Yazmak Üzerine

Fatma VURAL fvur.69@gmail.com

Gazeteye yazmayalı bir hayli zaman (2,5 ay) oldu. Her gün değil ama her hafta iki üç kere bugün yazayım, diye niyetleniyorum ama yine bir türlü olmadı. Bu yıl okul işleri sıkışık, harici zamanlarda annemin yanına gitmelerim oldu. Yani yazmadım, yazamadım. Sonra bir gün okulumuza söyleşi için         Celal Bayar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe İLKER Hanımefendi’yi davet ettik. Ayşe İlker Hoca, davetimizi geri çevirmedi. Okulumuza 14 Mayıs’ta geldi ve “Türkçenin Burçları” başlığında bengütaşlardan günümüze en önemli eserler konusunda bir söyleşi gerçekleştirdi. Çok güzel bir söyleşiydi. Öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve okul idaremiz keyifle dinledik Ayşe Hoca’yı. İşte o gün Ayşe İlker Hoca geldiğinde söyleşi öncesi kısa bir sohbet sırasında bana, “Fatmacığım yazmaya devam, yazmayı hiç bırakmıyoruz.”dedi. Bu cümle 14 Mayıs’tan beri beynimin içinde dönüp durdu. Peşimi hiç bırakmadı. Evet, biliyorum, yazmak gerek!          Çünkü insanlık tarihine dönüp baktığımızda, medeniyetlerin hafızasını oluşturan en güçlü aracın yazı olduğunu görüyoruz. Yazı sayesinde düşünceler zamana meydan okumuş, duygular nesiller boyunca yaşamış, deneyimler ve bilgiler geleceğe aktarılmıştır. Bu nedenle ne olursa olsun yazmak gerekiyor. Çünkü yazmak yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değil, insanın kendisiyle ve dünyayla kurduğu en derin bağlardan biri olmuştur.
     Yazmak, düşüncenin aynasıdır. İnsan zihninde dolaşan fikirler çoğu zaman karmaşık ve dağınıktır. Kalem kâğıda değdiğinde ya da parmaklar klavyede hareket etmeye başladığında düşünceler şekil kazanır. Yazarken neyi bildiğimizi, neyi bilmediğimizi, neye inandığımızı ve neden inandığımızı daha iyi anlarız. Bu nedenle yazmak aynı zamanda bir düşünme eylemidir.
     Hayatımızın zor dönemlerinde de yazmanın iyileştirici bir gücü vardır. İnsan bazen anlatamadığı duygularını yazarak ifade eder. Bir günlük sayfasına dökülen satırlar, bir mektupta saklanan özlem ya da bir şiirde hayat bulan hüzün; insanın yükünü hafifletir. Yazı, sessiz bir dost gibi insanı dinler ve yargılamadan kabul eder.
     Toplumlar açısından bakıldığında yazmak, tanıklık etmektir. Yaşanan olaylar, karşılaşılan sorunlar, sevinçler ve acılar yazıya dökülmediğinde zamanla unutulur. Oysa yazılan her satır geleceğe bırakılmış bir izdir. Bugün geçmişi anlamamızı sağlayan günlükler, mektuplar, kitaplar ve gazeteler, bir zamanlar yazmayı görev bilen insanların eseridir. Eğer onlar yazmasaydı, birçok gerçek karanlıkta kalacaktı.
     Yazmak aynı zamanda değişimin de başlangıcıdır. Tarihte birçok toplumsal dönüşüm, önce bir kalemin ucunda doğmuştur. Düşünceler yazıya dökülmüş, insanlar bu düşünceler etrafında bir araya gelmiş ve değişim gerçekleşmiştir. Bu yüzden yazı yalnızca bireysel bir uğraş değil, toplumsal bir sorumluluktur da. Bu nedenle ne yaşarsak yaşayalım, hangi koşullarda bulunursak bulunalım yazmaya devam etmeliyiz. Ayşe İlker Hoca’ma tekrar tekrar teşekkür ediyorum yazmak konusunda beni uyardığı için. Gerçekten yazmak çok önemlidir. Çünkü yazmak, unutulmamak için hafızaya; anlaşılmak için insanlığa; gelişmek için kendimize bıraktığımız en değerli miraslardan biridir.