Röportaj Serisi-17: Konuk = Prof.Dr.Tuğrul Dereli (Dermatoloji)
“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin on yedinci konuğu, 35 yılını Ege Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalı’na adamış, akademik birikimiyle nesiller yetiştirmiş ve uzun yıllardır kendi muayenehanesinde hastalarına hizmet vermeye devam eden alanında duayen; Sayın Prof. Dr. Tuğrul Dereli olacaktır. Bu röportajda, dermatolojinin geçen yıllar içindeki dönüşümünü, estetik sektörünün mesleğe etkilerini ve deri sağlığına dair doğru bilinen yanlışları konuşacağız.. Röportaj teklifimi kırmayıp kabul ettiği için kendisine teşekkür ederim. Hocam, izninizle sorularıma geçiyorum.
Soru 1: Hocam, öncelikle nasılsınız? Akademik kariyeriniz ve kişisel yaşamınız nasıl gidiyor? Dermatoloji alanına yönelmenizde özel bir olay veya kişi etkili olmuş muydu?
Cevap 1: 2017 Mart ayında; öğrencilik, asistanlık ve öğretim üyeliği dahil tam 35 yıl emek verdiğim Ege Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalı’ndan emekli oldum. 1996 yılından beri işlettiğim muayenehanemde hekimlik hayatıma devam ediyorum. Akademik çalışmalarım da durmuş değil; kongre ve sempozyumlardan sıkça davet alıyorum, buralarda bilgi ve tecrübelerimi aktarıyorum. Ayrıca son iki yıldır Tınaztepe Üniversitesi’nde tıp fakültesi 5.sınıf öğrencilerine dermatoloji dersleri veriyorum. Dermatoloji benim öğrencilik yıllarımda bugünkü kadar popüler değildi. O dönemler kozmetoloji ve estetiğin bu denli ön plana çıkması söz konusu değildi. Daha sonra botoks ve dolgu gibi işlemlerin ortaya çıkmasıyla bu alan devasa bir sektör haline geldi. Beni bu branşa yönlendiren kişi ise dönemin kürsü başkanı Prof. Dr. Saffet Solak hocamdı. Saffet Hocam, dermatolojinin bir bilmece gibi olduğunu ve hastalıkları çözümlemenin büyük bir keyif verdiğini söylerdi. Ayrıca hobilerime vakit ayırabileceğim yorucu olmayan bir branş olduğunu belirtmişti; her ne kadar zaman zaman beni oldukça yormuş olsa da...
Soru 2: Cilt sağlığı son yıllarda estetik endüstrisi ile iç içe geçti. Tıp ve kozmetik
arasında nasıl bir denge kurulmalı?
Cevap 2: Kesinlikle bir denge kurulması şart. Meslektaşlarımın yoğun bir şekilde estetik ve kozmetiğe yönelmesi nedeniyle, klasik dermatoloji hastalarını tedavi edecek hekim bulmak zorlaşmaya başladı. Ben kendi pratiğimde dermatolojik olguları her zaman ön planda tutuyorum.Türkiye’de kozmetik işlemleri ilk uygulayan ve eğitimini verenlerden biri olmama rağmen, bu dengeyi korumak gerektiğini düşünüyorum. Tabii bu durumun bir nedeni de hastanelerdeki yoğunluk; 5 dakikada bir hasta bakmaya zorlanan hekimler bu baskıdan kaçmak için kozmetiğe yönelebiliyorlar.
Soru 3: Deri hastalıklarının psikolojik etkileri, özellikle genç bireylerde nasıl
gözlemleniyor?
Cevap 3:Deri, vücudun en büyük organıdır ve dış dünyayla bağlantımızı sağlar. Günümüzde dış görünüş; iş bulmaktan sosyal hayatta yer edinmeye kadar yadsınamaz bir öneme sahip. Bizim için en önemli kriterlerden biri “Hayat Kalite İndeksi”dir. Yapılan araştırmalarda, sivilce(akne) sorunu yaşayan gençlerin hayat kalitesinin, orta/ileri derece kalp yetmezliği çeken bireylerden daha düşük çıktığı görülmüştür. Bu şaşırtıcı ama gerçektir. 15 yaşındaki bir gencin yüzündeki sivilceler nedeniyle yaşadığı psikolojik travmayı iyileştirmek bizim en önemli görevimizdir.
Soru 4: Artan alerjik hastalıklar ve çevresel faktörler arasındaki ilişkiyi nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Cevap 4: Sanayileşme ve teknolojiyle birlikte hayatımıza binlerce yeni kimyasal girdi. İş yerinde, evde, her an bu maddelerle temas halindeyiz. Özellikle nikel, yapıştırıcılar, plastikler, boyalar ve kozmetik içerikleri nedeniyle dermatit tablolarında ciddi bir artış var. Ancak modern testler sayesinde artık neye karşı alerji geliştiğini tespit edip önlem alabiliyoruz.
Soru 5: Lazer gibi yenilikçi teknolojiler klasik tedavilerin yerini tamamen alabilir
mi?
Cevap 5:Lazerler artık dermatoloji pratiğinin vazgeçilmez bir parçası ancak tamamen klasik tedavilerin yerini alacağını düşünmüyorum. Ben hâlâ hocalarımdan öğrendiğim ve eczanede hazırlanan majistral reçeteleri kullanıyorum ve aldığım sonuçlardan son derece memnunum.
Soru 6: Türkiye’deki dermatoloji eğitimini dünya standartlarıyla kıyasladığınızda
neler söylersiniz?
Cevap 6: Türkiye’de dermatoloji eğitimi dünya standartlarındaydı, ancak son dönemde nitelik yerine nicelik ön plana geçti. Biz Ege Üniversitesi’nde 9 öğretim üyesiyken 4-8 asistanımız olurdu; hoca-asistan teması birebirdi. Şimdi ise İstanbul’da birkaç hocası olup 50’den fazla asistanı olan kurumlar var. Bu kadar çok asistanı yeterli eğitim vermeden sahaya sürerseniz, 40 akıllının çözemeyeceği tıbbi hatalarla karşılaşabilirsiniz. Avrupa ülkeleri hekim sıkıntısı çekmesine rağmen asla eğitim kalitesinden ödün vererek bu yola başvurmadılar.
Soru 7: Güneş ve deri kanseri ilişkisinde halkın yaptığı en büyük yanlış nedir?
Cevap 7: En büyük yanlış, güneş koruyucu sürünce gün boyu güneşte kalınabileceği yanılgısıdır. Saat 11:00 ile 15:00 arasında doğrudan güneşe çıkmamak en iyi korunmadır. Ayrıca, kışın bile sürekli ve kontrolsüz güneş koruyucu kullanımı taraftarı değilim. Bu ürünlerin içinde çok sayıda kimyasal var. Deri kanseri riski veya leke problemi olmayanların, güneşle karşılaşmadıkları anlarda bu ürünleri sürekli kullanmalarını önermiyorum.
Soru 8: Pandemi sonrası cilt sağlığında ne gibi kalıcı değişimler gözlemlediniz?
Cevap 8: Dezenfektan kullanımına bağlı el egzamaları çok arttı. Ayrıca otoimmün hastalıklar dediğimiz; Vitiligo (Alaca), Sedef ve Saçkıran (Alopesi Areata) vakalarında ciddi bir
yükseliş gözlemliyoruz.
Soru 9: Yapay zeka ve dijitalleşmenin dermatolojideki geleceğini nasıl
görüyorsunuz?
Cevap 9: Yapay zeka, özellikle deri kanserlerinin erken teşhisinde devrim yaratıyor. Bu teknolojilerin,özellikle tecrübesiz genç dermatologların teşhis koyma süreçlerini ciddi şekilde
kolaylaştıracağını ve hata payını düşüreceğini düşünüyorum.
Son Soru: Son olarak; genç hekimlere ve tıp öğrencilerine tavsiyeleriniz nelerdir? Ek olarak söylemek istediğiniz var mıdır?
Son Soru Cevabı: Aslında tavsiyeye gerek kalmadı çünkü dermatoloji artık herkesin ilk tercihi. Bu durum hem gurur verici hem de düşündürücü. En parlak zihinlerin sadece dermatolojiye değil; cerrahi, kadın doğum ve çocuk gibi branşlara da dengeli dağılması gerekir. Bu, ülkenin sağlık politikasıyla çözülmesi gereken derin bir meseledir.
Beni kırmayarak hasbihal tarzındaki röportaj serime konuk olduğu, bıraktığı bu kıymetli anı ile saygıyı sonuna kadar hak ettiğini; yalnızca başarılarıyla değil, kişisel hayatıyla da bizlere örnek olduğunu bir kez daha gösterdiği için çok değerli hocama tekrar ve tekrar minnet ve teşekkürlerimi sunarım. Sağlığınız daim olsun, değerli hocam. Saygılarımla.