Gezi İzlenimlerim-3
Kanarya Adaları’nda Bir Sabah
Gün daha doğmadan, uykumu almış ve dinlenmiş bir şekilde uyandım. Hava öylesine güzel ki — ne güneş yakıyor ne rüzgar üşütüyor. Denizle hava sıcaklığı kusursuz bir denge içinde. İnsan kendini sanki doğanın kalbinde hissediyor.
Adanın doğası oldukça ilginç; neredeyse hiç ağaç yok. Sadece sahil boyunca zarif palmiyeler, içerlerdeyse dev kaktüsler göze çarpıyor. Dağlar kupkuru, sanki zamanın eli onlara hiç dokunmamış gibi. Yanardağ geçmişi ve Sahra Çölü’nün uzantısı oluşu, adaya bambaşka bir karakter kazandırmış. Pandemi döneminde el değmemiş sahillerde, rüzgarın şekillendirdiği kumullar arasında yürümek, insana çölün sessizliğini hissettiriyor.
Burada zaman farklı akıyor. Türkiye saatiyle uyanıyor, akşam olunca adanın ritmine tatlı bir yorgunlukla uyum sağlıyoruz. Tur programı gibi bir telaşımız yok; tamamen içimizden geldiği gibi geziyoruz. Akşamları Türkiye’den getirdiğimiz çayı demleyip memleket kokusunu küçük bardaklarda yudumluyoruz. Her şey bulunabiliyor ama çay yok!
Kahvaltı kültürleri bizden oldukça farklı. Zeytin, peynir, börek yok; onların sabah sofrasında kek, tortilya, kahve ve portakal suyu var. Türk kahvesi hariç her tür kahve mevcut ama ben yine de kendi kahvaltımı özlüyorum. Mutfakta bizi karşılayan Beko buzdolabı bile “Hoş geldiniz, bir bardak çay da bana verin” der gibi.
Deniz ürünleri hem lezzetli hem de oldukça uygun fiyatlı. Et ve tavuk Türkiye’nin neredeyse beşte biri. Bugün deve safarisine katıldık, volkanik dağlara tırmandık. Dağlar sessiz, kupkuru… Ne koyun, ne keçi, ne de kedi köpek var buralarda. Sahilde sigara içmek yasak ama yasaklı madde satışı serbest — hayatın çelişkisi burada da karşımıza çıkıyor.
Adanın meşhur tatlısı “Churros”, sıcak çikolataya batırılarak yeniyor. Cheesecake ve tropikal meyveler ise bambaşka bir lezzet sunuyor. Deniz her mevsim davetkâr. Farklı ülkelerden gelen insanlarla kelimeler olmadan da anlaşabiliyoruz; bir tebessüm, bir el hareketi yeterli oluyor.
Kanarya kuşları az ama adanın adı aslında bu kuşlardan gelmiyor. “Canaria” sözcüğü, Latince canis yani “köpek” kelimesinden türemiş. Rivayete göre Romalılar, adalarda yaşayan iri vahşi köpekler nedeniyle buraya “Canariae Insulae” — “Köpekler Adası” adını vermiş. Zamanla bu isim, burada yaşayan küçük sarı ötücü kuşlarla özdeşleşmiş ve “Kanarya Adaları” olarak anılmaya başlamış.
Yine de güneşin altında, rüzgarın sesinde, denizin tuzunda hayatın bütün güzelliğini yeniden hissediyorsun.