Merve Aksoy

Merve Aksoy

merveaksoy425@gmail.com

Kişisel ve Sosyal Kimliğimiz

25 Haziran 2021 - 17:09

Kimlik kavramına bakıldığında; literatürde toplumların ve kişilerin değer ve inançları doğrultusunda tanımlanmasıdır.
‘Sen kimsin?’ ‘Nereye Aitsin?’ ‘Hangi Gruba Mensupsun?’ gibi soruların yanıtı kimlik kavramında saklıdır. Bireyler bu sorunun cevabını “Ben Kimim?” sorgulamasıyla öz benliğin oluşmasında yer alan değişkenlikler ve farklılıklar ekseninde tanımlarlar.  Aidiyetlik olgusu tam da bu noktada etkili olmuştur. Çünkü bireyler kendilerini bu tutum çerçevesinde diğerlerinden ayırt edici bir biçimde paradoksal sürecin içinde bulmuş olacaklardır. Kimliğin de bir şeye ait olma ihtiyacından doğduğu düşüncesinin sonucu çıkarılabilir.
Kişisel kimliğin yanında sosyal kimlik ise gruplar tarafından tanınma, desteklenme gibi toplumsal aidiyetlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Grupların getirmiş olduğu normlar ve prensipler doğrultusunda bireyler kendi kimliklerinin dışına çıkmışlardır. Bu gibi durumlara bukalemun etkisi yani grup içinde kabul görmek için sahte kimliğe bürünme diyebiliriz.
Kimlik oluşumu öncelikle kişinin bir isme sahip olması, ardından dine ve ulusa mensup olması ile başlamıştır. Bunların dışında içinde yaşanılan çevrenin ve kültürel yapının etkisiyle ortaya çıkan kimliğin oluşumu; zamanla kişinin kendini tanımlamasını kolaylaştıracaktır. Bireyler ergenlik çağından itibaren bir şeyleri daha da sorgulamaya başladıkları için gruplar içinde yer edinme, saygınlık görme ve kendini tasvir etme gibi süreçlere dahil olacaklardır. Bu süreçte çevrenin etkisi edinilen bilgiler ve araştırmalar doğrultusunda kendi benliğinden (kimliğinden) sıyrılarak yeni bir kimlik arayışına çıkacaklardır.
Bilinçli olarak kimlik edinme, yenileme ya da değiştirme süreci yalnızca ergenlik çağıyla sınırlı değildir. İnsanın sosyalleşme süreci çocuklukta ve ergenlikte daha belirgin olarak yaşanır ama hiçbir zaman durmaz. Hayatın ileriki dönemlerinde de devam eder. Özellikle, göç, meslek değiştirme, yabancı ülkelerde bulunma gibi yaşam deneyimleri insanın kimliğini de etkiler. Bu da, eski ve yeni, verili ve kazanılmış kimlikler arasında hiç bitmeyecek bir mücadele demektir. Bu mücadele ise kimlik olgusunu hep dinamik ve canlı tutan, onu kalıplaşmaktan ve donmaktan uzaklaştıran bir etmendir.[1]
Kazanılan her kimlik ikilik mekanizması ile anlam kazanır. Yani yeni bir kimliğin oluşması karşıt bir kimliğin var olması ile doğru orantılıdır. Bu durum kolektif bir biçimde bireyler ve toplumlar üzerine nüfus eder. Her ne kadar oluşumunu tamamlamış gözükse de her yeni bir bilgi ve ortam ışığında değişerek kazanımlara devam etmektedir.
Kişiler kendilerine ait bir kimlik, bir benlik oluşturmadıkları sürece başkalarının hayallerini gerçekleştirmeye toplumlar ise başkalarının baskısı altında yaşamaya ve yönetilmeye mahkum kalacaktır.
Yusuf Alparslan Özdemir hocanın bir sözüyle bitirmek istiyorum. Üniversitedeyken çok sevdiğim Gökhan hocam da derslerde sıkça dile getirirdi; “TANIMLAMAZSAN TANIMLANIRSIN”

 
[1] Sefa Şimşek, Günümüzün Kimlik Sorunu ve Bu Sorunun Yaşandığı Temel Çatışma Eksenleri,s.34

Bu yazı 512 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum