Gördes'ten Kurşunlu'ya Uzanan Anılar
Gördes’in havasından mı, suyundan mı bilinmez; birbirimize olan bağlılığımız çok güzeldir. Aradan yıllar geçse de o samimiyet, o sıcaklık hiç değişmez. Sizlere, yıllar önce Gördesli dostlarımızla ailece yaşadığımız güzel bir buluşmayı, Kurşunlu Kaplıcaları’nda geçen unutulmaz günlerimizi anlatacağım.
Kurşunlu Kaplıcaları, biz Gördesliler için hem şifa hem de eğlence demekti. Günler öncesinden banyolu odalar için müracaat edilir, heyecanla telefonun gelmesi beklenirdi. Nihayet beklenen gün gelir, kaplıca görevlisi babamın dükkânını arardı. Babam eve gelir gelmez anneme, “Hanım, sana bir sevinçli haberim var,” derdi. Annemin cevabı ise hazırdı: “Kaplıcadan haber mi geldi?”. Biz de bu neşeli haberin sevincine hep birlikte ortak olurduk.
Kurşunlu; doğası, akarsuları, yakınındaki Salihli’siyle bizim için güzel günlerin habercisi olurdu. Bir yandan Salihli’yi gezecek olmak, oradan Birgi ve Bozdağ yöresine uzanıp dolu dolu günler geçirmek hayallerimizi süslerdi.
O yıllarda hazır giyim yoktu. Annem hemen hazırlıklara koyulurdu. Babamın manifatura dükkânından babam için çizgili desenli; bizler içinse çiçeklerle bezeli kumaşlar alınırdı. Annem; babama, kendisine ve üç çocuğuna kesip biçtiği pijamaları, çeyizinden kalan ayaklı Singer dikiş makinesiyle dikmeye koyulurdu. Evimizde o dikiş makinesinin sesi yıllarca kulağımda kaldı. O ses, bana annemin ne kadar çalışkan ve becerikli bir kadın olduğunu fısıldardı.
Kaplıca hazırlığı da öyle birkaç çantayla olacak iş değildi. Çaydanlıktan tencereye, mutfak eşyalarından çarşafa, giysilerden havlu ve terliklere; mandaldan çamaşır ipine, çataldan kaşığa, kepçeye kadar her şey götürülürdü. Annem bütün hazırlıklarını özenle yapar, arabamızın bagajını daha bir hafta önceden doldururdu. Yola çıkmadan bir gün önce de klorlar yapılırdı.
Nihayet beklenen gün gelir, Salihli’ye doğru yola çıkardık. İlkbaharın son günleri her yer çiçeklerle dolu olurdu. Lale tarlaları, papatyalar yol boyunca bize eşlik ederdi. Hacı Hıdır Köprüsü’nden geçerken dar olan geçiş biraz heyecanlandırsa da babamın şoförlüğüne güvenimiz tam olurdu. Emel Sayın’ın şarkılarına babamın güzel sesiyle eşlik etmesi, hepimizi daha da neşelendirirdi. Derelerden geçer, ağaçların arasından, akarsuların coşkuyla aktığı yollardan ilerler ve sonunda Kurşunlu Kaplıcaları’na varırdık.
Bize verilen anahtarla kapımızı açar, içeriyi merakla gözden geçirirdik. İç odada karyola ve dolap, dışarıda iki çekyat, masa ve dört sandalye; mutfakta ocak, banyoda ise küvet olurdu. Sanki yeni bir ev almışız gibi heyecanla getirdiğimiz eşyaları yerleştirmeye başlardık. Babam da bu arada fırına pide yaptırmaya gider, çayımızı demler, ailece soframızı kurar, güzelce karnımızı doyururduk.
Sonra sıra komşularla tanışmaya gelirdi. Selamlaşmalar, “nereden geldin?”, “Allah şifa versin!”... Balkonumuz, komşularla iletişimimizi sağlayan en güzel mekân oluverirdi. Akşam olmadan çay bahçesine gider, akarsuların coşkusunu seyrederek ulu çınarların altında sade kahvelerimizi yudumlardık.
Bir keresinde çay bahçesine yaklaşırken, yıllar önce Gördes’ten İzmir’e yerleşen iki kız kardeş, Nadire ve Güler teyzelerle karşılaşıverdik. Onlar annemin arkadaşları; rahmetli eşleri Emir Aykanat ve Ahmet Bayram da babamın dostlarıydı. Öyle bir sevinç çığlığı, öyle sarılmalar, öyle kucaklaşmalar oldu ki…
Birlikte içilen kahveler, yapılan sohbetler, ilk günümüzün en güzel anılarına dönüştü. Hemen ertesi gün onları yemeğe davet ettik. Orada sabah kesilen kuzudan güveçlik et aldık. Yine oradaki fırında nar gibi kızarmış, mis gibi güvecimizi hazırladık. Annemin yaptığı tarhana çorbası, kızartma, pilav ve un helvasıyla midemiz şenlenirken, ruhumuz da Gördes hikâyeleriyle doydu.
‘Aşağı Gördes’, ‘Yukarı Gördes’… Öyle coşku dolu bir geceydi ki ne hikâyeler bitti ne de birbirimize olan özlemimiz… Birlikte yaptığımız Birgi ve Bozdağ gezileri de unutulmazdı. Tarihi yerleri görmenin heyecanı bir yana, Kırk Oluk’ta yan yana duran kırk çeşmenin oluklarından besmeleyle, şifa niyetine su içmenin ayrı bir tadı vardı.
Bozdağ’da kıştan bekletilen karı, pekmezle karıştırılıp yemenin keyfi ise bambaşkaydı. Birgi’nin fırınlarından aldığımız otlu pideler de gezimizin lezzetli hatıraları arasında yerini aldı. Yol boyunca yukarı doğru ilerlerken akarsuların coşkulu akışı, ulu kestane ağaçları hem gözümüzü hem gönlümüzü doyururdu.
Aslında Kurşunlu Kaplıcaları bizim için yalnızca şifalı sudan şifa bulmak değildi. Ailece doğayla iç içe olmak, kuş seslerini dinlemek, karşılaştığımız Gördeslilerle sohbet etmek, yeni komşuluklar kurmak, dostlukları tazelemekti. Her şey öylesine güzeldi ki…
Anılarım beni öylesine geçmişe götürüyor ki bazen o anlarda kalmak, o güzellikleri yeniden yaşamak istiyor içim. Çünkü anılara sığınmak da bazen insana iyi geliyor.
Kurşunlu Kaplıcaları’na sizlerle yaptığım bu yolculuk, beni yine o güzel günlere götürdü. O günlerden geriye; ailece paylaşılan güzel zamanlar, dostluklar, Gördes sohbetleri ve hiç silinmeyen anılar kaldı.
İyi ki varsınız, tüm sevdiklerim…