Mühendislerin de Sanat Ruhu Olmalı
BİR GENÇLE HASBİHAL
Hasbi; 'Samimi' demek. Hal ise 'Durum'. Yani samimi bir durum, konuşma, tavır. Öğle üzeri, eşimin sabah çıkarken evde unuttuğu telefonunu götürdüm işyerine. Dönüşte, yerleşkenin ana kapısından çıkmadan bir genç el kaldırdı. Ben de bir ihtiyacı olan varsa, alayım; arabam nasıl olsa boş diye düşünmekteydim. Durdum; öğrenci yaklaşık bir kilometre ileride ve yolumun üstündeki öğrenci yurduna kadar gitmek istiyor. “Hay hay, buyurun!” deyip arabaya alıyorum. Kemeri bağlamasını söylememe gerek kalmadan bağlıyor. Binerken de nezaketli bir selâm veriyor. Merhabalaştıktan sonra, “Nerede öğrencisiniz?” diyorum. “Bilgisayar mühendisliği” diyor. “Kaçıncı sınıf” soruma “Bir bitti” diye cevap veriyor. “Çok güzel” karşılığım üzerine “Yerleşkeden çıktığınıza göre, öğretim üyesi misiniz?” sorusunu yöneltiyor. “Evet, ama Tıpta, karşı yerleşkeden; fakat yeni emekli oldum” bilgisini ekliyorum. Bunun üzerine “Neden emekli oldunuz, daha gençsiniz" diyor. Teşekkür ediyorum ve “O halde yaşımı tahmin edin!” sorusunu yöneltiyorum. Yan dönüp dikkatle bakıyor. Tabii benim de gözüm yolda, araç kullanıyorum; onu ancak çevre görüşümle /yan görme ile görebiliyorum. “Olsa olsa en fazla 57” diyor. Bu sefer biraz ben şaşırıyorum. “Ama benim yaşım yetmiş” diyorum. İnanamıyor, maşallah çekiyor. Ben de içimden kendime maşallah diyor ve Yaratan'a teşekkür ediyor; şükrediyor, hamd ediyorum.
“NEYE BAĞLI PEKİ?”
İşte bu soruyu sordu. “Öncelikle hareket, az yemeye çalışmak; iki öğün yerim” diyorum. “Haftada 3-4 kez yürüyüş yapmaya çalışırım, uykuma da dikkat ederim. Kendimi ruhsal gerilimlerden, stresten korumaya çalışırım. Bir de sigara ve alkol hayatımda hiç olmadı” diye ekliyorum. “Hepsini anladım da, en çok stres ile mücadele veya baş etme sözünüz dikkatimi çekti” diyor.” Bu nasıl oluyor?”
HAKLISIN, CEVAPLAYAYIM!/ İNSANI NE YORAR NE YORMAZ?
İlgiyle dinliyor ve anlatıyorum: “İyi bildiğin işini yaparken yorulmazsın, gerilmezsin. Yarım bilgi ve tecrübe, ruha yüktür. Kimyan, daha doğrusu biyokimyan bozulur. Kandaki kaygı ve korku hormonları; adrenalin ve kortizonlar artar. Devamlı yüksek olmaları halinde, kalp, beyin, göz, böbrek ve de gönül; hepsinin dengesini ve sağlığını orta vadede bozar. Kan kimyamızı bozmayacak; Allah'ın biyoloji ve fizyoloji programına sağlık ve ahlak anlamında çomak sokmayacak bir hayat felsefesi, ahlak anlayışı ve merhamet; o istediğimiz huzurun ve sağlığın sırrıdır diye düşünürüm.”
ÐİKKATLE DİNLİYOR, SORUYOR
Birkaç dakikaya sıkıştırdığımız bu sohbeti uzatmak için aracımın hızı düşükte kalıyor. Ama yol da kısa zaten. Yurdun karşısındaki otobüs durağının ileri ucunda durup dörtlüleri yakıyorum. “Okumayı sever misin?” soruma, “Severim!” cevabını verince seviniyorum. “Ben gençlere ve çocuklara kitap hediye etmeyi çok severim. Ayda kitaba ortalama şu kadar para harcarım. Size de hediye etmek isterdim ama arabada sadece çocuk kitapları var. Telefonumu alıp bana bir mesaj yazın. Size güzel kitaplar göndereyim” diyorum. O da teşekkür ediyor ve numaramı adımı kaydediyor telefonuna.
MÜHENDİS SADECE PARA İÇİN Mİ ÇALIŞIR?
“Hayır ve asla böyle olmamalı” diye düşünsem de birçok teknik alan çalışanı için gerçeğe yakın bir söz de diyebiliriz. Fakülteyi bitirip diplomayı almak veya bir işi, konuyu uygulamalı olarak iyi bilmek, sadece o alanın uzmanı ya da ustası olmayı sağlar. Aydın olmak ise farklıdır. İşinize farklı bakış açıları ve güzel yönelimler yani yeni ruh ekleyecek bir kültür birikiminiz varsa; yaratıcı hayal gücünüz hem gelenekten hem de moderniteden beslenirse; çizdiğiniz proje ve inşa ettiğiniz bina bambaşka olur. Gören, döner bir daha bakar. İçinden veya dilinden "ne güzel olmuş" sözü dökülür. Hatta resmini çeker. Bilgisayar mühendisi sanal ve sayısal ortam içinde çalışır. Mimar ve inşaat mühendislerinden beklediğimiz gibi, onlardan da farklı, zevkli ve özgün eserler beklenir.
SANAT, ESTETİK VE MİLLÎ KÜLTÜR
Bunların eksik olduğu mühendislik işlerinde ise, yapılanın tekrarından farklı; özgün, güzel bir eser ve iş ortaya çıkamayacaktır. Okuyanın, bilenin, araştıranın, tecrübe etme cesareti olanın, sorumluluk hissedenin duruşu ise farklı olacaktır.
Ben; “Adresinizi de bildirirseniz, kitapları sipariş ederim. Dünya ve Türk klasikleri ile bilim kitapları dışında bir eser olmayacak” diyorum. Tabii ki biraz mahcup, biraz da temkinli. Mutlaka okuduğum ve beğendiğim eserlerden olacak. Ancak yine de kibarlık yapıyor. “Zahmet etmeyin, tatil dönüşünde sizi arar, kitapları alırım” diyor. Ben de ona “Doğru ve güzel işte acele etmek gerekir. O zamana ömür garantisi yok!” deyince, peki diyor.
YAZIŞIYORUZ
Durakta bu kadar durulmaz. Devam ediyorum. Dönüşte notu geliyor. Kitap listesini hazırlayıp, satın almadan evvel kendisine gönderiyorum. Kitap sayısı ve çeşidi, muhtemelen hayal bile edemeyeceği kadar. Bunlar içinden okuduğunuz varsa, bildirin, onları iptal edeyim notuma az sonra cevap geliyor: “Okuduklarım da var ama onları arkadaşlarıma hediye ederim” diyor. İyi bir tercih. Okutacak da.
İşte hasbihal; işte bir gence kendisinin değerli olduğunu hissettirme; işte ülkenin geleceğine yatırım. Dışarıda 2-3 kişiyle yemek kadar maliyet ama kâr yüksek. Biriktirip durmanın âlemi yok. Yarına da ömür ve sağlık garantisi yok. “Bana bir vakıf kuruverin” diyen tanıdıklarımız oldu geçmişte. Ama zamanı iyi ayarlayamadı, ölümü öngöremedi. Gün bu gün. Sevgi bu gün; hemen. Paylaşmak da. Mühendis adayı Malik bey için ilginç bir kısa zaman dilimi olmalı yaşananlar; muhtemelen olacak. Bizler için de. Çünkü soru sormayla başladı sohbet. Sormak; araştırmak, okumak, belki dinlemek; öğrenmek, merak etmek; emek vermek, sabır göstermek demek! Hakikat da denen, hayatın sırlarına ulaşmak için iyi bir başlangıç.
Selâm ve saygılarımla.