Ölüm Asude Bahar Ülkesidir

İsmail AYBEY ismailaybey45@gmail.com

Yahya Kelam Beyatlı, 'Rindlerin Ölümü' şiirinde böyle tarif eder ölümü: Ölüm asude bahar ülkesidir'
Ağacın yapraklarının dökülmesi gibi tek tek dökülerek kopuyoruz hayattan. Elbette ebedi bir hayata gidiyoruz, yok olmak yok. Buna böyle iman ettik. Yine de ölüm olunca bir burukluk, bir kopukluk oluyor insanın içinde. Sevdiği bir yakınının vefatı, koyuyor insana.
Gördes'te mahalle komşumuz, Gördes'in eski esnaflarından Ahmet Boruoğlu iki ay önce vefat etmişti. Geçtiğimiz hafta da Ahmet Amcanın ölümünden 55 gün sonra eşi Rahime Teyze vefat etti. Demek ki çok seviyorlarmış birbirlerini. Kendileri Gördes'e her gelişimizde uğradığımız, bilakis bayramlarda el öpüp hayır dua aldığımız, sevdiğimiz insanlardı. Allah rahmet eylesin, evlatlarına sabr-ı cemil nasip etsin.
Şöyle düşündüm de, Gördes'te, Cuma mahallesindeki evimizde geçen çocukluğumuzun ardından, bizleri büyüten, bizlere destek olan, bayramlarda ellerini öptüğümüz, dualarını istediğimiz kimseler kalmamış geriye.
Mesela karşı komşumuz Fikriye Nine vardı. Onu da çok severdik. Beslediği hindiler, mahalleden kimseyi geçirmezdi. Bilenler bilir, o hindiler adeta bekçisiydi mahallenin. Ondan aklımda kalan da o olmuş. Torunu Osman Çolak ile her daim görüşüyoruz.
Evimizin hemen yanında Gazancıların Emin Amca, hanımı Ayşe teyze' Kendisine babaanne derdik. O derece samimiydi bağlarımız. Vefanın, samimiyetin, manevi duyguların kaybolmadığı zamanlardı. Evimizde pişen yemekten illa bir tabak gönderilirdi bir komşuya. 'Komşuda pişer bize de düşer' lafının sözde kalmadığı zamanlardı.
Mahallemizin köşesinde oturan Macuncuların Fatıma Teyze, eşi Mehmet Ali Amca. Daha sayamadığım nice isimler' Şu an hayatta değiller.
Çok çok eskilere gidersek, Gülsüm Ninemiz vardı aklımda kalan. Ne siması, ne başka bir özelliği aklımda kaldı ama bir anım var hiç unutamadığım. Bir gün biz üç kafadar (ben, Halil Erkul, Hakan Efe), ellerimizde 5'er litrelik boş yağ tenekelerini davul niyetine iple bağlayıp boynumuza asmışız. Mahallede çala çala gidiyoruz. Gülsüm Ninemiz çalmayın diyor, biz vazgeçer miyiz hiç? Her gün çalmaya devam ediyoruz.
Yine bir gün Gülsüm Ninenin evinin önünden davullarımızı çala çala geçiyoruz. Siz bugün ne güzel çalıyorsunuz davulları, gelin evimin bahçesinde çalın dedi. Biz de çocukluk işte, kötü niyet yok içimizde. Davul çalışımız beğenildi diye heyecanla girdik Gülsüm Ninenin avlusuna. Dış kapıyı kapattı Gülsüm Nine. Aldı elimizden davul çomaklarını. Yer misin yemez misin' Bize bir güzel sopa. Ağlayarak çıktık avludan. Davullarımıza da el koymuştu. Bir daha çalmak ne mümkün? Nur içinde yatsın Gülsüm Nine. 
Her ne kadar Yahya Kemal Beyatlı Üstadım, Hafız-ı Şirazi için söylemiş olsa da 'Rindlerin Ölümü' şiirini, ben tüm ölmüş olan komşularıma armağan ediyorum. Nur içinde yat Ahmet Amca, nur içinde yat Rahime Teyze'
Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde.
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde,
Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter.