Bursa Gezimiz-I

Hüseyin TUNÇAY htuncay45@gmail.com

(Anemon Günlüğü)
“Köklü geçmişi ile tarih ve kültür kenti; Büyük Cihan Devleti Osmanlı’nın ilk başkenti Bursa… Birçok uygarlığı bağrına basmış bir anne… Roma, Bizans, Selçuklu’dan Osmanlı’ya geçiş, Osmanlı ile Cumhuriyet dönemlerinin mekânsal ve mimari özelliklerini günümüze taşıyan kültür ve tarih kenti, aynı zamanda ilklerin şehri Bursa…
Festivalleri, otantik ve kırsal kesimdeki etkinlikleriyle halk oyunları, Hacivat-Karagöz’ü, mehteri ve kılıç-kalkanıyla kültür-sanat şehri… İznik Çinisi ile zaman tünelinde 15. – 16. yüzyılı bulursunuz… Uludağ ile Türkiye’nin en büyük kış ve doğa sporları merkezi… Oylat Kaplıcaları, Kükürtlü ve Tümbüldek Kaplıcaları, Saitabat ve Suuçtu Şelaleleri… Türkiye’nin dördüncü büyük kenti Bursa…
Tophane sırtlarında Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbelerinden Ulucami ve Hanlar Bölgesi… Şeftalisi, çileği, kirazı, ahududusu, armudu, inciri, zeytini, kestanesi… Kebabı, hünkarbeğendisi, köftesi, Kemalpaşa Tatlısı… Bursa’nın Emirsultanı, Emirsultan’ın Erguvanı, Çelebi Mehmet’in Yeşil Türbe…”
Bursa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü internet sayfasında bu şekilde anlatılan, Evliya Çelebi’nin beş defa geldiği bu güzel şehri ziyaret etmek amacıyla Anemon Dağcılık ve Spor Kulübü (7-8 Şubat 2026) iki günlük gezi düzenledi.
7 Şubat 2026 Cumartesi günü saat 05.00’te, otuz yedi arkadaşımızla beraber Manisa’dan hareket ettik. Yapılan açıklama ve tavsiyeler doğrultusunda yaptığımız hazırlıklar ve geziye dair planlamalar tamam.
Pek çok güzelliğin ve tarihî mirasın ev sahibi, nüfus olarak (3.243.000) ülkemizin dördüncü büyük şehrini tekrar görmenin sevincini yaşıyorum.
Saat 08.00’de Susurluk Belediyesi Dinlenme Tesislerinde mola veriyoruz. Daha önceki bir seyahatimizde de burada dinlenmiştik. Tesis, sabahın bu saatinde oldukça sakin. Kahvaltı yeri olarak Eski Karaağaç’ı seçtiğimiz için çay ve benzeri içeceklerle yetiniyor, yolumuza devam ediyoruz. Havanın aydınlanmaya başlamasıyla beraber içinden geçtiğimiz coğrafyayı daha iyi gözleme ve inceleme fırsatı buluyoruz.

Mustafakemalpaşa Suuçtu Şelalesi
Otobüsümüz ana yoldan ayrılıp sağa döndüğünde kulüp başkanımız Ömer Bülbül bey, “Suuçtu Şelalesi’ne gidiyoruz!” diyerek, bu tabiat harikası hakkında bilgiler veriyor. Meraklanıyorum. Sularını 38 metre yükseklikten aşağıya bırakan doğal güzelliğimizi ilk defa göreceğim.
Şelaleye ulaşmak için epey tırmanıyoruz. Çevrede gördüğüm köyler sessiz ve sakin. Yağmurun tarlaları sulamasıyla beraber kısa bir tatile çıkmış gibiler. Bazı evlerin bacalarından çıkan dumanları görüyorum. Yol boyunca çam ve gürgen ağaçları kendini gösteriyor. Gürgenlerin, sıklığı ve boylarının uzunluğu dikkatimi çekiyor. Bazı yerlerde kesim alanları ve istiflenmiş tomruklar var.
Nihayet beklediğimiz “güzel” ile buluşuyoruz. Akışı, sesi ve görüntüsü ile kendisine hayran bırakan Suuçtu Şelalesi’yle birbirimize bakıyoruz. Mustafakemalpaşa ilçesine 17 km mesafedeki şelale, Karadere üzerinde fay hattının çökmesiyle oluşmuş. Zengin bitki örtüsünün içinde, 38 metre yükseklikten bıraktığı sularını seyretmeye doyamıyoruz. Zirveden aşağıya doğru hızla koşturan beyaz damlacıklar, yere düşüp deredeki yatağını bulunca sakinleşiyor sonra da ağır ağır yoluna devam ediyor. İhtiyaca cevap verecek sosyal tesis var. Çevre temiz ve bakımlı. Bir de Jandarma noktası kurulmuş. Bazı arkadaşlarımız şelaleye doğru yürüyorlar. Arkamıza, şelale ve orman manzaralarını alarak fotoğraflar çekiyoruz. Gezimizin ilk grup fotoğrafının sahipliğini de Suuçtu Şelalesi yapıyor.
Harika atmosferi içimize sindirerek, sahip olduğumuz doğal güzelliklerden gurur duyarak buraya ayırdığımız vakti tamamlıyoruz. Gördüğümüz doğa harikası, otobüsümüzdeki konuşmalarımızın öznesi oluyor.       
Eskikarağaç ve Bizim Yaren Leylek
Her yıl bu diyara gelen, hepimizin sevdiği, yakınlık duyduğu, adını Yaren koyduğumuz leyleğin yaşadığı yere, Eskikarağaç’a geliyoruz. Karacabey Belediyesi yüksekçe bir kaideye leylek heykelini yerleştirmiş. Kaide üzerindeki, “Avrupa Leylek Köyü Eskikaraağaç” ve “Kuş Tahnit Sergi Salonu” yazılarını okuyorum.
Göç başladığında, “Adem Amcası”na gelişini, ziyaretini, misafirliğini zevkle okuyup, videolarını seyrettiğimiz mekânı ziyaret edip, Uluabat Gölü’nün kıyısında sabah kahvaltımızı yapacağız.
            Tabiatı en iyi anlayan, hayatının bir parçası yapan, kıymet veren milletlerdeniz. Ata diyarımızdan bu yana yanımızdan ayırmadığımız hayvanlarımız olmuş, onlarla bütünleşmişiz. Doğadaki canlılar için vakıflar kurup, onlarla hemhal olup konuşmuşuz, konuşturmuşuz…

“Sordum sarı çiçeğe,
Annen baban var mıdır?
Çiçek eydür derviş baba
Annem babam topraktır”
            Adına “mahalle” desek de köy hüviyetini hâlâ koruyan küçük ve şirin yerleşim merkezi Eskikaraağaç’a giriyoruz. Betona, gürültüye, motor sesine boğulduğumuz şehirlerden uzaklaşıp, masumiyetini yitirmemiş, hayatın olağan akışında devam ettiği yerleri görmeye, havasını teneffüs etmeye hasretiz.
            Masa ve sandalyelerimizi düzenleyip, Uluabat Gölü’nün kenarında kahvaltımızı yapıyoruz. Huzur veren bir iklim var. Hava açtı, bulutlar dağıldı, güneş yüzünü gösterdi. Göl oldukça sakin. Ördekler büyük bir keyifle gruplar halinde bir o yana bir bu yana yüzüyorlar. Hemen önümüzde küme küme sazlıklar var. Kim bilir kaç kuşa ev sahipliği yapıyor?
            Bize, bu gezide rehberlik edecek Figen Safran hanım da burada. Tanışıyoruz. Gölle ilgili kısa bilgilendirmeden sonra hep beraber kıyıda yürümeye, “Yaren”in evini görmeye gidiyoruz. Masmavi sular, kıyıda seferi bekleyen sandallar, sazların nazik ve nazenin selamları, ağaçlardaki kuşlar, suda tatlı kavisler çizerek yüzen ördekler, yeşilin her tonunu bize gösteren tabiat ana…
            Figen hanım: “İşte Yaren’in evi!” diyor. Oraya yöneliyoruz. Beton bir direk üzerinde kocaman bir yuva. Oldukça geniş. Ailesi kalabalık olmalı. Yuva, altına koyulan profil demirlerle desteklenmiş. Rehberimiz, bir direğe monte edilen ve yuvayı gören kamerayı işaret ediyor. Yaren Leylek, kameradan da izleniyor, naklen veriliyor… Yaren’in gelmesine, işi olduğu için görüp tanışamadığımız Adem Amca’sına kavuşmasına az kalmış… Yaren’le kurdukları dostluğu ondan dinlemek isterdik. Geçen yıl on dördüncü kavuşma gerçekleşmiş. Köyün içine doğru yürüyor, camiyi görüyoruz. Caminin minaresi yenilenmiş, eskisi yıkılmamış, zamana karşı direniyor.
            Yaren’le haklı bir üne kavuşan bu güzel mahallenin sokakları, kavşakların uygun yerleri bu leyleğimizin fotoğraflarıyla süslenmiş. Dikkat çekici bu görüntülerin tamamına yakını Alper Tüydeş tarafından çekilmiş. Teşekkür ederiz. Bir de sıkça rastladığım, her görüşümde tatlı tatlı tebessüm edip, bu güzel espriyi bulanı tebrik ettiğim trafik uyarı işaretinden bahsetmek isterim: Üzerinde leylek resmi olan levhanın altında şöyle bir yazı var: “Dikkat! Leylek Çıkabilir”. Güzel değil mi?
            Karacabey Belediyesi tarafından 2021 yılında yaptırılan “Adem Amca ve Yaren Leylek Anıtı”na geldik. Rehberimiz, ilgili bakanlık tarafından hazırlanan, Uluabat Gölü hakkındaki bilgilerin yer aldığı levhanın önünde açıklamalar yapıyor.
Çok kıymetli, nadir ve nadide gölümüzle ilgili bilgiler şöyle:
            “Uluabat Gölü, 280 göçer ve yerli su kuşu türü ile 28 balık türüne üreme ve yaşama alanı olarak hizmet etmektedir. Ülkemizdeki yedi kuş göç yolunun en önemlisidir. Bunun yanında zengin floraya sahiptir. 15.04.1998 tarihinde Ramsar Sözleşmesi (1) ile koruma altına alınmıştır. Ramsar olmasının ana nedeni küçük karabatak popülasyonunun bulunduğu dünyanın en nadir ekosistemine sahip olmasıdır. 
Uluabat Gölü, Küresel Doğa Fonu (GNF) bünyesinde, dünya çapında 113 gölü kapsayan “Yaşayan Göller Ağı”na dahil olan ülkemizdeki üç gölden biri olmakla birlikte Eskikaraağaç Mahallesi ile “Uluabat Çevresindeki Leylek Dostu Köyler Projesi” kapsamında 2011 yılında Eurnatur Vakfı tarafından “Avrupa Leylek Köyleri Ağı”na dahil edilen ülkemizdeki tek lokasyondur.”
“Adem Amca ve Yaren Leylek Anıtı” ile Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kuş türleri müzesi arasındaki alana, farklı ülkelerin “Leylek Köyleri” hakkında bilgi notları ile fotoğraflar olan levhalar yerleştirilmiş. Avrupa Leylek Köyü Eskikaraağaç’a ilaveten; Polonya, Slovakya, Macaristan, Slovenya, İspanya, Bulgaristan, Yunanistan, Kırgızistan, Sırbistan, Makedonya, Almanya, İsviçre, Avusturya ve Romanya hakkında açıklamalar var.
Orman ve Tarım Bakanlığı, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünün hazırlayıp açtığı Eskikaraağaç Kuş Tahnit (1) Müzesine giriyoruz. Girişte, büyük bir pano üzerinde, Uluabat Gölü ve buradaki bazı kuş türleri hakkında bilgi veriliyor.
Bu kuş cennetinde yaşayan türler büyük bir özenle hazırlanmış, doğal yaşam ortamlarını aratmayacak şekilde düzenlemeler yapılmış. Onlarca kuş türünün bir arada sergilendiği müzeye hayran oldum. Emek, dikkat, bilgi, son derece titiz bir çalışma bu harika eseri ortaya çıkarmış. Her kuş türünün yaşadığı ortam için ayrı düzenleme yapılıp, kısa notlarla bilgi verilmiş. “Sergilenen türler doğada ölü olarak bulunmuştur.” açıklamasını eklemeliyim.
Keşke biraz daha zamanım olsaydı; kuşları, yavrularını, tüylerindeki rengi ve uyumu, bakışlarını, yaradılışlarındaki mükemmelliği, yumurtalarını, onlara hayat sunan ortamı seyredip daha fazla vakit geçirseydim!
Suuçtu Şelalesi, Eskikarağaç Leylek Köyü, Uluabat Gölü ile Kuş Tahnit Müzesini mutlaka görmenizi, kıymetli tabiat zenginliklerimizi gezmenizi arzu ederim. Bir gün ayırmaya değer. Sabah saatlerinde Suuçtu Şelalesi’nin sesini dinleyerek, yeşil bir kadife örtü içinde kahvaltı yapar, tabiat anayla buluşur, ardından Yaren leyleği ziyaret edersiniz…
(Devam edecek)
Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (Ramsar Sözleşmesi)

    Eskimiş ve bozulmaya yüz tutmuş olan bir şeyi daha çok bozulmaması için yapılan bir tür ilaçlama. (TDK) Tarif edilen iş ve işlem kuşlar için yapılmış.