Gördes'in Güzel İnsanları

Gülruh DEMİREL gulruhdemirel123@gmail.com

Pek de Bir Başkadır Gari…

Gördes’te çocukluğumda hasta olduğumda, sedire serilen beyaz dantelli, tertemiz çarşaflarda yattığım günleri anımsıyorum.
Ve “o eski yıllarda hasta olmak bile güzeldi” diye başladığım sözlerime pek anlam veremiyor olabilirsiniz ama biraz sonra bana hak vereceğinize eminim.
Hastalanan annelerimizi daha eve girer girmez anlardık. Nasıl mı? Öksürük ya da hapşırık diyeceğimi sanmayın sakın… Alınlarına doladıkları, kenarları oyalı yemenilerinden…
Annelerimizin hastalık belirtileri çoğu zaman baş ağrısıyla başlardı. Hemencecik yemenilerini katlar, alınlarına dolayarak sıkıca bağlarlardı. “Yine başım tuttu” deyip şifalı ellerle okutmak için komşularımızdan yardım isterlerdi. Eve gelen eşleri ise hanımının alnındaki yemeniyi görünce, “Obuu! Hanım, çekiyi çekmişsin gari! Hasta mısın?” diye sorarlardı.
Şifacımız ise mahallemizin köşesinde oturan Avulanların Şadiye teyzesiydi. Elinden gelmeyen hüner yoktu sanırım; kurşun döker, parpı yapar, aynı zamanda mahallemizin ebe ninesiydi.

Baş ağrısı ya da başka ağrılar için eline AL yemenisini ve koca bıçağını alır, bizim eve gelir gelmez hemen işe koyulurdu. Anneannemin adeta hazırda bekleyen bir Hızır acil servisiydi.

“Obuu Zehranım, ne oldu yine, ayakların mı ağrıyor?” diyerek dualar eşliğinde ayaklarının üzerine al renkli kumaşı örter, uzun saplı büyük bıçağın tersiyle ağrıyan bölgeye dokunarak parpı yapmaya başlardı. Her adımda kendine gelen anneannem, “Obuu Şadiye kardeşim, pek iyi geldi,” diyerek övgülerini dile getirirdi.
Aslında yapılanların şifasının kaynağı sevgiydi. Hemencecik yardıma koşan, “Arkandayım, iyi olacaksın,” sözleriyle birleşen dualar insanı iyileştirirdi.
Hele çocukluğumda hasta olduğum zamanları hiç unutmuyorum… Eski günlerde hasta olmak bile güzeldi. Hemen doktora gidilmezdi; sevgi, doğal yiyecekler, şifalı bitkiler, dualar ve kurşun dökme ile çoğu kez iyileşirdik.

Karşı komşumuz Şerife teyzenin getirdiği tavuk suyuna çorba, içtiğim tüm çorbalardan daha lezzetli gelirdi. Limon sıkılınca tadı bir kat daha artardı.

Büyüklerin “Nazara mı geldin güzel kızım?” diyerek okuyup kurşun dökmesi  insanın ruhuna şifa olurdu.

Bastonuna dayanarak gelen komşu Dişçilerin Emine teyze, “Ayva danası (civan perçemi) getirdim Ayten kızım, Gülruh içsin, kaynatıver,” der; sonra da başımı okşayarak “İç kızım, mide ağrın geçer,” sözleriyle içimizi ısıtırdı. Daha içmeden insanın ruhu şifa bulurdu. Ve dualar adeta ilacımız olurdu.

Genelde de çoğu kez eşimiz çıkardı. Karın ağrısı gibi hissedilen bu durum, göbeğin sabunla hafifçe ovalanıp yerine oturtulmasıyla iyileştirilirdi. “Göbeğini yerine koydum. Pek kötü olmuşsun, bir şeye çok mu üzüldün? Şükür iyileştin,” sözleriyle şifa seansı tamamlanırdı.

Zor bir durumla karşılaşınca veya  ufak bir kaza  olduğunda bakkaldan alınan tuz paketi dua ile başının etrafında dolandırılarak okunur ve mahalledeki bir ihtiyaç sahibine verilirdi.
Başına bir kaza gelen kişiye de “Sen başından bir tuz çevirip daha vermedin mi, hemen dağıt,” diye tembih edilirdi.

Tarhana kokulu elleriyle üretken, becerikli Gördes’in güzel insanları…
Girdikleri her ortama uyum sağlar, gerektiğinde özenle konuşur, gerektiğinde de samimi bir şekilde “obuu gari!” deyip sohbete sıcaklık katarlardı.
Gördes’in bağrında yetişen güzel insanlar pek de bir başkadır gari!
Sizce de öyle değil mi?

Çeki ;Alına bağlanan yemeniye verilen isim...