Röportaj Serisi- 23: Konuk = Prof.Dr.Ömer Yavaş (Fizik Mühendisliği)
"11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin yirmi üçüncü konuğu, röportaj teklifimi nazikçe kabul eden Sayın Prof Dr.Ömer Yavaş olacaktır. Kendisi, Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Fizik Mühendisliği Bölümü Fizik Mühendisliği Anabilim Dalı öğretim üyesidir. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerinin tamamını Ankara Üniversitesi'nde tamamlamıştır.Fen Bilimleri ve Matematik Temel Alanı kapsamında; Fizik Hızlandırıcı ve Dedektör Fiziği, Yüksek Enerji ve Parçacık Fiziği ile Nükleer Fizik alanlarında çalışmalar yürütmekte olup, bilimsel araştırmalara sunduğu değerli akademik katkılar dolayısıyla kendisine teşekkür eder, izninizle sorularıma geçmek isterim.
Soru 1- Hocam, öncelikle nasılsınız? Hayatınız nasıl gidiyor, akademik çalışmalar dışındazamanınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap 1- Teşekkür ederim, iyiyim. 40 yılı aşan akademik yaşamımın gereği olarak eğitim ve
araştırma çalışmalarına devam ediyorum. Çalışmalarımdan arta kalan zamanı aileme
ayırmakla birlikte ilgi alanlarım olan müzik ve spor ile ilgileniyor ve daha çok uluslararası
spor etkinliklerini takip ediyorum. Aynı zamanda ülkemizde ve dünyada bilim ve teknoloji
alanında yaşanan gelişmeleri de yakından takip etmeye çalışıyorum.
Soru 2- Türkiye’de hızlandırıcı teknolojilerinin gelişim sürecine yakından tanıklık ettiniz. Bu
alanda ülkemizin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap 2- 1990’lı yılların başında Ankara Üniversitesi Fizik Mühendisliği Bölümünde doktoramı
tamamladıktan sonra bölümümüzde oluşturulan parçacık hızlandırıcıları araştırma grubuna
katıldım. Bu yıllarda hızlandırıcılar alanında ülkemizde iki önemli gelişme yaşandı.
Bunlardan ilki 1961 yılında gözlemcisi olduğumuz Avrupa Nükleer Araştırmalar
Merkezinde (CERN) kurulumu başlatılan büyük proton-proton çarpıştırıcısı (LHC)
üzerinde kurulan ve yüzyılın deneyleri diye anılan büyük ölçekli deneylere
üniversitelerimizin (ilk olarak Ankara Ü., ODTÜ, Boğaziçi Ü., Çukurova Ü.) resmi olarak
katılması, ikincisi ise Ankara Üniversitesi Hızlandırıcı Araştırma Grubumuzun
üniversitemiz koordinatörlüğünde Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) desteği ile başlattığı ve
Türkiye’de hızlandırıcılar alanında neler yapılması gerektiğini konu alan fizibilite
projesinin başlatılması oldu. Bu çalışmanın sonucunda 2000 yılında Türk Hızlandırıcı
Merkezinin (THM) kurulmasını önerdik. 2001 yılında Ulusal Hızlandırıcı Kongresi serisini
başlattık ve 2005 yılında ise THM’nin genel tasarımını tamamlayarak bu merkezde yer
alacak hızlandırıcı tesislerini ve bunların araştırma potansiyellerini tanımladık ve
raporumuzu DPT’ye sunduk. Aynı yıl Ulusal Hızlandırıcı Yaz Okulu serisini başlattık.
2006 yılında ise 9 üniversitenin işbirliği ile Ankara Üniversitesi koordinatörlüğünde ve
proje yürütücülüğümde THM için öngördüğümüz büyük ölçekli 4 büyük tesisin teknik
tasarımını ve ilk tesisinin kurulumunu konu alan 3. aşama projemizi başlattık. THM projesi
kapsamında önerdiğimiz ülkemizin ilk (ve halen tek) Hızlandırıcı Teknolojileri
Enstitüsü’nü (HTE) Ankara Üniversitesi bünyesinde kurucu müdürlüğümde 2010 yılında
hayata geçirdik (https://hte.ankara.edu.tr). Enstitünün ve ilk hızlandırıcı ve ışınım tesisinin
binaları da aynı yıl tamamlandı ve Ankara Üniversitesi Gölbaşı kampüsünde inşa edilen
hizmet binalarının açılışını 2011 yılı Mayıs ayında yaptık. Bu arada 2012 yılında Türkiye
Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından Ankara’da proton hızlandırıcısı ve medikal
radyoizotop üretim tesisi (PHT) hayata geçirildi. Ayrıca yıllar süren bir çabanın sonunda
yine 2015 yılında Türkiye CERN’e ortak üye oldu. CERN’e ortak üyelik adımı ülkemizin
bilim ve sanayi çevrelerinde hızlandırıcı teknolojileri ve uygulamaları anlamında büyük bir
motivasyon kaynağı ve itici güç oldu. Ülkemizde parçacık hızlandırıcılarının sağlık
alanında ve endüstride kullanımı da yine 2000’li yıllarda hızla gelişti. 2010’lu yıllarda
Boğaziçi Üniversitesinde KAHVELAB, ODTÜ’de İVMER adıyla hızlandırıcılar alanında
araştırma ve uygulama merkezleri kuruldu. Sonuç olarak 1990’lı yıllardan başlayarak atılan
önemli adımlar sonucunda Türkiye olarak hızlandırıcılar alanında önemli kazanımlar
edindik ve bazı alt sistemlerde (vakum, magnet, güç kaynakları, ısıtma ve soğutma
sistemleri, elektronik kontrol vb.) kendi ihtiyaçlarımızı karşılar hale geldik. 2026 yılı
itibarıyla Türkiye’nin CERN’deki varlığı da oldukça güçlü. 50’nin üzerinde proje ekibiyle
CERN'de yürütülen neredeyse tüm projelerde yer almaktayız ve firmalarımız CERN
ihalelerine katılmaktadırlar. Ortak üyesi olduğumuz CERN’e tam üye olmak Türkiye’nin
öncelikli hedefleri arasında yer almaktadır. Türkiye günümüzde elektron ve proton
hızlandırıcılarına sahip ve bunları kullanarak Ar-Ge çalışmaları gerçekleştirebilen ülkeler
arasına katılmış durumdadır.
Soru 3- TARLA (Turkish Accelerator and Radiation Laboratory) projesi Türkiye’de bir ilk
niteliğinde. Bu projenin kuruluş sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdi?
Cevap 3- Yukarıda THM’nin ilk tesisi olarak belirttiğim, Türkiye’de ilk olan elektron hızlandırıcısı
ve ışınım (lazer) tesisi, kurulumunun tamamlanmasının ardından 2020 yılı sonunda 6550
sayılı yasa kapsamında “Türk Hızlandırıcı ve Işınım Laboratuvarı (Turkish Accelerator
and Radiation Laboratory (TARLA)) adı ile ulusal araştırma laboratuvarı statüsüne
kavuşturuldu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlandı (https://tarla-fel.org). THM
projesinde 2015 yılına gelindiğinde 12 Üniversiteden yaklaşık 150 araştırmacı yer alıyordu.
1997 yılında başlattığımız THM çalışmalarını adın adım büyüttük ve her adımda rektör,
müsteşar, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı konumundaki yöneticilerimize THM’nin
Türkiye için önemini anlattık ve raporlandırdık. Devlet eliyle yapılacak bir yatırım olduğu
için anlaşılıp desteklenmesi büyük önem taşıyordu ve bunun anlaşılmasını ve
desteklenmesini sağlamış olduk. Karşılaşılan zorluklara gelince elbette bürokrasiyi, kalifiye
eleman (mühendis, teknisyen vb.) bulmadaki ve yetişmiş insan gücümüzü büyütmedeki
zorlukları sayabiliriz. 1990'lı yıllarda onlarla anılan parçacık ve hızlandırıcı fizikçilerimiz
ve konudan anlayan mühendislerimizin sayıları artık bugün yüzlerle ifade ediliyor
diyebiliriz. Bu olumlu bakış açısının yanı sıra hızlandırıcılar alanında iki temel hedefimizi
vurgulamakta yarar görüyorum: Bunlar Türkiye'nin CERN'e tam üye olması ve THM
projesinde TARLA dışında öngörülen, teknik tasarımı yapılan büyük ölçekli parçacık
hızlandırıcı ve ışınım tesislerinin hayata geçirilmesidir. Bu tesislerin kurulması 21. yüzyılın
geri kalanında ülke olarak bilim ve teknolojide büyük bir sıçrama yapmamızı sağlayacak
potansiyele sahiptir.
Soru 4- Parçacık hızlandırıcıları genellikle çok uluslu iş birlikleriyle yürütülüyor. Türkiye’nin bu
alandaki uluslararası konumu sizce yeterli mi, neler geliştirilebilir?
Cevap 4- Dünyada 40 civarında uluslararası boyutu olan hızlandırıcı merkezi vardır ve bunların en büyüğü CERN’dür (İsviçre-Fransa sınırında Cenevre’de kurulu) (https://home.cern).
CERN’de yaklaşık 110 ülkeden 14.000 civarında araştırmacı görev yapmaktadır. CERN’ün
giderlerini ise Türkiye'nin de aralarında bulunduğu CERN’e tam ve ortak üye olan 34
Avrupa ülkesi karşılamaktadır. Bu verileri konunun uluslararası boyutunun daha iyi
anlaşılabilmesi için verdim. Türkiye'nin CERN’deki güçlü varlığı ve yurtiçinde atılan
önemli adımlar bu alanda uluslararası tanınırlığı artırmıştır ancak daha yürünmesi gereken
uzun bir yol bulunmaktadır. Örneğin konuyla ilgili uzman ve firma sayılarımızın artırılması
ve hızlandırıcılar alanında üretici ve ihracatçı bir ülke olmamız uluslararası konumumuzun
güçlenmesi açısından kritik başlıklardır. Yeni enstitüler ve araştırma merkezleri kurmalı,
lisansüstü eğitime önem vermeli ve CERN dışındaki büyük ölçekli hızlandırıcı merkezleri
ile de (DESY, FNAL vb.) iş birliklerimizi geliştirmeli ve güçlendirmeliyiz.
Soru 5- Fizik mühendisliği disiplini, klasik mühendislik alanlarından farklı olarak hem teorik
hem deneysel düşünmeyi gerektiriyor. Bu disiplinin gelecekteki yönelimini nasıl
görüyorsunuz?
Cevap 5- Fizik mühendisleri malzeme bilimi başta olmak üzere uzay, savunma, havacılık, ulaşım,bilişim ve iletişim, sağlık, nükleer teknolojiler gibi kalkınmanın lokomotifi olan sektörlerde
görev üstlenmektedirler. Fizik mühendisliği ülkemizde nükleer enerji mühendisliği, akustik
ve optik mühendisliği, fotonik mühendisliği, nanoteknoloji mühendisliği gibi alanların
gelişmesinin önünü açmıştır. Fizik mühendisliği ileri düzeyli araştırmaların yapabilmesi,
katma değeri yüksek teknolojik ürünleri üretilebilmesi ve bu sayede ekonomik refahın
artırılması konularındaki önemini korumaktadır. Bu nedenle ülkemizde halen Ankara,
Hacettepe, İTÜ, Gaziantep, Medeniyet ve Gümüşhane Üniversitelerinde bulunan Fizik
Mühendisliği bölümlerinin sayısı özellikle sanayi altyapısı güçlü şehirlerimizde bulunan
üniversitelerimizde de açılarak çoğaltılmalıdır.
Soru 6- Nükleer teknolojiler genellikle kamuoyunda yanlış anlaşılabiliyor. Sizce toplumun bu
alana bakışını değiştirmek için bilim insanlarına nasıl bir rol düşüyor?
Cevap 6- Nükleer teknolojiler günümüzde nükleer enerji üretimi başta olmak üzere medikal ve
endüstri alanlarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Örneğin nükleer tıp alanında izotoplar
aracılığı ile teşhis ve tedavide, hızlandırıcı sürümlü sistemler aracılığı ile enerji üretiminde,
tahribatsız muayene alanında endüstride, nükleer atıkların bertarafında, tarihlendirme ve
yaş tayininde, derinde bulunan (beyin, göz vb.) kanser tümörlerinin tedavisinde kullanılan
hadron (proton ve nötron) terapi alanında, maden aranmasında ve jeolojik araştırmalarda
yaygın olarak kullanılmakta olan bir yüksek teknoloji alanıdır. Bilim insanları olarak
nükleer teknolojilerin kullanım alanları ve yararları konusunda daha çok çalışmalar yaparak
toplumdaki nükleer farkındalığı artırma ve bu alanda projeler geliştirme ve yürütme
sorumluluğumuz bulunmaktadır.
Soru 7- Türkiye'nin nükleer enerji ve hızlandırıcı teknolojilerinde kendi altyapısını kurması
sizce neden stratejik bir önem taşıyor?
Cevap 7- Hızlandırıcı teknolojileri ve nükleer teknolojiler 21. yüzyılın jenerik (lokomotif, öncü ve
doğurgan) teknolojilerindendir. Bu alanda eğitim ve araştırma altyapımızın güçlendirilmesi,
ilgili sektörde katma değeri çok yüksek olan sistem ve ürünlerin üretilmesi (örneğin
Akkuyu Nükleer Santrali yaklaşık 20 milyar dolara mal olmaktadır) ve bu alanlarda
ihracatçı bir ülke olmamız yoluyla refahımızın artırılması geleceğimiz açısından kritik bir
öneme sahiptir.
Soru 8- Yetişmekte olan genç fizik mühendislerine veya araştırmacılara, hızlandırıcı fiziği
alanına yönelmek isteyenlere ne gibi tavsiyeler verirsiniz?
Cevap 8- 40 yılı aşan meslek yaşamımda edindiğim deneyimlere dayalı olan tavsiyelerimi şu şekilde sıralamak isterim: alanları ile ilgili temel bilgilere sahip olmaya, başta İngilizce olmak
üzere en az iki yabancı dil bilmeye, bilgisayar işletim ve programlama dillerini öğrenmeye,
mühendislik tasarım ve analiz programlarına hakimiyete, eğitimleri sürecinde araştırma
yapma, proje geliştirme, raporlandırma ve sunum konularında deneyim edinmeye, yüksek
lisans ve doktora eğitimi ile uzmanlaşmaya, etik değerleri kavramaya ve milli değerlere
bağlılığa, iyi bir bilim ve teknoloji okuryazarlığına ve dünyadaki gelişmeleri yakından
takip etmeye öncelik vermelerini tavsiye ederim.
Soru 9- Akademide yıllarınızı geçirmiş bir bilim insanı olarak, sizce Türkiye’de bilimsel
araştırmaların en büyük engeli veya eksik halkası nedir?
Cevap 9- Türkiye’de bilimsel araştırmalar için bir engel bulunmazken, önceliklerin belirlenmesi,
gerekli araştırma altyapılarının oluşturulması ve araştırmalarının güçlü şekilde
desteklenmesi konusunda eksiklerimiz bulunmaktadır. Örneğin gayri safi milli hasıladan
(GSMH) Ar-Ge çalışmaları için ayrılan pay gelişmiş ülkelerde %3-4 iken ülkemizde bu
oran henüz %1.4 düzeyindedir. Doğal olarak her alanda olduğu gibi bilim ve teknoloji
alanında da kısa, orta ve uzun vadeli ulusal politikalar geliştirmek ve bunları kesintisiz
uygulamak da başarı için olmazsa olmaz durumundadır. İyi yetişmiş insan gücümüzü
arttırmadan (bir başka deyişle ihtiyacımız olan beşeri sermayemizi güçlendirmeden) büyük
ölçekli yatırım ve projeleri hayata geçirmemiz mümkün olmayacaktır. Türkiye olarak bu
alandaki en büyük ihtiyacımız bilimsel çalışmaları ve araştırmacıları öncelikli hale
getirmek, yeterli mali kaynak ayırmak, önceliklerimizi belirlemek ve yurt dışına beyin
göçünü önleyecek şekilde güçlü bir bilim teknoloji ekosistemini ülkemizde hakim
kılmamız gerekmektedir.
Soru 10- Eğer yeniden fizik mühendisliğine başlasaydınız, bugün hangi alt alanı seçerdiniz?
(Örneğin plazma fiziği, kuantum teknolojileri, nükleer uygulamalar vb.)
Cevap 10- Günümüzde çok öne çıkan kuantum teknolojileri başta olmak üzere birçok jenerik teknoloji özellikle 20. yüzyıl boyunca atom altı dünyada yapılan araştırmalar sonucunda ortaya
konulmuştur. Örneğin günümüzde çok fazla uygulaması bulunan nanoteknoloji ve
biyoteknoloji alanları da yine atom altı araştırmalar sayesinde gelişmiştir. 21. yüzyıla ise
başta CERN’de gerçekleştirilen çekirdek altı araştırmaların yön verdiği ve vermeye devam
edeceği bilinmektedir. Bu alanlarda üretilen bilgiler ve geliştirilen teknolojiler insanlığın
geleceği için, doğayı ve evrenimizi daha iyi anlamak adına insanlık için büyük önem
taşımaktadır. Bu tespitlerim ışığında eğer 1978 yılına dönüp yeniden fizik mühendisliğine
başlasaydım yine parçacık fiziği, nükleer fizik ve hızlandırıcılar alanında uzmanlaşmayı
seçerdim.
Soru 11- Son olarak hocam, bilimin sadece laboratuvarlarda değil, toplumun zihninde de yer
etmesi gerektiğini sıkça vurguluyorsunuz. Sizce bilime olan saygıyı artırmanın en etkili
yolu nedir? Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Cevap 11- 1970’li yıllardan başlayarak bilgisayar ve elektronik teknolojilerinin gelişmesi ve Endüstri 3.0 çağının yaşanması ve ardından internetin devreye girmesi ile üretilen bilginin her yıl ikiye katlanması ve hızla yayılması ile başlayan süreçte 2000’li yıllardan başlayarak
Endüstri 4.0 çağının yaşanıyor olması ve bu kapsamda günümüzün “Bilgi Çağı” ve çağın
gereklerini yerine getirebilen toplumluların da “Bilgi Toplumu” olarak anılmasını
sağlamıştır. Yapay zeka, makine öğrenme ve kuantum bilgisayar teknolojilerinin de
devreye girmesi ile 2030’lı yıllarda ise makinaların haberleşerek üretim yaptıkları Endüstri
5.0 çağı yaşanacak ve “Süper Akıllı Toplum” anlayışı gelişecektir. Bu çerçeveden bakınca
ülkemizde öncelikle Bilgi Toplumunun oluşması ve çağı yakalaması için başta eğitim alanı
olmak üzere araştırmadan iletişime, çevreden enerjiye, üretimden tüketime birçok alanda
reformlara imza atma ve hayata geçirme zorunluluğumuz bulunmaktadır. Bunun için ise en
büyük ihtiyacımız Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Atatürk’ün “Hayatta En
Büyük Mürşid İlimdir” diyerek belirttiği rehberin yolundan gitmek ve “Millî Kültürümüzü, Muasır Medeniyet Seviyesinin Üstüne Çıkaracağız” diye belirttiği büyük
ve önemli hedef doğrultusunda yorulmak nedir bilmeden çalışmaktır.
Kıymetli hocam, değerli vaktinizi ayırdığınız ve sorularıma anlamlı cevaplar vererek gösterdiğiniz ilgi ve alakanız için çok teşekkür ederim. Sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yaşam diliyor, işlerinizde kolaylıklar temenni ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.