Gez Dünyayı Gör Konyayı

İsmail AYBEY ismailaybey45@gmail.com

'Işığın izinde Türkiye' projemiz kapsamında, ülkemizi karış karış geziyoruz. En son durağımız Hoşgörü timsali, gönüllerde taht kurmuş olan Hz.Mevlana'nın durağı Konya oldu.
            Madem ki Şair Bekir Sıtkı Erdoğan, 'Mevlana'nın sezmediği, mantıkların çözmediği, kitapların yazmadığı, Fikir Konya'da Konya'da' demiş vardır elbet bir bildiği.
            Fotoğraf Öğretmenimiz Nazmi Hocamızın dediği gibi, 'Denklanşör sesleri, mutluluk seslerine karışsın' dedik aldık makineleri elimize, düştük yollara. Sağ olsun Yunusemre Belediyesi desteğini esirgemedi, otobüs tahsis etti.  
Klasik hafta sonu gezilerinde olduğu üzere, Cuma gecesini otobüste geçirerek cumartesi sabahı vardık Konya'ya. 'Kılavuzu olmayan karganın burnu pislikten kurtulmaz' dedik, bir kılavuz bulduk kendimize. Eee, fotoğrafçının derdinden fotoğrafçı anlar tabi ki. Anadolu Selçuklu Fotoğraf Derneği Başkanı Mustafa Binol, bizi karşıladı. Nereyi gezilecek, nerede ne yenilecek bilgilendirdi. Gezi boyunca bizlerle beraber oldu.
            Rehberimiz Mustafa Bey, kahvaltı için Konya yöresine has, yağlı somon denilen kaşarlı, küflü peynirli ve kıymalı çeşitleri olan pidelerden yemek için bir mekana götürdü bizi. Bu küçük mekan 33 kişilik ekibimizi almadı. Yarımız dışarıda beklerden yarımız kahvaltısını yaptı. 'Başka mekan yok mu?' dediysek de Mustafa Bey illa Pideci Hasan Şendağlı ustanın mekanında yememiz tavsiyesinde bulundu. Önce beklemekten sıkıldık ama yağlı somonları yiyince, Mustafa Bey'e hak verdik. Şayet Konya'ya yolunuz düşerse, bu pidelerin tadına mutlaka bakın derim.
            Kahvaltıdan sonra Melike Hatun Çarşısını gezdik. Oradan Mevlana Müzesine geçtik. İstirahat hanesinde karşıladı bizleri Mevlana. Her zaman ki gibi kucak dolusu hoşgörüsünü hissettik. 'Aşk, öyle engin bir denizdir ki, ne başlangıcı ne de sonu vardır' diyordu yine sanki mezarından bize aşıklar sultanı büyük insan. Kalkıp bizleri kucaklayacak gibi duruyordu. Akın akın insanlar ziyaretine koşuyordu büyük velinin. Her ne kadar, 'Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir.' demiş olsa mezarına da uğramadan geçemiyorduk ki.
            Aynı günün akşamında, her cumartesi ziyaretçilere ücretsiz olarak sunulan sema gösterisine katıldık. Semazenlerin beyaz laleler gibi, kollarını açıp dönüşleri izleyenlere büyük keyif veriyor. Hele ney sesi insanı alıp başka yerlere götürüyor. Oturup izlesek mi, fotoğraf mı çeksek bilemedik. Ama o kadar uzak yollardan gelmişiz, fotoğraflamasak olmaz diyerek bol bol fotoğraf çektik.
            Günün yorgunluğuyla kendimizi otele zor attık. Zaten bir geceyi otobüste geçirmenin vermiş olduğu uykusuzluk, yoğun bir tempoyla süren gezimiz, dizlerimizde derman bırakmamıştı.
Dönüş günümüz de olan Pazar günü, ilk olarak hediyelik eşyalar almak için Mevlana çarşısına uğradık. Mevlana şekeri, Konya sarması, magnetler, anahtarlıklar, süslük Mevlevi maketleri neler neler' Ne yalan söyleyeyim beni en çok cezbeden Konya sarması oldu. Giderseniz mutlaka tadın.
Konya tropikal kelebek bahçesinde, rengarenk kelebekler bizleri karşıladı. Biraz terlesek de gezmekten ve fotoğraf çekmekten geri durmadık. İlk önce makinelerimiz mekanın havasından buğulandı ama o kadar olsun. Ortama makinelerimiz de alıştı. Duvarda, kelebek fotoğrafları arasında Haşir süresinin 24. Ayeti 'Göklerde olan şeyler de yerde olan şeyler de Allah adına hareket eder' ve Mülk Süresinin 3. Ayeti 'Rahmanın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin' çok güzel yakışmış. 
 Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden izler taşıyan ve birbirinden güzel tasarımlarla dikkat çeken Ecdat Parkı'nı da gezme imkanımız oldu. Çok geniş bir alana yapılmış. Ortada kocaman havuzu mevcut. Burada hem soluklandık hem de içtiğimiz çayla kendimize geldik.
Gezimizin son durağı ise Konya'nın 8 km. kuzeybatısında yer alan Sille oldu. 3000 yıllık bir yerleşim olan Sille, Selçuklu ve Osmanlı mimarisini taşıyor. Sille, Selçuklu ilçesine 1989 yılında iki mahalle olarak bağlanmış. 1995 yılında Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından kilise, manastır ve mezarlıkların bulunduğu güney yamaçları, birinci derecede arkeolojik sit alanı, esas yerleşme alanı ise kentsel sit alanı olarak ilan edilmiş. Bugün Sille, Konya'nın önemli bir kültür ve turizm merkezi olarak biliniyor. Sille'nin sokaklarında gezerek tarihi teneffüs ettik. Yöresel kıyafetleriyle tandır, gözleme yapan teyzelerimizin odun fırınlarında pişirdikleri gözlemelerden yedik. Sille'de en çok dikkatimi çeken yapılardan birisi de Şeytan köprüsü adı verilen yapı oldu. Neden bu isim verilmiştir bilinmez ama insanı etkileyen değişik bir yer.
            Zaman denilen mefhuma ayak uydurarak, ağzımızda bamya çorbasının enfes tadı ve etli pidenin kokusuyla Konya'dan ayrıldık. Elbette gezilecek daha çok yer vardı Konya'da. Belki yine geliriz. Hem engin hoşgörü timsali Mevlana Hz. de 'Gel' diye seslenmiyor mu herkese? Ne olursan gel'
            Ve şöyle sesleniyor dünyaya:
'Güneş gibi ol şefkatte, merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.'
            Gezide bizlere destek olan Başta Yunusemre Belediye Başkanı Dr.Mehmet Çerçi'ye, Anadolu Selçuklu Fotoğraf Derneği Başkanı Mustafa Binol'a, MAFOD Derneğimizin Başkanımız Nazmi Çaykara'ya ve tüm seyahat arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum.
            Kalın sağlıcakla'