Röportaj Serisi-28: Konuk =Prof.Dr.Emin Çivi (Pazarlama Yönetimi)
“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin yirmi sekizinci konuğu, bu topraklarda yetişmiş çok değerli bir isim olan Sayın Prof.Dr.Emin Çivi olacaktır.Kendisi University of New Brunswick İşletme Fakültesi’nde pazarlama ve uluslararası işletme alanlarında çalışmalarını sürdüren ve akademik kariyeri boyunca eğitimde mükemmeliyet ödülleriyle de takdir edilen hocam, yoğun akademik programına ve görevlerine rağmen röportaj teklifimi nazikçe kabul ederek bu söyleşiye değerli katkılar sundu. Kendisine içten teşekkürlerimi sunuyorum. Kıymetli görüşlerinin akademiye ilgi duyan gençler ve araştırmacılar için yol gösterici ve ilham verici olacağına inanıyor, hocam izninizle sorularıma geçiyorum.
Soru 1:Hocam, hayat yolculuğunuzda sizi Kanada'ya taşıyan kararın ardındaki en güçlü motivasyon neydi ve bu adım sizin kimliğinizi nasıl dönüştürdü?
Cevap 1: Doktora eğitimimi Türkiye'de tamamladım. Doktora sürecimde bir burs sayesinde Michigan State Üniversitesi'nde çalışma fırsatı buldum. Bu deneyim bana farklı bir akademik dünyayı tanıma ve işlere başka bir gözle bakma imkânı verdi. Türkiye'ye döndüm ve akademik hayatıma devam ettim. Ama o dönemde üniversitelerdeki atmosfer ve toplumdaki kutuplaşma, akademik olarak rahat çalışmayı zorlaştırıyordu. Bu benim için gerçekten yorucu bir dönemdi.
Michigan'daki hocamla yeniden iletişime geçtim ve onun desteğiyle tekrar Amerika'ya gitme fırsatı buldum. Hocamın teşvikiyle oradayken farklı üniversitelerle görüşmeler yaptım ve sonunda Kanada'dan gelen iş teklifini kabul ettim.
Açıkçası burada uzun süre kalmayı hiç düşünmemiştim. Birkaç yıl deneyim kazanır, geri dönerim diye düşünüyordum. Ama zaman geçtikçe burada hem akademik olarak hem de kişisel olarak büyüdüğümü, mutlu olduğumu gördüm. Kanada'da insanların kim olduklarını özgürce yaşayabildikleri bir ortam olduğunu anladım. Allah nasip etti, evlendim, bir aile kurdum ve buraya yerleştim. Tam yirmi bir yıl geçti. Bugün geriye baktığımda, Kanada'ya gelme kararının sadece kariyerim için değil, her anlamda hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu görüyorum.
Soru 2:Pazarlama literatüründe "born global" kavramı önemli bir yer tutuyor. Gördes gibi küçük bir ilçeden çıkıp global sahnede yer almak isteyen girişimcilere özgü bir "mikro-strateji" modeli önerir misiniz?
Cevap 2:"Born global" aslında şunu ifade ediyor: işletme daha kurulurken, daha ilk günden dünyayı bir pazar olarak görüyor. Yani önce köyde büyüyüp sonra şehre, oradan dünyaya açılmak gibi bir sıra yok; baştan itibaren "dünyada benim için nerede bir yer var?" diye soruyorsunuz.
Gördes gibi küçük bir yerden çıkan girişimciler için en önemli ilk adım, ellerindeki gerçek değeri doğru okumak. Hangi ürünler üretiliyor? Hangi bilgi birikimi var? Hangi üretim kültürü var? Bunları iyi anlamak gerekiyor.
Sonra bu değerin dünyada nerede karşılık bulabileceğini araştırmak gerekiyor. Bugün dijital platformlar ve lojistik imkânları sayesinde küçük bir kasabadan çıkan girişimci bile dünyanın öte köşesindeki müşteriye ulaşabiliyor. Strateji çok karmaşık olmak zorunda değil aslında: güçlü değerini doğru tanımla, bunu isteyen pazarı bul, güvenilir bir tedarik zinciri kur. Bu üç adım bile büyük bir başlangıç.
Soru 3:Çokuluslu şirketlerde rekabet avantajını araştırıyorsunuz. Sizce Gördesli bir girişimcinin dünyada öne çıkabilmesi için yerel hangi değerini markaya dönüştürmek gerekir?
Cevap 3: Şunu açıkça söyleyeyim: her yerel değerin mutlaka "küresel marka" olması gerekmiyor. Bazen çok daha sağlıklı ve sürdürülebilir olan şey, kendi ölçeğinde güçlü ve saygın bir marka olmak.
Gördes gibi bir yer için asıl önemli olan, gerçekten özgün olan değerleri fark edip doğru şekilde ortaya koyabilmek. Bu bazen bir ürün olabilir; bazen de o ürünün nasıl üretildiği, kim tarafından yapıldığı, hangi değerleri taşıdığı.
Bugün pek çok tüketici sadece ürünü değil, o ürünün hikâyesini satın alıyor. Ürünün hangi toprakta yetiştiği, nasıl işlendiği, insanların ne kadar emek koyduğu giderek daha çok önem kazanıyor. Bu yüzden büyük küresel markalarla doğrudan yarışmak zorunda değilsiniz. Özgünlüğünüzü koruyarak, bunu doğru anlattığınızda belirli pazarlarda gerçek bir yer edinebilirsiniz.
Soru 4:Eğitimde kazandığınız ulusal ödüller, öğrencilerinizle kurduğunuz bağın kanıtı. Sizce küçük bir Anadolu kasabasından gelen bir öğrencinin sınıfta getirdiği "öğrenme disiplini" ne kadar belirleyici oluyor?
Cevap 4: Bu soruyu kendi deneyimimle yanıtlayayım. Ailemde üniversiteye giden ilk kişiydim. Annem ve babam üniversite okumadılar ama ufuklari çok açıktı; eğitimin hayatı değiştirebileceğine yürekten inanıyorlardı. Benim ve kardeşimin okuyabilmesi için ellerinden geleni yaptılar.
Küçük bir kasabadan gelip üniversiteye başlamak kolay değil. Üniversitenin nasıl işlediğini, nasıl başarılı olunacağını çoğu zaman kendiniz çözüyorsunuz. Ben sorunlarla karşılaştığımda pes etmedim; yardım istemekten çekinmedim, başkalarının nasıl üstesinden geldiğini sordum ve dinledim. Gördes'te büyümek bana bunu öğretmişti zaten. İnsanların birbirine destek olduğu, paylaşmanın doğal olduğu bir yerde yetişmek, hem zorluklarla başa çıkmayı hem de güçlü dostluklar kurmayı kolaylaştırdı.
Gördes'te çok erken yaşta büyüklerimden şunu öğrendim: Paylaşmak insanın elindekini azaltmaz, aksine bereketini artırır. Bu değer, hem öğrenme sürecimde hem de hayatımın her alanında benim için çok belirleyici oldu. Aynı şeyi kendi öğrencilerimde de görüyorum: küçük şehirlerden gelen, imkânları sınırlı ama çalışkanlığı, azmi ve insancıllığı tam olan öğrenciler çoğu zaman en çok öne çıkanlardır.
Soru 5: Kanada ve Türkiye üniversitelerindeki öğretim tarzını kıyasladığınızda, öğrencilerin "yaratıcılık" geliştirme biçimlerinde en çok hangi farklılığı gözlemliyorsunuz?
Cevap 5: Bence bu fark ülkeden ülkeye değil, üniversiteden üniversiteye göre değişiyor. Hatta aynı şehirde yan yana duran iki üniversitede bile birbirinden çok farklı bir hava olabiliyor. Ben hem Türkiye'de hem Kanada'da öğretim üyeliği yaptım ve her ikisinde de öğrencilerine gerçekten değer veren, onları büyüten hocalar gördüm; ikisinde de tersi de gördüm.
Yaratıcılığı tetikleyen şey şu: öğrencinin kendi çözümünü bulmasına alan açmak, soru sormaya teşvik etmek, farklı düşünmeyi ödüllendirmek. Böyle bir ortam kurulduğunda öğrenciler çok daha özgüvenli ve yaratıcı oluyorlar. Daha katı ve tek tip bir anlayış hâkimse, yaratıcılığın önü kapanıyor.
Bir de şu var: üniversiteler çoğu zaman dış dünyanın güncel ihtiyaçlarından biraz geride kalıyor. Oysa öğrencilerin gerçekte neye ihtiyaçları olduğunu dinlemek, onları izlemek ve eğitimi buna göre şekillendirmek çok önemli. Çünkü dünya değişiyor; buna ayak uydurabilen üniversiteler gerçek fark yaratıyor.
Soru 6:Gördes'in tarihsel bağlamda stratejik bir konumu var (Kurtuluş Savaşı, kültürel miras vs.). Sizce bu miras, bölgenin tanıtımında küresel pazarlama açısından nasıl bir "marka hikâyesi"ne dönüştürülebilir?
Cevap 6: Bir yerin marka hikâyesini anlatırken sadece tarihi olayları sıralamak yetmiyor. Asıl önemli olan, o yerin insanlara hangi değerleri ve yaşam kültürünü sunduğunu anlatabilmek.
Gördes'in tarihine baktığınızda dayanışma, direnç ve birlikte hareket etme gibi güçlü değerler görüyorsunuz. Kurtuluş Savaşı döneminde küçük bir Anadolu kasabasının gösterdiği o fedakârlık ve birlik ruhu, gerçekten güçlü bir hikâye.
Bugün güçlü markalar sadece ürünleriyle değil, temsil ettikleri değerlerle tanınıyor. Bu yüzden Gördes'in marka hikâyesi yalnızca tarihiyle sınırlı kalmamalı; bu dayanışma kültürünü, sıcaklığı ve samimiyeti de yansıtmalı. Böyle bakıldığında zeytin, ceviz gibi ürünler de sıradan bir tarım ürünü olmaktan çıkıyor; o topraklardan ve o insanlardan gelen bir değerin temsilcisine dönüşüyor.
Soru 7:Küresel ekonomide dijitalleşme kaçınılmaz. Gördesli gençlerin yapay zekâ tabanlı girişimlerde yer alabilmesi için hangi temel becerilere odaklanması gerekir?
Cevap 7: Yapay zekâ ve dijital teknolojiler inanılmaz bir hızla değişiyor. Bir şeyi tam öğrenmeden yenisi geliyor. Bu ortamda gençlerin bu teknolojileri takip etmesi elbette önemli; ama sadece teknolojiyi öğrenmek yetmez.
Bence asıl olan şu: önce düşünmeyi ve fikir üretmeyi öğrenmek. Problemleri çözebilmek, farklı açılardan bakabilmek ve doğru soruları sorabilmek. Çünkü teknoloji değişir, ama iyi düşünme becerisi insanın en kalıcı gücüdür.
Başarılı bir girişimci olmak için çevrenizde neler olduğunu anlayabilmek, fırsatları görebilmek ve hazırlıklı olmak gerekiyor. Bugün dünyanın dört bir yanında küçük şehirlerden çıkan gençler büyük işler başarıyor. Doğru beceriler ve doğru bakış açısıyla Gördesli gençlerin bunu başarmaması için hiçbir neden yok.
Soru 8:Kanada'da göçmen topluluklarla aktif çalışmalarda bulunuyorsunuz. Bu bağlamda, küçük şehirlerden gelen gençlerin kültürel aidiyetlerini kaybetmeden küresel ağlara katılması nasıl mümkün olabilir?
Cevap 8: Kendi kimliğini korumak ile diğer kültürlere açık olmak birbirine zıt şeyler değil, tam tersine birbirini güçlendiren şeyler. Kanada gibi göçmen bir toplumda bunu çok net görüyorsunuz. Farklı ülkelerden gelen insanlar kendi kültürlerini yaşatırken yeni toplumun gerçek bir parçası olabiliyorlar. Bunu yaparken ne eksiklik ne de üstünlük hissediyorlar. Ve bu çeşitlilik toplumu daha zengin yapıyor.
Küçük şehirlerden gelen gençler için de durum farklı değil. İnsan kendi köklerini ve değerlerini korurken aynı zamanda dünyanın sunduğu güzel şeylerle de kendini geliştirebilir. Yeni şeyler öğrenmeye açık olmak, farklılıkları zenginlik olarak görebilmek yeterli.
Aslında insan dünyaya en sağlam kendi kökleri sayesinde tutunur. Kim olduğunu bilen, kimliğinden gurur duyan insan dünyaya da özgüvenle adım atar.
Soru 9: Perakendecilik ve tüketici davranışları üzerine çalışıyorsunuz. Gördes'in tarımsal ürünleri (zeytin, ceviz vb.) için uluslararası pazarda farklılaştırıcı bir tüketici algısı nasıl yaratılabilir?
Cevap 9: Önce şunu sormak lazım: Gördes'in bu ürünleri gerçekten farklı mı? Eğer somut bir fark varsa, bunu net biçimde ortaya koymak gerekiyor. Eğer üründe gözle görülür bir farklılık yoksa ürünün arkasındaki hikâye daha onem kazaniyor. Urünün nasıl üretildiğini ve hangi değerleri temsil ettiğini anlatmak çok önemli hale geliyor.
Uluslararası pazarda rekabet artık sadece ürünle yapılmıyor; benzer ürünler her yerde var. Asıl farkı yaratan şey o ürünün geldiği yerin hikâyesi, o toprağın özellikleri, üretim geleneği, insanların emeği. Zeytin ya da ceviz sıradan bir tarım ürünü olarak sunulduğunda kolayca kaybolup gidiyor. Ama onun hangi topraklarda yetiştiğini, kimler tarafından nasıl üretildiğini anlatabildiğinizde tüketici gözünde bambaşka bir anlam kazanıyor.
Dünyada bunun çok güzel örnekleri var. İtalya'da zeytinyağı, Fransa'da peynir, sadece yiyecek olarak değil; bir coğrafyanın ve geleneğin temsilcisi olarak satılıyor. Gördes için de fırsat tam burada. Ürünü satmak yetmez; o ürünün geldiği toprağın hikâyesini de anlatmak gerekiyor.
Soru 10: Kariyeriniz boyunca hem akademide hem de toplum hizmetinde bulundunuz. Sizce Gördes'te gençleri "toplum hizmetine" yönlendirecek en etkili mekanizma ne olabilir?
Cevap 10: Toplum hizmeti aslında başkalarına yardım etmekten çok daha derin bir şey. Bir toplumda insanlar birbirinin eksiklerini tamamlamaya başladığında, ortaya çıkan etki sadece yardım edilenleri değil, yardım edeni ve toplumun tamamını güçlendiriyor.
Biz bunu küçük yaştan yaşayarak öğrendik. Dedelerimizin, ninelerimizin başkalarına nasıl yardım ettiğini görerek büyüdük. Komşular neredeyse ailenin bir parçasıydı. Komşunun önünde odun yığını gördüğünüzde, onlar gelmeden taşıyıp istiflerdiniz. Akşam yemeğinden bir kap Feride Nine'ye, bir kap Ali Dede'ye giderdi. Hasta komşular her gün yoklanırdı; "bir ihtiyacınız var mı?" diye sorulurdu.
Gençler topluma hizmet etmeyi sözlerden değil, bunu yapan büyüklerini görerek öğreniyor. En etkili mekanizma da bu: önce biz hizmet edeceğiz, bu kültürü yaşayarak göstereceğiz. Sözle değil, örnekle aktarılır bu değer.
Bir de şunu ekleyeyim: insanlar eşit koşullarda doğmuyor. Kimi daha fazla imkânla, kimi daha az. Bu yüzden toplum hizmetinin temeli eşitlik değil, hakkaniyet; yani insanların ihtiyacına göre destek olmak. Ve bence bunun en güzel tarafı şu: bir başkasının başarı hikâyesinin küçük de olsa bir parçası olmak, insana tarifi zor bir iç huzur veriyor.
Soru 11: Hocam, Gördes sizin için ne ifade ediyor? En unutamadığınız anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?
Cevap 11: Gördes benim için sadece doğduğum yer değil; kim olduğumun önemli bir parçası. On üç yaşında ayrıldım Gordes’ten. Önce Gökçeada'ya, sonra İstanbul'a, sonra farklı ülkelere gittim. Yirmi bir yıldır Kanada'dayım. Ama yine de kendimi her zaman önce Gördesli olarak hissederim. Bu duygu yıllar içinde hiç değişmedi.
Dünyanın herhangi bir yerinde biriyle tanışıp "Ben Gördesliyim" dediğinde aramızda anında güçlü bir bağ oluşuyor. Sanki yıllardır tanıdığım biriyle karşılaşmış gibi hissediyorum. Bu his tarif edilemez.
Çok anım var ama en çok özlediğim, "keşke geri dönüp yeniden yaşayabilsem" dediğim günler cuma günleriydi. Sabah erkenden annem, kardeşim İkbal ve ben anneanneme giderdik. Cuma namazından sonra babam ve dayım gelirdi, hep beraber öğle yemeği yerdik. Yanımızda aile dostlarımız da olurdu; Avukat İbrahim abiler gibi. Anneannem ve yengem sabahtan börek açarlardı, sini sini börek. Biz tepsileri fırına götürür, sıcak sıcak geri getirirdik. Koca siniler dolusu kurabiyeler yapılırdı. Öğleden sonra ev dolup taşardı; komşular, aile bireyleri cuma ziyaretine gelirlerdi. Çoğu zaman akşam yemeği de orada yenirdi.
O sofraların sıcaklığını hâlâ içimde taşıyorum. Gördes benim için en çok bu sıcaklığı ve birlikte olma duygusunu ifade ediyor.
Ek Soru: Önümüzdeki yıllarda Gördes'te veya Türkiye'de bir sosyal girişim ya da eğitim projesi başlatma hayaliniz var mı? Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Ek Sorunun Cevabı: Bu düşünce aklımda uzun zamandır var. İnsan nerede yaşarsa yaşasın, geldiği yere bir şeyler geri vermek istiyor.
Aklımdaki fikirlerden biri çocuklara yönelik küçük bir sosyal girişim. Babamdan ilham alıyorum bu konuda. Babam yıllarca bisiklet tamirciliği yaptı; Gördes'te bisiklet sahibi olan ilk kişiydi. Bu yüzden imkânı olmayan çocuklara bisiklet ulaştırmayı düşünüyorum. Ama asıl amaç bisiklet vermek değil; çocukları hareket etmeye, spor yapmaya ve sağlıklı bir yaşam tarzına teşvik etmek. Sporun gençlerin hayatında ne kadar büyük olumlu etkisi olduğuna inanıyorum.
Bir de eğitimle ilgili bir hayalim var. Eğitimde deneyimsel öğrenmenin, yani insanların yaparak, deneyerek öğrenmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. İnsan bir şeyi yaparak öğrendiğinde o bilgi gerçekten yerleşiyor, kalıcı oluyor.
Türkiye'de eğitim sistemi bugün çok rekabetçi; öğrencilerin büyük bölümü zamanını sınavlara hazırlanarak geçiriyor. Bu durum maalesef yaratıcılığı ve gerçek anlamda öğrenmeyi kısıtlıyor. Gelecekte Türkiye'de, belki de Gördes'ten başlayarak, gençlerin dünyayı tanıyabilecekleri, yeni beceriler kazanabilecekleri ve kendi potansiyellerini keşfedebilecekleri projelerde yer almak istiyorum.
En büyük yatırım gençlerin eğitimine yapılan yatırım. Belki küçük adımlar olur; ama bazen bir çocuğun hayatına dokunan küçük bir fırsat, onun bütün geleceğini değiştirebilir.
Kıymetli hocam, değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Bu topraklardan sizlerin çıkması bizlere umut vermektedir. Sizlere sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yaşam diliyorum. İşlerinizde kolaylıklar diler, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.