Yangın-85

Kazım GERMİYANOĞLU kgermiyanoglu@hotmail.com

GÖRDES, 21 Mayıs 1921
                Düşman, şafakla beraber üç koldan iki top ve iki bin kişilik bir kuvvetle Gördes'e doğru ilerliyordu. Ahali tamamen şehri boşaltmış, şehirde kimse kalmamıştı.
               İbrahim Ethem Bey göğsünde asılı duran dürbünü gözlerine dayayıp Gördes'e doğru uzun uzun baktı. Yanında bulunan kaymakam Cemil Bey, Hacı Ethem Bey ve Müftü İsmail Hakkı Efendi'yle gördüklerini paylaştı:
               - Düşmanın iki kolu kasabaya çeyrek mesafeye kadar gelmiş durumdalar' Lâkin bir hareket yok, bekliyorlar' Dürbünü Hacı Ethem Bey'e uzattı.
               Hacı Ethem Bey:
               - Üçüncü kol henüz görünürde yok, onu bekliyor olmalılar'
               Müftü İsmail Hakkı Efendi:
               - Çekiniyor olmalılar, hep birlikte girmeyi düşünüyorlar'
               Kaymakam Cemil Bey:
               - Parti Pehlivan ne yaptı acaba? Düşman geciktiğine göre bir hayli oyalamış olmalılar'
               - Geliyorlar! Dedi İbrahim Ethem Bey:
               -Evet, üçüncü kolda geldi! Diğer kollarda da hareket başladı!
               - Birbirlerine karışmadan, harp nizamında üç koldan şehre giriyorlar, saat kaç Ethem Bey?
               - Altı.
               -İnşallah şehirde kimse kalmamıştır' Vicdansız keferelerin eline düşüp rezil rüsva olmasalar!
               Cemil Bey:
               - Gayeleri nedir acaba? Yerleşecekler mi?
               İbrahim Ethem Bey:
               -Zannetmem' Buralarda kalıcı olamazlar, düşmanın kazandığı büyük bir zafer yok. 
               Hacı Ethem Bey çaresizliğin verdiği bir hareketle önüne bakarak konuştu:
               - Bekleyip, göreceğiz' Başka çaremiz bulunmuyor artık'
               O sırada bulundukları Söveler köylüleri arasında da bir panik başlamıştı. Birçoğu köyü terk etmek için hazırlanıyorlardı.
               İbrahim Ethem Bey:
               - Boşuna telaşlanmayın, şimdi şimdi düşman buralara gelmez, düşman dağları sevmez, dağlardan uzak durur, diyerek köylüleri sakinleştirmeye çalıştıysa da pek muvaffak olamadı. Köylülerin büyük kısmı hazırlanıp yola revan olmuşlardı bile. Köyden ayrılmak istemeyen yaşlılarla sarılıp vedalaşıyorlar, ağlaşıyorlardı. O sırada Hacı Bey'in gür sesi duyuldu:
               - Atlılar! Bu tarafa doğru geliyorlar!
               İbrahim Ethem Bey dürbününü gözüne dayayarak uzun süre baktı:
               - Bunlar bizimkiler' Pehlivan müfrezesi' 40-50 kişi kadar' Çok şükür! Dedi.
               - Mustafa Bey ve Molla Efe ne yaptılar acaba? Dedi, Cemil Bey.
               - İnşallah, hayırlısıyla onlarda dönerler, dedi Müftü İsmail Hakkı Efendi.
               - İşte! Onlar da göründü, geliyorlar! Dedi, Hacı Ethem Bey.
               Müfrezelerin gelişi köylü üzerinde olumlu tesirini göstermişti. Yola çıkmak için hazırlanan birçok köylü, yavaş yavaş köy meydanına doğru toplanıp beklemeye başladılar. Demirci'ye doğru yola çıkanlardan dahi geri dönenler oluyordu. Yaklaşık yarım saat sonra Pehlivan Ağa, müfrezesiyle köye girdi:
               - Selâmünaleyküm Ağalar! Diyerek selam verip atından indi.
               İbrahim Ethem Bey:
               - Aleykümselâm! Pehlivan bizi kaygılandırdınız! Niye geciktiniz?
               Pehlivan:
               - Sındırgı'dan gelen düşmanı iki defa çevirdik. Önce Kınık taraflarındaki dağlık arazide epeyce oyaladık, bilmiyorum ama epeyce zayiat da verdirdik. Sonra ani bir ricat hareketiyle Kıran köy dağlarında mevzilendik. Sabaha karşı orada da uzun süre vuruştuk. Düşmanın araziyi bilmemesi işimizi kolaylaştırdı. Geniş bir alana dağılarak kendimizi kalabalık gösterdik. Karşılarında büyük bir ordu kuvveti var sanarak bir ara geri çekildiler. Bir müddet sonra takviye kuvvetlerle geri döndüler, çok kalabalıklardı, ancak bir kanadını durdurabildik.
               Pehlivan, merakla iki tarafına baktı:
               -Molla Babam ile Mustafa Bey neredeler, gelmediler mi daha?
               Hacı Ethem Bey:
               - Onlar da göründüler, on dakikaya burada olurlar, dedi.
               Köyün ileri gelenlerinden Hacı Kâmil:
               -Yorulmuşsunuzdur. Benim eve buyurun, bir karnınızı doyurun, dedi.
               Hep birlikte Hacı Kâmil'in evine doğru yöneldiler. Köylüler, misafirlerini ağırlamak için hep birden faaliyete geçmişlerdi. Her evden bir bohça ya da tepsi içinde yiyecekler, Hacı Kâmil'in evine doğru gidiyordu. Tam evin önüne gelmişlerdi ki, köylüler sevinçle bağrıştılar:
               - Geldiler! Molla ile Mustafa Bey de geldiler! Hoş geldiniz! Buyurun, bize gidelim sesleri birbirine karıştı.
               İbrahim Ethem Bey ve beraberindekiler, gelen efeleri ve neferlerini karşıladılar, Kaymakam, Belediye Reisi, Müftü, Müfreze Kumandanları ve diğer azalar hep birden Hacı Kâmil'in evine girdiler, diğerleri ise köylüler tarafından paylaşılıp evlerinde konuk edildiler.
 ***