Nazarköy Kanyonu Yürüyüşü-2

Hüseyin TUNÇAY htuncay45@gmail.com

NAZARKÖY KANYONU YÜRÜYÜŞÜ VE KAZAK VADİSİ KIMIZ ÇİFTLİĞİ ZİYARETİMİZ (2)
(ANEMON GÜNLÜĞÜ)
               Son ziyaretimizin üzerinden uzun yıllar geçti. Ailece gelmiş, çocuklarımıza geçmişimizin izlerini taşıyan vadiyi, sergilenen eserleri göstermiş, tarih boyunca Türklerin bir parçası olan atları tanıtıp, bindirerek gezdirmiştik.
               İzmir’e yarım saat mesafede, Nif Dağı’nın eteklerindeki Kazak Vadisi Kımız Çiftliği’nin
kurucusu Kazak Türkü Şirzat Doğu’dur.  Doğu Türkistan işgal edildikten sonra, yurdundan ayrılmak zorunda kalır. “Büyük Kazak Göçü” adı verilen yürüyüşleri 1949 yılında başlar ve iki yıl sürer.   Taklamakan Çölü’nü ve Himalaya Dağları’nı aşarak Hindistan’a ulaşırlar. Şirzat Doğu,1954 yılında da Türkiye’ye gelir, hürmet ve kabul görür. Bir vefa borcu olarak, unutulmaya yüz tutmuş iki ata kültürünü; ata içeceği kımız ile tüm Türk boylarının doğup büyüdüğü Otağ’ı tekrar kazandırmak, yurt kurmak için 1987 yılında Altay Dağları’nı andıran bu vadiyi satın alır. İlk olarak da iç motifleri Türkistan’dan davet edilen ünlü Kazak ressam Aman Abzalbek tarafından çizilen Otağ inşa edilir.
               Park alanına bakan ve bizi üzerindeki “Alaş Kazak Vadisine Hoş Geldiniz” yazısıyla karşılayan tepenin önünde grup fotoğrafımız çekiliyor. Otağ’ın bulunduğu bölgeye doğru ilerliyoruz. Saat 17.00’yi geçiyor. Ziyaretçi sayısı oldukça az.  
               Lokanta ve ürün satış yeri olarak kullanılan binanın yanında, yaz ve bahar aylarında hizmet verildiğini düşündüğüm, demir doğrama kullanılarak yapılmış, küçük grupların ağırlanabileceği şekilde inşa edilmiş otağ şeklindeki mekânları inceliyorum. Bahçe yemyeşil, temiz ve bakımlı. Ziyaret saati sona eren otağı görmek, içindekileri incelemek ve bilgi almak için Ömer Bülbül hocamın gösterdiği gayret sonuç veriyor. Otağın kapısı grubumuza açılıyor.
               Ayakkabılarımızı çıkarıp, otağın kapısından ikinci Anemon olarak giriyorum! Bize rehberlik edip bilgi verecek Can Uygur bey, girişin solunda kendisi için hazırlanan yerde. Birkaç dakika, otağı, kanatlardaki desenleri ve renkleri, kubbemsi tavanı, çangraktan süzülen gün ışığını seyredip, genişliğin ruhuma verdiği huzuru yaşıyorum. Arkadaşlarımızla beraber yer minderlerine oturup Can Uygur beyin açıklamalarını dinliyoruz.
               Elli civarında atın beslendiği Kazak Vadisi, üç yüz dönümlük araziye kurulmuş. Kapısı doğuya bakan Otağ 12 kanatlıdır. Yeni evlenen çiftin otağı dört kanatlıdır. Aile büyüdükçe bir kanat ilave edilir. Otağlarda pencere bulunmaz. Otağların yukarısında bir işaret vardır. Bu işaret Gök Tanrı inancını simgeler. Kazak Türkleri buna “Çangrak” derler. Burada görülen şekil ve sembolün bir esrarı, anlamı, inanç sisteminde kıymeti vardır. Yön önemlidir (doğu, batı, kuzey, güney), dört element (toprak, su, hava, ateş) de öyle… Küçük otağlar, üç saatte kurulur, bir saatte sökülür ve iki deve ile taşınır. Keçeden mamul otağ (keçeyurt) için, matematik, geometri, fizik ve kimya bilgisi gereklidir…
              
               “Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı;
               Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür…
               Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı,
               Türk milleti bir bölünmez bütündür…” (Ziya Gökalp)

               İç cepheyi süsleyen motifleri, renklerinde kaybolup gittiğim işlemeleri, kubbeden aşağıya doğru sarkan helezonik çizgileri, kanatlarda birbirleriyle buluşan, buluşturulan desenleri, Can beyin cümleleri ve kelimeleriyle birleştiriyor, kültür ve medeniyet tarihimize, zevk ve estetik dünyamıza bir kez daha hayranlık duyuyor, pür dikkat dinlemeye devam ediyoruz…
               Otağlarda kimse kimseye yer göstermez, herkes kendi yerini bilir. Otağın baş kısmına “tör” denilir. “Tör” Anadolu lehçesinde töreden gelir. Güzellik ve düzen anlamındadır. “Tör” kısmı Hanlara, Hakanlara ve Beylere aittir. Sonra sırasıyla, obanın ileri gelenleri oturur. Od (ateş) otağın ortasında yanar, ev ısınır, yemek pişirilir. Duman, tepedeki çangraktan çıkar…
               Sunum bitiyor… Can Uygur beye teşekkür edip şükranlarımızı sunuyoruz.
               Vadiyle beraber adı anılan kımızdan da bahsetmemiz lâzım. Türklerin en eski millî içkisi at sütünden yapılan kımızdır. Kımız, mayalı olup sulu ayran kıvamında, tadı Kafkas Türklerinin mucizevi bir diğer içeceği olan kefiri andırır. Kımızın, sağlığa faydalı yönleri, bilimsel yayınlara konu olmuştur. En iyi kımız, en az iki defa yavrulamış kısrağın sütünden elde edilir. Buradaki Alaş Kımız Üretme Ünitesinde kımız imalatı yapılıyor ve istek üzerine kargo ile gönderiliyor.
               Hediyelik eşyalardan, pek çok derde deva olan geleneksel süt içkimiz kımızdan alıyor, maneje doğru gidiyoruz. Manejde iki at var. Anemonları temsilen üç arkadaşımız ata biniyor ve Kazak Vadisi anısına fotoğraf çekiyoruz.
               Bugün tabiat anadan aldığımız enerji, Kazak Vadisi Kımız Çiftliğinde tazelediğimiz tarih bilgisi ve bilinciyle Manisa’ya dönüyoruz. Emeği geçenlere, rehberlik edenlere, günümüze güzellik katan Anemonlara teşekkür ediyoruz. (Manisa, 28.01.2026)