıştırıp değirmende çekerken bize, Afyon’u, Dumlupınar’ı, Yunan geçmesin diye bir köprüyü nasıl havaya uçurduklarını anlatan Gazi Nuri dede…
***
Başbuğ Gazi Mustafa Kemal’e verdiği asker sözünü canından üstün tutup, “Yarım saat zarfında bu tepeyi almaya söz verdiğim halde, muvaffak olamadığımdan dolayı yaşayamam.” diyerek canına kıyan 57. Tümen Komutanı Albay Reşat Bey…
***
Gecenin karanlığını yaran, milletine zafer muştusunu vermek için onca mihnete, yokluğa ve açlığa katlanıp Kocatepe’ye yürüyen şanlı askerim…
***
Ya Dumlupınar! Defalarca gezip gördüğüm, çocuklarımı da götürüp; “Balkan Savaşı’ndan beri cepheden cepheye koşan Çetmili Kara Ali Çavuş, evden çıkarken 8 yaşında bıraktığı oğlu, Alay Sancaktarı Mehmet Onbaşı ile on bir yıl sonra burada karşılaşır ve onun kollarında şehadete erip, diğer arkadaşları gibi, adı güzel kendi güzel Hz. Muhammed’e komşu oldu!” diye gözlerim dolarak anlattığım Şehit Baba Oğul Heykeli…
***
İbrahim Ethem Bey, Hacı Ethem Bey, Parti Pehlivan, Ahmet Âlim Efendi, Gördesli Makbule…
***
Millî Mücadele’de Manisa valisi olan, şehri adeta teslim edip sonra da efendileriyle beraber Atina’ya kaçan Hüsnüyadis…
Hüsnüyadisler bitmemiş…
Her zaman ve her coğrafyada mümessili var bu güruhun! “İstikamet Beyaz Saray!” denilince “Trump Trump!” diye koşar adım yürüyorlar!
***
Anemon Dağcılık ve Spor Kulübü olarak Büyük Taarruz’un yıldönümünde Afyonkarahisar’a yapacağımız üç günlük geziye, kendimi, fikren ve ruhen hazırlıyorum. Kulüp başkanımız Ömer Bülbül hocamdan ziyaret haberini aldığımdan beri dünyama çekilip, tarihin sayfalarında yolculuğa çıktım. Kocatepe’ye şahitliğim bu kadar yakın olmamıştı…
Yine uyarı ve tavsiyeler doğrultusunda hazırlıklarımızı yaptık. 1874 metre rakımlı Kocatepe’nin sabah saatlerindeki hava şartları araştırılıp ilave tedbirler alındı.
24 Ağustos 2026 Pazartesi günü saat 07.30’de Manisa’dan ayrıldık. Üzüm zamanı. Altın sarısı Sultaniler sergilerde. Çektiği zahmetin, verdiği emeğin karşılığını kazasız belasız almak, ürünü kaldırmak çiftçinin sevincidir. Bereketli olsun.
Kulüp başkanımız üç gün sürecek etkinliğimizle ilgili açıklamalarda bulunuyor. Konaklayacağımız, ziyaret edeceğimiz, rotamızı çevireceğimiz yerlerle ilgili bilgiler verip, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve oraya kadar devam eden süreci özetliyor.
Kula’ya yaklaşırken susam tarlalarını görünce seviniyorum. Epey zamandır yerli susam bulmakta zorlanıyorum. Açığımızı ithalatla karşılıyoruz. Yediğimiz simitlere bakıp, “Bu susamlar bizimkilere benzemiyor!” diyorum zaman zaman. Tütün tarlamızın bir evleğini ayırır susam ekerdik eskiden. İhtiyacımızı karşılar, konu komşuya da verirdik. Kış gelince, özellikle çifte kavrulmuş susamdan yapılan tahin, kara üzüm pekmeziyle karılır sofralarımıza baş tacı edilirdi.
Karayolunun sağındaki ve solundaki şevler adeta çöplük olmuş. Özellikler pet su şişeleri
göze çarpıyor. Hani sıkça duyduğumuz bir söz kalıbı vardır y; “Biz ne ara bu hale geldik?” El cevap: “Biz epeydir bu haldeyiz.”
Temizlik medeniyeti; bu toprakları, şehrimizi, beldemizi, semtimizi, mahalle ve sokağımızı, tarihi ve kültürel mirasımızı sahiplenmekten geçiyor. Haydi geçmişten bir misal verelim. Mahallemizde, annelerimiz güne, sabah namazı vaktinde ellerindeki ot süpürgelerle evlerinin önünü süpürmekle başlar, o vakitte sadece süpürgelerin çıkardığı sesi duyardınız. Evlerimizde mutlaka en az bir tane çöp tenekesi olur, haftanın belirli günlerinde geçen belediyeye ait traktörün kasasına -o zamanlar çöp konteynırları yoktu- boşaltırdık.
Yakın tarihte şahit olduğum bir olayı da anlatmadan geçmeyeyim. Karaköy’de Tunca Mahallesi’ndeki Sinan Bey Medresesi’nin yanındaki çocuk parkından geçerken genç belediye temizlik görevlisinin kendi kendine konuştuğunu duyunca meraklanıp sordum. “Biraz önce bir ablaya elindeki çöpü yere atmamasını söyleyince, ‘Biz bunları yere atmazsak siz nasıl çalışıp maaş alacaksınız!’ cevabını aldım.” dedi… Buyrun siz yorunlayın…
Taşyaran Vadisi
Turgutlu, Salihli ve Kula ilçelerimizi geçtik. Uşak’a doğru 35 km ilerleyince, su, rüzgâr ve tektonik hareketler sonucu oluşan doğa harikalarımızdan Taşyaran Vadisi Tabiat Parkı’na gitmek için sağa ayrılan yola dönüyoruz. Saat 10.15. Asfalt ama görece daha dar ve bakım isteyen bir güzergâh. Etrafımız, genellikle ağaç ve çalı formatında bitkilerle kaplı.
İlk bakışta göremediğimiz güzelliğin, otobüsümüzü park edip aşağıya indiğimizde farkına varıyoruz. Kendisini derin bir vadiye saklamış inciyi, merdivenlerden aşağıya doğru ilerledikçe daha net görüyor, hayranlığımızı gizleyemiyoruz. Suyun aşındırdığı farklı oluşum ve şekiller, yükseltilerdeki farklı renklerde katmanlar, boşluğa doğru uzanan, sanki üzerinize düşüverecekmiş hissi veren kayaçlar!
Neredeyse kuruyacakmış gibi görünen cılız dere suyuna bakınca, bunca yer şekillerini nasıl oluşturdu diye soruyor insan! Tabii bunun baharı var, kışı var, karı ve yağmuru var. Kış mevsiminde buz tutan dere o zaman da başka bir güzelliğini sergiler, herkesi hayran bırakırmış kendisine. Suyun kararlı hali, vadideki bütün sivrilikleri törpülemiş sanki. Sizi rahatsız eden hiçbir keskin hat bırakmamış. Damladığı yerlerde, geçip yaladığı kaya ve taşlarda çok hoş şekiller ile yumuşak hatlar bırakmış. Yükseltilerin tepesinde aşağıya doğru göz attığınızda yüzlerce yılı ve suyun azmine şahitlik ediyorsunuz.
İniş yolları ve merdivenler güvenli. Korkuluklarla çevrilmiş. Belli aralıklarla seyir terasları yapılmış. Vadinin dibinden baktığınızda ahşap gözetleme kulesi daha bir güzel ve heybetli gözüküyor. Kula-Uşak yolundan yüzlerce defa geçen ben; suyun vadiyi yararak oluşturduğu, yerli ve yabancı turistlerin bu doğal güzellikten bihabermişim!
2.500 metre yürüyüş parkuru olan parkta; piknik alanları, gözlem kulesi, seyir terasları, tuvalet, kameriye, büfe ile çay içebileceğiniz yerler var.
Yarım saatimizi ayırdığımız, çok güzel hisler yaşayıp, gözlemler yaptığımız Taşyaran Vadisi’nden yukarıya doğru merdivenleri kullanarak sabır ve dikkatle çıkıyoruz. Saat neredeyse 11.00’e geliyor. İstikametimiz Uşak-Afyon. Hava çok sıcak
Taşyaran Vadisi Tabiat Parkı’na giriş ücretlerini de yazayım: Yaya (50 TL), otomobil (150 TL), midibüs (750 TL), otobüs (1.500 TL).
Parkın giriş kapısında ücret tarifesinin yazılı olduğu levhanın üstündeki uyarı hepimizi gülümsetiyor! “Dikkat! Ücretini ödemek istemeyen misafirlerin buradan dönmeleri rica olunur!”
Ne diyelim, “Yurdum insanı!”
(Devam Edecek)