Röportaj Serisi-26: Konuk = Prof.Dr.Nurcan Yazıcı Metin (Sanat Tarihi)
“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin yirmi altıncı konuğu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Türk ve İslam Sanatları Anabilim Dalı öğretim üyesi, Prof. Dr. Nurcan Yazıcı Metin olacak. Türk-İslam Sanatları Tarihi, Mimarlık Tarihi ve Mimarlıkta Estetik alanlarında yıllardır yaptığı değerli çalışmalar ve sunduğu derin bilgilerle sanat tarihine katkıda bulunan hocama, beni kırmayıp röportaj teklifimi kabul ettiği için çokça teşekkür ediyorum. Hocam, izninizle sorularıma başlıyorum.
Soru 1:Hocam, öncelikle nasılsınız? Hayatınız akademi dışında nasıl geçiyor, hobileriniz nelerdir?
Cevap 1:Teşekkür ederim. Yoğunluk ve yapmayı istediğim şeylere yetişememe kaygısı dışında iyiyim. Akademisyen olduğunuzda akademi içinde ya da dışında bulunmanız pek durumu değiştirmiyor. Her koşulda bilimsel üretimde bulunmanız gerekiyor. Ki ben gece çalışabilen çalışma için sessizlik arayan biriyim. Onun için biraz çalışarak geçiyor günler…
Tabi birçok insanın hobi olarak tanımladığı işlerin sizin mesleğiniz olması güzel bir şey.
Seyahat etmeyi çok severim. Yeni yerler, yeni kültürler, tekrar tekrar gidilen müzeler. Fırsat bulduğum her koşulda, daha doğrusu her şekilde fırsat yaratarak, kısa da olsa yurtdışı seyahatleri yapıyorum. Beni çok besleyen ve bedenen yorucu da olsa dinlendiren bir şey seyahat. Ve gezmek biraz da benim için hayatın anlamı.Tabi İstanbul çok özel bir şehir. Şehrin bize sunduklarından mümkün olduğunca faydalanmaya çalışıyorum. Özellikle festivalleri (müzik ve sinema) takip etmeye çalışıyorum. Konserlere, sergilere düzenli gitmeye çalışıyorum. Mesela yakın zamanda 18. İstanbul bienali vardı. Hem eserleri hem de sırf bu vesileyle halka açılan mekanları görme imkanı bulabildiğimiz bir etkinlikti.
Soru 2: Akademik yolculuğunuzda sizi en çok dönüştüren deneyim ne oldu?
Cevap 2:Arazide çalışma deneyimlerim. İstanbul ünv. Mezunuyum ve öğrenciliğim den beri arkeolojik kazılara katılırım. 7 yıl kadar da ben bir kazı yürüttüm. Kırklareli Demirköy fatih Dökümhanesi kazısı.
Bir de arazi çalışmasına yönelik aldığım projeler. Devlet Kapısı kitabım böyle bir çalışma mesela. Anadoluyu şehir şehir dolaşıp osmanlı hükümet konaklarını bulmaya, yerinde incelemeye çalışmıştım. Gureba hastaneleri de kısmen öyle. Şimdi Yunanistan'da bir proje yürütüyorum. O da böyle bir çalışma.
Soru 3: Osmanlı dönemi mimarlığı üzerine çalışmaya nasıl başladınız ve sizi bu alana çeken etkenler nelerdi?
Cevap 3: Şöyleki Osmanlı hep ilginç tabi. Osmanlının özellikle son dönemi ağırlıklı çalışma alanım. “tarih tekerrürden ibarettir” tanımına en çok oturan dönem Osmanlının son yüzyılı, yani 19.yy.da günümüzdeki birçok meselenin muadilini bulmak mümkün orada. Bir de TC. nin altyapısıyla ilgili birçok veri orada. Eğitimden kültür sanata, sağlık sistemine ya da mesela hapishanelerin yapılandırılmasına, belediye yönetimine kadar her şeyin ilk uygulamaları 19.yy.da Tanzimat sonrası olmuş.
Soru 4: Tanzimat’tan Cumhuriyet’e hükümet konaklarının inşa süreçleri üzerine yaptığınız çalışmalar, Osmanlı ve erken Cumhuriyet mimarisi hakkında ne gibi yeni bilgiler ortaya koydu?
Cevap 4: Hükümet konaklarını çalışmaya başladığımda, bu konuda neredeyse hiç çalışma yoktu. Uzun yıllara dayanan bir çalışmanın kitabı o. Az önce söylediğim gibi şehir şehir dolaştım. Ve tabi Osmanlı Arşivinde çok malzeme buldum. Osmanlı dönemi resmi yazışmaları neticede. Devletin resmi binalarının inşa edilme sürecinde dahi ne tür zorlukların yaşandığını, bu yapıların sadece işlevsel mimari örnekler olmayıp birçok anlamı da barındırdığını anladım bu çalışma boyunca. Mesela şehrin gelişmişliğinin en önemli kriterlerin birinin yeni bir hükümet konağı inşası olduğu, “yar-u ağyara” (dosta düşmana) karşı geri kalınmış görünmemek için koşulları zorlayıp yapıldığı. Çoğunlukla “iane-i ahali” yani halktan toplanan yardımlarla inşa edildikleri. Bu yardım işinin bazen şikayet konusu bile olabildiği.
Tabi son dönem Osmanlı mimarlığını plan, bezeme, üslup, boyut ve hatta konumlanmaları itibariyle en iyi tanımlayan yapılar hükümet konakları. Bu konuda çalışmaya başladığımda neredeyse hiç yayın yoktu. Artık bu konuda çalışmalar arttı. Buna vesile oldu kitap biraz da. Tabi öncesinde bu konuda çok yayın yaptım, bildiri sundum.
Soru 5: Osmanlı sağlık yapıları ve hastanelerinin mimarisi üzerine yaptığınız araştırmalar, dönemin toplum ve sağlık anlayışını nasıl yansıtıyor?
Cevap 5: Evet aslında gureba hastanesi denince tek bildiğimiz, daha doğrusu akla gelen örnek İstanbul Vakıf gureba hastanesiydi. Oysa Osmanlı coğrafyasının tamamında inşa edilmiş gureba hastaneleri. Bir bakıma Osmanlının modern devlet hastaneleri bunlar. Tanzimat sonrası Osmanlının yeniden yapılanma sürecinde sağlık sisteminde de bir yapılanmaya gidiliyor. Tabi öncesinde de sağlık hizmetleri şifahane, darüşşifa vb adlandırılan yapılarda veriliyordu. Modern anlamda sağlık yapıları olarak tanımlanabilir gureba (garipler, kimsesizler) gibi bir tanımlamayla ifade edilen bu hastanelerde ücretsiz sağlık hizmeti veriliyor.
Bir de bu kitabı salgın döneminde toparladım. Hatta kitap öncesinde “Salgının Mimarisi” diye bir makale yazmıştım. Gureba hastaneleri biraz da salgınlarla ilgili çünkü. 19. Yy ortalarından sonra ciddi frengi salgınları var. Ve birçoğu bu amaçla “frengi ve gureba hastanesi” olarak inşa ediliyor.
Soru 6: Mimarlık kurumlarının evrimi ve Tanzimat dönemi mimarlık ortamını incelerken karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdi?
Cevap 6: Kurumsal yapıda değişim ve dönüşüm 19. Yy başlarında oluyor. Bu yüzyıl en yoğun en karışık dönem. Birçok kurum tekrar tekrar kurulup kaldırılıyor ya da nezaretlere (bakanlıklara) bağlanıyor ki bakanlıklar da tanzimatla birlikte hayatımıza giriyor. Mimarlık kurumu da sık sık adı değişen veya başka nezaretlerle birleştirilen bakanlıklara bağlanıyor. Bunun belirlenmesi ciddi bir zorluktu. Tabi mimariyle ilgili Osmanlı'nın resmi bir mimarlık kurumu vardı .bu dönem kadar işlevlerini, işlerliğini sürdüren. Değişimde kurumun görev dağılımları da değiştiği için bunları belirlemek biraz zor oldu. Çoklu bir mimarlık ortamı bu döne.
Soru 7: Günümüz mimarlık pratiği ile Osmanlı dönemi mimarlığı arasında hangi temel farklar ve benzerlikler olduğunu düşünüyorsunuz?
Cevap 7: Çok benzerlikler ve farklılıklar var tabi. Mesela Osmanlının son döneminde münakas dediğimiz açık eksiltme yöntemi uygulanıyor. Bugün de var.
Soru 8: Osmanlı dönemi yapılarını incelerken kullandığınız başlıca kaynaklar ve yöntemler nelerdir? Arşiv araştırmaları mı yoksa sahadaki gözlemler mi daha belirleyici oluyor?
Cevap 8 :Baştada söylediğim her ikisi de. Osmanlı arşivi çok veri içeriyor. Dönemin resmi devlet yazışmaları. Dolayısıyla doğrudan tartışmasız bilgi ve belge. iyi değerlendirildiğinde tabi. Şöyleki yazışma sürecini takip edebilmek gerekiyor. saha çalışması da bizim alanın olmazsa olması. Yerinde görüp incelemek, belgelemek, mevcut durumunu, değişimini tespit etmek.
Soru 9: “Devlet Kapısı” kitabınız ve diğer çalışmalarınız ışığında, Osmanlı idari mimarisinin sosyal ve politik mesajları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Cevap 9: Çok şey söylenebilir tabi. Ama özellikle üst başlıkta bu başlığı, bu ismi kitapta kullandım. Gerçekten devletin kapısı. Devleti temsil eden mimari. Osmanlı için düşündüğünüzde devleti temsil eden padişahın, ulaşılamayan noktalarda bile görünür olduğu temsil yapısı.
Soru 10: Akademik kariyeriniz boyunca Türk ve uluslararası akademik topluluklarla işbirliği yaptınız mı? Bu deneyimler çalışmalarınızı nasıl etkiledi?
Cevap 10:Bilim evrensel tabi. Birlikte üretmek önemli. Birçok projede ulusal uluslararası çalışma işbirliği oluyor. Farklı bakış açılarını görebiliyorsunuz. Bu çok önemli.
Soru 11: Genç araştırmacılara Osmanlı dönemi mimarlığı veya tarihî yapı çalışmalarıyla ilgilenmek isteyenlere vereceğiniz en önemli tavsiye ne olur?
Cevap 11: Birincisi çok çalışmak, çalışmak. Okumak, gezmek, görmek, bilgiyle gözümüzü eğitmek.Ve özellikle Osmanlı çalışılacaksa Osmanlı türkçesini bilmek. Çok katkı sağlıyor. Tabi Osmanlıca belge bilen birine, başkasına okutulabilir. Ama doğrudan okumak önemli. Terminolojiyi dili bildiğimiz için verileri doğrudan yakalayıp kullanabiliyorsunuz siz okuduğunuzda. Hep örnek veririm. Arşiv kaynağından okunmuş bir bilgiyi kullanmaya çalışmıştım yıllar önce Kosani diye bir mimar adı geçiyor. Uzun süre bu Kosani kim diye aradım ve sonra doğrudan belgeye ulaşıp baktığımda bu ismin Fossati olduğu, yanlış okumadan kaynaklı bir aktarım olduğunu anladım.
Çok sağ olun hocam. Çalışmalarınızı, anladığım kadarıyla ilgiyle takip ediyor ve herkese tavsiye ediyorum. Bundan sonraki yaşamınızda sağlık ve mutluluğunuzun daim olmasını diliyorum. Tekrar görüşebilmek ümidiyle, sizlerle tanışmaktan çok memnuniyet duymakla birlikte; saygı, sevgi ve sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.