Yorum-Yorum-Yorum (Yorumlar)
(Önsöz: Yazıyı uzun bulup okumaktan vazgeçene derim ki; “Etrafımızda duymadığımız sesler, görmediğimiz nesne, durum ve olaylar vardır." Duymak ve görmek için; biraz dikkat, biraz sükûnet, biraz yavaşlamak gerek. Yunus gibi ”Derdim vardır, inilerim” diyenlere selam olsun. Metin içinde çok ilginç bilgilerle karşılaşacaksınız. Saygılarımla. Dr.SSİ)
“Unutmak kolay mı deme / Unutursun Mihribanım.
Oğlun kızın olsun hele / Unutursun Mihribanım.”
Diyordu dillere destan Mihriban’ın şairi, büyük usta Abdurrahim Karakoç. Şair yönünden çok bereketli bir bölgedendi; Kahramanmaraşlıydı Karakoç. Dünyada şairlere tahsisli tek müstakil mezarlığı olan İran’ın Türk bölgesi Tebriz’e kuş uçumu yaklaşık 823 km, karayolu ile ise 1.074 km. idi Kahramanmaraş. Araçla yolculuk ortalama 13 saat 12 dakika, uçakla ise yaklaşık 1 saat 1 dakika sürmekte diyor, yapay zekâ Copilot. Kahramanmaraş–Tebriz hattı, tarih boyunca Anadolu ile İran arasındaki kültürel geçiş yollarından biri olmuş. Bu güzergâh, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ticaret ve bilim yolculuklarının da rotasıydı.
Söze şiir ve şair ile başladık. Ama ben şair değilim. Sanatı ve sanatçıyı seviyorum. Onların şahıslarında ve sanatlarında Yüce Yaratıcı’nın biz insanlarda kısmen tecelli eden bazı isim veya sıfatlarını görmek mümkündür, diye düşünür, inanırım. Bazı yüce isimlerin insanda iz düşümü vardır da diyebiliriz. Esmaül Hüsna denen, Yüce Allah’ın “Güzel İsimleri”yle ilgili olarak, “En güzel isimler O’nundur” (Kuran’da Arâf Suresi 180. Ayet) ayeti vardır. Rahman (merhametli) ismi Allah’a özgüdür, ama insanda merhamet duygusu bir yansıma olarak görülür. İnsanda bu isimlerin “tam” değil, sınırlı ve eksik bir şekilde tecelli ettiği kabul edilir. Mesela Allah’ın Alîm (her şeyi bilen) ismi insanda “Sınırlı bilgi” olarak görünür. Tasavvuf ise, Allah’ın isimlerinden bir kısmının insanda yaratılıştan “Emanet” olarak bulunduğu, kulun ahlâkını bu isimlerle güzelleştirmesi gerektiğini söyler. Allah’ın sıfatları/isimleri, aynı zamanda insan davranışlarına yön veren ahlâkî ve toplumsal ilkelerdir. Mesela; El-Settar[1] (ayıpları örten) sıfatı, toplumda başkalarının kusurlarını ifşa etmemek gerektiğini hatırlatır; El-Karib (yakın olan) ise Allah’ın kullarına yakınlığını, bireyin yalnızlık duygusunu aşmasını sağlar. Neyse, burada bırakalım.
NE Mİ YAPIYORUM
Henüz bir ay olmuştu. “Ne mi yapıyorum “adlı bir yazı yazmıştım. Aradan üç ay daha geçti. Henüz bir yere başlamadım. Oku-yorum, yazı-yorum, gezi-yorum diye özetlenebilecek; hayatı değerli kılacağına inandığımız faaliyetler içindeyiz eşimle birlikte. Evimizin kütüphanesinde okunmayı bekleyen, okumuş olduğum ama bir daha mı okusam dediğim kitaplardan üç-beş tanesi masaların üzerinde. Bazen birini, bazen diğerini bir miktar okuyorum. Bazen yeni başladığım ama tamamlanmayı bekleyen yazılarıma yöneliyorum. Ayrı ayrı Word dosyası halindeler veya son zamanlarda tek dosya içinde, arada boşluk bırakılmış, üzerinde çalışılan üç yazı şeklinde de çalışıyorum. Geziler veya gönüllü gidişler ise, genellikle bir hizmet veya fayda üretmek üzerine kurulu.
Aralık sonunda Muradiye KYK kız yurdunda eşimle katıldığımız, kitap hediyeli “Mutlu Aile” sohbeti; eşimin Eskişehir, Kırkağaç, Manisa Mostem, Ahmet Bican-Bilge Ercilasun toplantıları; Ramazanda İstanbul keşfi, Tıp Bayramı programı, Aydınlar Ocağı sohbetleri, Ahmet Büke’nin Manisa ve Gördes programları, Turgutlu Türk Ocağı programı.. Bunların birçoğuna eşimle birlikte gidiyoruz ve zaten çoğu onun programları. Dolayısıyla henüz sıkılmadım. Ankara’dan Dr. Mustafa Kahramanyol ağabey, “Tababet ibadettir, muayene açmalısın” diye yazmış. Buradaki bazı yakın arkadaş ve dostlar da “Mesleğinde devam et” diyorlar. Ben de o arzudayım. Geciktirme sebebim, mecliste bekleyen bir yasa tasarısı. Öğretim üyelerine yaş haddini 72’ye, uzatmalarla 75’e çıkarma hakkında. Ama biraz kafalar karışmış. İhtiyaç fazlası alanlar da var. Yeni bir duyum; sadece tıp fakülteleri ve mühendislikleri kapsaması düşünülüyormuş diye. Bu fikir benim de fikrimdi; önceki birkaç yazımda yer alır.
BİR ARIM EKSİKTİ
Hasan ağabey telefon ediyor. Biz üç arkadaş arı alıyoruz, ikişer kovan. Sana da alalım mı, ne dersin? Kısa bir tereddütten sonra tamam diyorum. Sonraki günlerde ödemeler yapılıyor. Modern iki katlı kovanlar Manisa Küçük sanayide Marangoz Yavuz beyle birlikte Hasan ve Ömer beylerin de emekleriyle yapılıyor. Atölyeye davet ettikleri gün, ben vardığımda, kovanlar tamamlanmış (muhtemelen daha önceden), sadece hazır alınmış çıtalara çelik teller geriliyor. Tellerin üzerine arıların iki yüzüne petek ördükleri balmumu levhayı, tele verilen zayıf elektrik akımı ile oluşan ısı sayesinde yapıştırıyorlar. Bana da deneme amaçlı uygulattılar. Yaptım, oldu.
Sonra, gençliğinde özellikle Yozgat yöresinde görev yaptığı sırada, bölgede kenarda köşede kalmış eski orman bakiyelerinden ilham alarak, eski Anadolu ormanlarını tekrar oluşturma konusunda canla başla yıllarca çalışan Orman Yük. Müh. Abdulkadir Hasbutçu[2] beyin kullandığı Gediz ovasındaki bir tarlaya gidiyoruz. Yozgat ormanları Hasbutçu bey ve kahraman ekibinin başlattığı o emeklerle orta çıkmış. Tarla emanet ve Tabiat ve Kültür Varlıkları Derneğinin tarım uygulama merkezi olarak da kullanılıyor. Araç Anemon Dağcılık kulübünün başkanı değerli eğitimci Ömer Bülbül beyin. Araçta Eğitime Katkı derneğimizin 2.başkanı Hasan ağabey de var. Daha önce ödediğimiz ücretlerle arıcı kıyafetini (arı maskesi; önde tül perde) belimize kadar örtüyor. Dirseklerimize kadar da örten özel beyaz eldivenleri de giyiyoruz. Aslında ayak bilekleri ve beli de örten daha kapsayıcı olanları da varmış. Geçen hafta bir eğilme hareketi ile bel bölgesinden içeri giren yirmi kadar arı tarafından sokulmuş Hasan bey ve acile ihtiyaten gitmiş.
RENKLİ KOVANLAR
Daha önce dört farklı renge boyadıkları kovanlardan bir renk seç diyor Hasan bey. Ben de eski havacı olarak “Mavi” diyorum. Diğer arkadaşlar da tercihlerini söylüyor ve kovanlar sahiplerini buluyor. Kısa süre sonra Nedim Kara bey de geliyor ve ekibe yardım ediyor. Nedim bey sağlıkçı ve aynı zamanda Adnan Menderes Ü. Ziraat Fakültesini de bitirmiş. Okuyan, çalışkan ve zeki bir insan. Arıcılıktan da anlıyor. Bu konuda tam bilgisiz olan (konunun cahili) ise benim. İlgi duyuyorum, üzerime gelip başımdaki arıcı kafesine saldıran arılara karşı emin, dikkatli ve soğukkanlıyım. Kovanlar açılıyor, ikinci katlar ekleniyor; içerideki boş beslenme haznesine özel şerbet konuyor ve işlem tamam. Bir ara, başımdaki kafesin içine bir arı giriyor. Önce, dışarıdadır dedim ama değil. İçeriye bir şekilde girmiş. Ani bir hareket yaparsam beni sokacağı kesin. Son derece sakin, soğukkanlı olarak kovanlardan uzaklaşıp, ellerimle başlığın en üst tepe noktasından tutup yukarı çekiyor ve arıcı kıyafetini salimen çıkarıyorum. Böylece, arının da salimen uçup gitmesini sağlıyorum. Paniklesem beni sokacak, iğnesi orada kalacağı için, zaten üç ay olan ömrü de sona erecekti.
BİR SAĞLIK BİLGİSİ
Kovanların ikinci katını eklemek için kovan açılırken, peteklerin üzerinde arıların yaptığı yumru şeklinde ilave balmumu peteklerini görüyoruz, ama içleri boş. Bunları bir yassı metal ile kazıyıp, elle sıktıktan sonra bana uzatıyor Nedim bey. “Hocam bunları tutuverin”. Atmadığına göre, doğal olarak aklıma hemen soru geliyor. “Bunlar ne olacak” diye soruyorum. Yara tedavisinde kullanacağız, diyor. Nasıl ve ne için soruma da; “Özellikle gözle görülen bölgelerdeki büyük yaralar, özellikle gençlerde, bazen de diğer yaşlarda bile, iz bırakır. Dikiş alındıktan sonra, bununla hazırladığımız bir merhem yara yerine günde bir veya iki kez sürülürse, iz kalmıyor veya önemsiz oluyor, diyor. Nasıl hazırlıyorsun, soruma ise; mesela 20 gr balmumunu bir kapta ısı ile eritip, üzerine eşit miktar zeytinyağı ekleyip karıştırıyoruz. Sonra temiz ve kapaklı bir kaba koyuyoruz. Tercihen içine bir ml (cm3) kantaron yağı (Ege bölgesinde “bağsıma” da denir) eklenirse daha da iyi olur. Yara izi (nedbe, skar) bırakacağı endişesi olan yere sürüyoruz, diyor. Hekimlerin kullandığı başka merhemler de var ama bunun çok daha iyi geldiğini görüyorum diye de ekliyor, Nedim bey. Yaşasın bilgi.
BİR RİCA - BİR HATIRLATMA:
Bu yıl 193 Üniversite öğrencisine burs veriyoruz. Biz sadece aracıyız. En güzel mutluluk kapısı. Mutlu edin, mutlu olun.
1. Ziraat Bankası Manisa Şb. Eğitime Katkı Derneği Iban TR45 0001 0001 8874 3465 6650 01
2. Türkiye Finans Katılım Bankası Manisa Şb. Iban TR37 0020 6000 6401 6780 3700 01
Eğitime Katkı Derneği
https://egitimekatkidernegi.org.tr/
Selam ve saygılarımla…
[1] Gençlere: Arapça’daki “el-” ön eki ile İngilizce’deki “the” arasında benzerlik vardır, ama tam aynı değildir. Bir ismi belirli hale getirir. Örnek: Karîb (yakın); el-Karîb (yakın olan, belirli olan). Esmaü’l-Hüsna’daki kullanımı; Allah’ın isimlerindeki “El-” ön eki (takısı), O’nun sıfatlarını mutlak ve tek kılar. El-Rahman (mutlak merhamet sahibi, tek olan). Burada “El-” sadece belirleme değil, aynı zamanda ilahî mutlaklık vurgusudur. İngilizce “the” ise, aynı şekilde bir nesneyi veya kavramı belirginleştiren ön ektir. Örnek: book (kitap); the book (o kitap).
[2] Gençler için: Abdulkadir Hasbutçu bir orman yüksek mühendisidir. Manisa, Muradiye Orman Fidanlık Müdürlüğünden emekli olmuş, doğadan emekli olmamış ve hâlen “Yeşil Vatan” için gönüllü ağaçlandırma çalışmaları yürütmektedir. Bu fidanlığın sanayiye kaptırılmasına da fikren ve hukuken engel olanlardan biridir. Doğada boş alanların ağaçlandırılması için çeşitli türlerde ağaç tohumlarını peçetelerle paketleyip “tohum keseleri” hazırlıyor. Hazırladığı keseleri doğa spor kulüplerine vererek ağaçsız alanlara atılmasını sağlıyor. Günlük yaklaşık 300 tohum kesesi hazırlıyor. Namı “Tohum Baba”dır. Manisa Tarzan’ından sonraki önemli bir çevreci. Gürültü değil, eylem insanı. Bu; bir ahlak, bir aydın sorumluluğu, bir medenilik delili. Bence, Allah’a en yakın kişilerden biri olabilir. Çünkü O’na itaat ediyor; O’nun yapın dediklerini yapıyor. Gerisi, Allah’la kul arasında kalan hususlar. Bunlar ise; kamuyu, doğayı ve evreni ilgilendiren konular. Kahvehanelerde, kafelerde boş boş oturanlar aklıma geliveriyor, birden.