Röportaj Serisi-19: Konuk = Prof.Dr.Hasibe Artaç (Çocuk İmmünolojisi ve Allerji)

Mert AKAR akarmert2015@gmail.com

“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin on dokuzuncu konuğu, ülkemizin yetiştirdiği çok değerli tıp doktorlarından Sayın Prof. Dr. Hasibe Artaç olacaktır. Kendisi, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı olarak görev yapmakta olup, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında öğretim üyesidir.Akademik çalışmaları, Sağlık Bilimleri Temel Alanı kapsamında Çocuk İmmünolojisi ve Allerji Hastalıkları (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları) üzerine yoğunlaşmakta olup, bu alandaki yetkinliğini ve öncü konumunu yıllar içerisinde gerçekleştirdiği bilimsel çalışmalarla kanıtlamıştır.İzninizle hocam, sorularıma başlamak istiyorum.
Soru 1: Öncelikle nasılsınız? Tıbbiye ardından Çocuk immünolojisi ve alerji gibi
oldukça zor ve çok disiplinli bir alana yönelmenizde sizi en çok etkileyen kişisel ya da
akademik kırılma noktası neydi?
Cevap 1: Teşekkür ederim, iyiyim. Çocuk İmmünoloji ve Alerji uzmanı olmak için
öncelikle Çocuk uzmanı olmak gerekiyor. Çocuk doktoru olmam için beni yönlendiren
annem oldu. 5-6 yaşlarındayken bile bana ne olacaksın diye sorduklarında annem
“çocuk doktoru” diye cevap verirdi. Bu hedef doğrultusunda Akdeniz Üniversitesi’nde
çocuk ihtisasını tamamladıktan sonra immünoloji konusunda kendimi geliştirmeyi
istedim. İmmünoloji ve Alerjiyi seçmemin pek çok sebebi var. Bağışıklık sisteminin
muazzam ve çok bilinmeyeni olan araştırmaya açık gizemli yapısı her zaman benim
çok ilgimi çekti. Farklı hücre, doku ve moleküllerden oluşan biyo-mikro-makineler,
kendinden olanı ve olmayanı ayırt ederek çevresel iç ve dış etkenlere karşı bağışıklık
yanıtını oluşturuyorlar. Birbirleriyle sürekli iletişim halinde kollektif ve koordineli
çalışıyorlar. Çocuk ihtisasım sırasında İmmünoloji profesörü rahmetli Olcay Yeğin
hoca Anabilim Dalı başkanımızdı. Olcay hoca; başarılı, çalışkan ve kendini öğrenci
yetiştirmeye adamış bir bilim insanıydı. Hastalara yaklaşımı ve immünolojik
mekanizmalar ile hastalıklar arasında kurduğu bağlantılardan etkilendiğimi
düşünüyorum. Bağışıklık sisteminin bütün diğer hücrelerle olan etkileşimi ve
hastalıklarla ilişkisi beni hep heyecanlandırmıştır.
Soru 2: Yayınlarınızda sıkça yer alan nadir genetik immün yetmezlikler, klinikte çoğu
zaman geç tanı alıyor. Sizce bu gecikmenin temel nedeni bilgi eksikliği mi, yoksa
sağlık sisteminin yapısal sınırları mı?
Cevap 2: Çok güzel bir soru. Bu gecikmenin temel nedeni nadir hastalıklar olarak
düşünülmesi, tanının akla gelmemesi ve farkındalığın yetersiz olmasıdır. En son
İmmünoloji Dernekleri birliğinin sınıflamasına göre yaklaşık 600 çeşit doğuştan gelen
bağışıklık yetmezliği tanımlandı. Tek başına düşünüldüğünde her bir hastalık tipi
nadir olarak değerlendirilse bile aslında sık görülen hastalıklardır. Ülkemizde akraba
evliliğinin de yüksek olduğu göz önünde bulundurulursa pek çok primer immün
yetmezlik hastalığı diğer Avrupa ve Amerika ülkelerinden daha sık görülmektedir.
Tanı koymak için önce bulguların ve hastalığın farkında olmak gerekir.
Soru 3: X-linked agammaglobulinemi ve CVID gibi hastalıklarda yalnızca B
hücrelerini değil, monosit ve T hücrelerini de merkeze alan çalışmalarınız, immün
sistemi anlamamızda nasıl bir bakış açısı kazandırdı?
Cevap 3. Bağışıklık sistemi birbiriyle kompleks bir etkileşim içinde pek çok hücreyi
kapsıyor. Bu nedenle X-linked agamaglobulinemi diğer adıyla Bruton hastalarında
sadece B hücre yokluğu değil eşlik eden diğer hücrelerdeki değişimi de inceledik.
Farklı merkezlerden hastaları değerlendirerek multidisipliner bir çalışma
gerçekleştirdik. Bu hastaların uzun dönem takibinde monositlerin yeni bir belirteç
olarak kullanılabileceğini gösterdik. Bu hastalarda enfeksiyonlar kontrol altında
tutulursa ilişkili organ hasarları minimuma düşüyor. Bu şekilde yaşam kalitelerini belli
bir düzeyde tutmaları ve normal yaşantılarına devam etmeleri mümkün oluyor. Hasarı
erken dönemde öngören her çalışma çok değerli. Bu hastalıklarda sadece eksik
olanın bir hücre değil tüm vücuttaki katmanlı bir değişim olduğunu anlıyoruz. Olayı
tek bir hücre değil de sistem problemi olarak algılarsak hastalıkların yönetimini daha
iyi yapabiliriz.
Soru 4: NEMO, ZAP-70, NLRP1 ve OTULIN gibi nadir moleküler bozukluklar, çocuk
hastalarda günlük klinik pratikte sizce ne ölçüde gözden kaçıyor?
Cevap 4: Bu hastalıklar 2000 de bir den az görülen nadir hastalıklar olarak bilinmekle
birlikte bu hastalıkların literatürde yayınlanan olguları sadece buz dağının görünen
kısmı. Tarama testlerinin olmaması, iltihabi bağırsak hastalığı, romatizma gibi diğer
hastalıklarla örtüşen bulgularının olması ve genetik testlere kısıtlı ulaşım ve
değerlendirmede uzmanlık gerektirmesi; hastaların tanı alamamasına veya geç tanı
almasına neden oluyor. Bu hastalıklar daha çok sık hastalanma, geçmeyen öksürük,
tekrarlayan kulak iltihapları veya uzamış ateş ile aile hekimleri, çocuk ve kulak-burun-
boğaz doktorlarına başvuruyorlar. Özellikle yaşamın ilk yıllarında bu hastalıklar
konusunda hekimlerin farkındalığı hastaların doğru yönlendirilmesi ve erken tanı
alması konusunda hayati öneme sahiptir. Bu nedenle ilgili branşlardaki hekimlerin
farkındalığını arttırmak gerekiyor.
Soru 5: Çocukluk çağında astım ve diğer kronik solunum yolu hastalıkları, yalnızca
nefes darlığıyla sınırlı kalmıyor; enfeksiyonlar, alerji ve bağışıklık sistemiyle iç içe
ilerliyor. Sizce astımın “basit bir solunum hastalığı” olarak görülmesi, tanı ve tedavide
hangi kritik noktaların gözden kaçmasına yol açıyor?
Cevap 5: Çocukluk çağında astım kronik havayolu iltihabı olup bütüncül yaklaşılırsa
tedavi edilebilir bir hastalıktır. Düzeltilmeyen ve kontrol altına alınamayan
enfeksiyonlar, reflü, alerjik çevresel durumlar; havayolu iltihabının geri dönüşümsüz
yapısal hasarlara yol açarak ve solunum fonksiyon kaybına neden olabilir. Ayrıca
astımın ayırıcı tanısına giren pek çok hastalığı da değerlendirmek gerekir. Aslında
diğer hastalıklar ayıklanarak astım tanısı netleşir ve tedavi düzenlenir. Tam olarak
iyileşinceye kadar hastalığın yönetimi ve takip çok önemlidir.
Soru 6: Aileler sık enfeksiyon geçiren çocuklarda “bağışıklığı mı düşük?” endişesi
yaşıyor. Klinik olarak, hangi belirtiler gerçekten bir immün yetmezlik şüphesi
doğurmalı ve hangi durumlar normal çocukluk sürecinin parçası olarak kabul
edilmeli?
Cevap 6: Bu kaygı ailelerde çok sık görülür ve çoğu zaman normal çocukluk
enfeksiyonları ile gerçek bağışıklık yetmezliği birbirine karışır. Klinik yaklaşımda bazı
ayırıcı noktalar oldukça nettir. Sağlıklı çocukların geçirdiği enfeksiyonlar soğuk
algınlığı ve boğaz enfeksiyonu gibi hastaneye yatış gerektirmeyen, kısa süren,
ağızdan antibiyotik tedavisi ile düzelen tiptedir. Enfeksiyonlar arasında çocuklar
sağlıklıdır, kilo alımı ve boy uzaması normaldir. Bağışıklık yetmezliği varsa ağır,
tekrarlayan, zor iyileşen, kilo alımı ve boy uzamasını etkileyen enfeksiyonlar vardır.
Bu durumlarda ve şüphelenildiğinde mutlaka bağışıklık testleri yapılmalıdır.
Soru 7: Montelukast tedavisi ve çocuklarda olası nöropsikiyatrik etkiler üzerine
yapılan çalışmanız, klinisyenlerin ilaç güvenliği yaklaşımını nasıl etkilemeli?
Cevap 7: Bu çalışmadaki montelukast içeren ilaçlar, alerjik rinit başta olmak üzere
pek çok alerjik hastalıkta kullanılıyor. İlaç prospektüsünde de nöropsikiyatrik yan etki
yazıyor zaten. Bazen çocuklarında bu ilacı yıllardır kullanıyorum ve kesince burunda
kaşıntı ve akıntı şikayetleri tekrar başlıyor bu yüzden doktor reçetesi olmadan kendim
sürekli arada kullanıyorum diyen ebeveynlerle karşılaşıyorum. Bütün bilgi ve
tecrübelerim ışığında söylemek isterim ki; ilaçlar uygun tanı ve endikasyonda
verilirlerse yan etki genellikle ortaya çıkmıyor. Klinisyenlerin sürekli ilaç kullanımı
yerine nedeni ortadan kaldırmaya yönelik gayretlerinin olması gerekiyor. Özellikle
çocukluk çağında ne kadar az ve kısa süreli ilaç o kadar az yan etki demektir.
Soru 8: Sarı un kurdu gibi alışılmadık alerjenlerin kronik ürtikerle ilişkilendirilmesi,
gelecekte değişen beslenme alışkanlıkları açısından nasıl bir uyarı niteliği taşıyor?
Cevap 8: Bu ilişki beslenme alışkanlıklarımız ve alerji arasındaki ilişkiyi ortaya
koyuyor. Farkında olmadan yediğimiz içtiğimiz gıdalara bağışıklık sisteminin tepkisi
yaşam kalitesini etkileyen alerjilerin gelişmesine neden olabilir. Bu nedenle, bu
yayınımız gıda katkı maddelerinin alerjiyi tetikleyebileceği açısından dikkatli olunması
ve mutlaka alerjik hastaların bu açıdan sorgulanması gerektiğini gösteriyor.
Soru 9: JAK inhibitörleri ve biyolojik ajanların, genetik ve otoinflamatuar
hastalıklarda başarılı şekilde kullanılması, klasik tedavi anlayışını sizce ne ölçüde
dönüştürdü?
Cevap 9: Geleneksel olarak tedavide kullandığımız bitkilerden elde edilen ilaçlar
bisiklet ise bu biyolojik ajanlar jet motorlu uçaklar olarak tanımlanıyor. Hedefe yönelik
tedaviler kortizonlar gibi pek çok yolağı bloke ederek iltihaplanmayı durdurmak yerine
sadece ilgili bölgedeki reseptörleri etkileyerek hem direk etki hem de daha az yan etki
potansiyeli taşıyor. Bu açıdan genetik tanıyı ve etkilediği yolağı bilmek bu tedavileri
kullanmak açısından büyük önem taşıyor.
Soru 10: Türkiye’de çocuk immünolojisi ve alerji alanında üretilen bilimsel
çalışmaların, uluslararası literatürdeki yeri ve görünürlüğü hakkında neler söylemek
istersiniz?
Cevap 10: Türkiye’de bu alanda Dünya literatürüne katkı sağlayan çok değerli
akademisyenlerimiz var. Ülkemizde akraba evliliği oranının yüksek olması nedeniyle
bağışıklık yetmezliği olan hastaları daha fazla görüyoruz. İlk defa ülkemizde yeni tanı
almış hastalar da var ve bu bağışıklık mekanizmaların aydınlatılmasında ve yeni
tedavilerin etkinliğinin değerlendirilmesinde çok değerli bilgiler sunuyorlar.
Soru 11: Son olarak; yıllar sonra akademik olarak “çocukluk çağında nadir immün
hastalıkların erken tanısına katkı sağlayan isim” olarak anılsanız, bu sizin için ne
ifade ederdi?
Cevap 11: Bu soru benim için hayatın anlamını ifade ediyor. Bazı çocukların tanısı
gecikmedi, çünkü birileri zamanında doğuştan bağışıklık yetmezliği olabileceğinden
şüphe etti. Bazı çocuklar erken tanı aldığı için daha az yoğun bakım yatışı oldu, daha
az organ hasarı oluştu, okula gidebildi, sağlıklı insanlar gibi hissetti, normal hayatına
devam edebildi, yaşam kalitesi arttı. Doğru olanı zamanında yapabilmek, çocukların
ve ailelerinin hayatına olumlu yönde dokunabilmek çok değerli benim için. Doğru
soruyu zamanında sormayı, bir şeylerin normal gitmediğini hissetmeyi, o sevgiyi
bilimsel dile çevirip dünyanın öbür ucunda bir doktorun faydalanmasını sağlamayı
ifade ediyor ki bu çok kıymetlidir. Gözden kaçan bulguları fark ederek erken tanı
koymak mümkün olur. 
Sayın hocam, değerli vaktinizi ayırdığınız ve sorularıma anlamlı cevaplar vererek gösterdiğiniz yardımseverliğiniz için çok teşekkür ederim. Çalışmalarınızı anladığım kadarıyla büyük bir ilgiyle ve takdirle takip edeceğim. Sağlık, mutluluk ve başarı dolu uzun bir yaşam diliyor, işlerinizde kolaylıklar temenni ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.